GÜZEL KONUŞMA SANATI(DİKSİYON)

 

Belli bir zamanda ve herhangi bir toprak parçasında beraber yaşamak millet olmak için yeterli değildir. Millet olmak için bir takım özelliklerin bulunması gerekir. Bunların başında milletin kendini ifade edebilmesi için dil gelir. Bu konuda değişik görüşler olmakla beraber genellikle ortak dil, ortak din, tarih, ülke ve devlet birliğinin topluluğu millet yaptığı kabul görmektedir.

Üzerinde yatan toprak parçası sayılan bu özellikler sayesinde vatan olur. Vatan millet fertlerinin ortak dil ve ruhlarının yaşadığı yer demektir. Bu yerde kader birliği içinde yaşanılan hayat ve konuşulan dil ise tarihtir. Bu yüzden milletlerin çoğu tarih sahnesine yeni çıkmıştır. Türk milletinin kökü tarihin derinliklerinden gelen bizim bildiğimiz beş bin yıl öncesine dayanan bir kültür devletidir.

Vatan ve ortak geçmiş tarihi ve dili bulunmayan bir topluluğun millet olması düşünülmüş. Diğer taraftan milletleşmiş bir toplumun milli bir dili, kültürü ve kimliği vardır.

Ortak kabul görmüş bir yaşam tarzı vardır.

Birilerinin dayatmasıyla milli kimlik ve dil olmaz. Milli kimliğin ve dilin kaybolması da bir millet için faciadır. Milli dilin ve kimliğini kaybeden bir toplum her zaman yok olmaya mahkûmdur.

Dünyada namus ve şerefimizi koruyarak huzur ve güven içinde yaşayabilmek ancak bağımsız bir devlete ve vatana sahip olmakla mümkündür. Bağımsız olabilmek içinde millet şuuruna sahip olmak gerekir. Millet milli kimliğini muhafaza eden milli dilini iyi konuşan ve birlik beraberlik içinde olmak ve onları kötü emel sahiplerine karşı korumakla mümkündür. Buda dilde birliğin işte birliğin, fikirde birliğin temelini oluşturur. Gaspıralı İsmail’in dediği gibi ‘ her kapının bir anahtarı vardır. İnsanın anahtarı ise dildir. Dil kişinin veya bir milletin kendisini ifade edebilme sanatıdır. Bu nedenledir ki Milliyetçiliğin temel unsurlarından biri olan Türk Dilini en iyi şekilde kullanmak hızlı, akıcı, inandırıcı, etkileyici ve müzikaliteyi de kullanarak kitleleri etkilemek, kendimizi en güzel şekilde ifade edebilmek, dilde birliği sağlamaktır. İyi bir hatip veye yorumcu olabilmek için, güzel konuşarak, düşüncelerimizde hareketsiz duran kelimelere can ve ruh vererek ifade ve anlatım gücümüzü geliştirmektir. Diksiyonun amacı; yorumculuğu ve güzel sözlerle duygularımızı ve düşüncelerimizi iyi ve anlamlı anlatmaya ulaşmaktır.

1- Söz söyleyeni anlatmaya alıştırmak,

2- Dinleyeni inandırmak ve heyecanlandırmak,

3- Dinleyenin hoşuna gitmek,

4- Kendine güven sağlamak,

5- Konuşmada açıklık, gerçeklik, anlaşılırlık ve güzelliği vurgulamak.

KONULAR

1- Konuşma Sanatının önemi

2- Ses

a) Ses olayı

b) Solunum

c) Selen

d) Durak

e) Ton

3- Kelime

a) Kelimenin elemanları

b) Söyleniş

c) Boğumlama

d) Ulama

4- Söz akımı

a) Canlılık mekanizması

b) Noktalama

c) Sesin hükümleri

5- Anlatım

a) Doğallık

b) Üslup

c) Açıklık

d) Kuvvet

e) İncelik

f) Duygu

g) Çeşitlilik

h) Hareket

i) Ton

6- Jest ve mimik

GÜZEL KONUŞMA VE İFADE ETME SANATI

Güzel konuşmanın önemini düşünmeyenler pek çoktur. Halk karşısında söz söylemek zorunda olan bazı kimseler güçlüklerle hatta başarısızlıklarla karşılaştıkları halde güzel konuşma sanatına önem verip öğrenmeye çalışmazlar.

Bazı düşünceler yanlış bir düşünceyle konuşma sanatım bir özenti ya da bir farklılık sayarlar. Düşündüklerini de şöyle savunurlar: “En iyi hatipler bile, ses ve söyleniş hatası yapmazlar mı?” Mademki halkı kendilerine hayran bırakıp başarı kazanıyorlar, öyleyse… Sonra profesörler, hatipler, yargıçlar, politikacılar, radyo ve televizyonlarda gürül gürül konuşuyorlar. Bunlar hep diksiyon dersi mi almışlar?

Bütün konuşanlara güzel konuşma dersleri verilmiş mi? O halde, delicesine çalışmaya ne lüzum var?

Bunları söyleyenlerin bir bakıma hakları vardır. Çünkü onlar başkaları konuşurlarken yaptıkları yanlışları ancak, güzel konuşmayı kavradıktan sonra ayırt edebilirler. Onlara bu doğru yolu, güzel konuşma sanatı öğretmeni gösterebilir.

Birçok politikacı ve konuşmacının diksiyonu acınacak durumdadır. Toplum karşısında söz söyleyen için iyi bir diksiyonun sonsuz yararları vardır. Gerçek kişilere yeryüzünde seyrek rastlanır. Bunlar, söz söyleme kusurlarını düzeltip iyi hatip olmuşlardır.

Tarih bize, Çiçero’nun söz sanatının güçlüklerini yenebilmek için ne kadar büyük çaba harcadığını anlatmaktadır. Günümüz hatiplerinin çoğu, bu kusurlarına hiç aldırmadan sadece bağırıp çağırmakla etki uyandıracaklarını umuyorlar, kendilerine çok güveniyorlar.

Diksiyon; meydanlarda, meclis kürsülerinde konuşan, kısaca söz sanatını meslek edinmiş kimselerde büyük yarar sağlar. Bununla beraber denebilir ki hemen hemen herkes bir toplulukta konuşma ihtiyacı duyar. Bu bakımdan diksiyon alıştırmaları herkes için yararlıdır. Hele, herkese, toplulukta söz söyleme fırsatını veren zamanımızda, bunu çok görebilirler. Bildiklerini başkalarına da öğretmeyi bir ödev sayarak bu zevkli işi üzerine almış olan her insan, bunları başkalarına anlatırken de zevkle dinletmesini bilmelidir. Düşünen insanlar, düşündüklerini başkalarına anlatma gereği duyarlar. Siyasî partiler, okullar için konferans sayılarını çoğaltmaya, toplumun her kesimine inmeye çalışıyorlar.

İyi söz söylemek için diksiyon çalışılmalıdır. Yüksek sesle konuşmak, kitap okumak, bildiğini anlatmak, anlattığından zevk almak, güzel bir yoldur.

Konuşmaya ve hitaba alışmaktır. Bu giderek geliştirilip büyük halk kitlelerine duygu ve düşüncelerini sıkılmadan aktarmayı geliştirir. Yalnız dinleyenler, konuyu zevkle dinlemeyi elde edemezlerse, monoton bir konuşma, dinleyenleri sı-kar. Çünkü bir makine sesi gibi gır gır şurup giden, aynı tonu tekrarlayan sesler, dinleme zevki olan herkesi usandırır. Halk karşısında dinleyenler kadar, söz söyleyenin de zevk almaşı gerekir.

Müzikte nasıl kompozisyonun bir yorumculuk yönü varsa, konuşmada da yorumculuk, güzel konuşmadır. Diksiyon, beynimizde hareketsiz duran duygu ve düşüncelere, kelimelere can ve ruh vererek, topluma anlatmamızı sağlar.

Diksiyonun amacı yorumculuğa ulaşmaktır. Bunun için de şu yöntemlere başvurulur.

1- Söz söyleyeni anlatmaya alıştırmak

2- Dinleyeni inandırmak ve heyecanlandırmak

3- Dinleyenin hoşuna gitmek

4- Kendine güveni sağlamak

5- Anlatacağı konuyu iyi bilmek

Dinleyenin hoşuna gitmek sözüyle, şu üç noktaya dikkat etmeliyiz:

a) Konuşmada açıklık

b) Konuşmada gerçeklik

c) Konuşmada güzellik

Konuşma, ses kelime ve söz akımından meydana geldiğine göre, bir sözü açıkça anlatabilmek, söz ve anlatımın inandırıcı olması, karşısındakileri etkilemesi ve sıkmaması gerekir.

Söz; düşünceleri hisleri meydana çıkarmak için insanlığın biricik aracıdır. Mimik ve jestlerde sözün yardımcı elemanlarıdır. Açıklık, gerçekçilik ve güzelliğin elde edilmesi bakımından sözün yanında mimik ve jest de önemlidir.

Bir sanatın güçlüklerini ancak çalışmakla, kendi çabamızla yenebiliriz. Sadece yeteneğimize güvenmemiz yetmez, çalışma gücümüz yeteneğimize yardım eder.

Eğer resim yapmasını öğrenmek istiyorsanız, önce görme duyumuzu geliştirmemiz gerekir. Başkalarının ve kendinizin konuşmasını hiç işitmemiş gibi, yeni baştan dinlemeliyiz.

Söyleniş hataları, yazarın hatalarından hangi memleketlerden geldiği, çoğunlukla hangi sesleri yanlış söyledikleri, hangilerini söyleyemedikleri göz önüne alınmalıdır. Bu hatalar çoğunlukla, o kimselerin etrafında söylenen kelimeleri hiç dikkat etmeden benimsemelerinden ileri gelir.

Çok dil bilen kimseler, hiç farkına varmadan, karşısındakilere konuşurken bir dilden öbürüne geçerler. İşte söyleniş hataları böyledir. Farkına varılmadığı için benimsenir ve yerleşir.

Kendinizi ses, söz, anlatım bakımından hazırlamak zorundasınız. Konuşurken sesinizin hoşa gidecek güzel bir kısmı olmalıdır. Sesimiz ne hım hım ne de boğaz sesi olmalıdır. Maskeye yerleşmiş temiz bir ses olarak kulağa hoş gelmelidir.

Bir imla yanlışının gözümüze çarpması gibi, bir söyleyiş yanlışı da kulağımıza çarpar. Bir konuşmanın canlılığı, hareketliliği sizi duygulandırır, yalnız bu duygu kendiliğinden meydana gelmez; onu söz söyleyen yaratır. Çevremizde duyduklarınızı, gördüklerinizi aklınızın bir köşesinde saklayınız. İşittiğiniz tiz ses tonuyla, kötü kulağı rahatsız edenleri birbirinden ayırınız.

Böylece; iyisini, kötüsünden ayırarak hem kendinize hem de toplumumuza yardım etmiş olursunuz.

Hem mademki tavır, jest, mimik ve söz, bütün bunlar duygu ve heyecanların anlatımına yarıyor. O halde siz de bunları konuşmanızda kullanmaya calisiniz.

Kesin olarak bilinmelidir ki; uysal her kalbe getirilebilir bir ses aletine sahip her konuşmacı, sözlerini zevkle dinletebilir, düşüncelerini karşısındakine rahatlıkla aktarabilir. Düşünce ve duygularını anlatabilen kişi, başarıya giden yolda ilk adımını atmış demektir.

Biliyorsunuz ki ses, insanın bir şeyi yapabilmesi için ağzından çıkan şeylerdir. Pek ince ses yapısı olan ses aletini, onunla iş gören kişinin tanıması gerekir. Çünkü onu koruması, tanıdığı oranda kolaylaşır. Gırtlağımızda meydana gelen şeyler, ağzımızdan şekillenerek ses ve söz halinde çıkar. Güzel konuşma sanatı bakımından sesler “selen” ve “gürültü” diye ayırmak gerekir. Çünkü ağzımızdan çıkan sesler, nitelik bakımından birbirlerinden ayrılırlar. Ses titreşimlerinden meydana gelen ünlüler (a,e,ı,i,o,ö,u,ü) havanın patlaması, sızması, hışırtısıyla meydana gelen (gürültüler) (ç,f,h,k,p,s,ş,î) gibi.

Aşağıdaki görevleri ile beraber sıraladığımız organların tümüne ses aleti denir.

1- Seslerin meydana geldiği organ (gırtlak),

2- Körük tulumuyla hava borusu (akciğer ve soluk borusu),

3- Rezonans boşlukları bulunan aynı sesi büyütmeye yarayan (boğaz, ağız).

İyi bir solunum olmadan, doğru bir konuşma tarzı da olmaz. İyi bir solunum, soluk alırken akciğerlere yeteri ölçüde havayı alıp yorgunluk duymadan, vermek demektir. Soluk almış solunum ilk zamanı olup akciğerlere belirli bir ölçüde hava girer. Soluk alınırken dikkat edilecek hususlar şunlardır:

Soluk; derin, sık, çabuk, düzenli, sinirlenmeden, gürültüsüz alınmalıdır. Sözün kısası, akciğerlerin alt kısmını (Diyaframı) çalıştırarak soluk almak gerekir.

Soluk alma ne kadar kuvvetli olursa soluk vermekte o kadar kuvvetli olur. Ses de o kadar gür olur.

Aşağıdaki parçalarda sesi dalgalandırmaksın bir solukta söyleme alıştırmaları yapalım:

a) Ben bir acep efe geldim, kimse halin bilmez benim,

Ben söylerim ben dinlerim kimse dilim bilmez benim,

Benim dilim kuşdilidir, benim elim dost elidir,

Ben bülbülüm dost gülüdür, ayruk gülüm solmaz benim.

YUNUS EMRE

b) Bin atlı akınlarda çocuklar gibi sendik.

Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik.

Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı, ilerle!

Bir yaz günü geçtik, Tunadan kafilelerle!

YAHYA KEMAL

c) “Bugün huzurunuzda duyduğum sevincin derinliğini tarif edemem. Bunu tam ve hakiki bir şekilde duymak için bizim yerimizde olmak lazımdır. Bu sevincin büyüklüğünü Milliyetçi Hareket Partisi’nin açtığı politika okulunun ilk öğretmenleri oluşumuzdan ileri geliyor. Milliyetçi Hareket Partisi’nin uzun zamandır arzuladığı bu müesseselerin ilki olan parti okulumuz, bu gün artık bir hakikattir ve bizler bu müessesenin ilk öğretmenleri ve ilk öğrencilerini teşkil ediyoruz.

Memleketimizin yükselmesi ve ilerlemesiyle alakalı, güzeli, iyiyi, doğruyu ve faydalıyı burada öğrenip yurt sathına yaymak için coşacağız bu okulda. Burada öğrendiklerimizi, ilimize, ilçemize, köyümüze, bucağımıza ve tüm yurt sathına yayacağız.

Ne mutlu bu müesseseyi açanlara, ne mutlu bu müesseseden faydalananlara.”

Sesiniz kuvvetsiz ve yetersiz olabilir. Bu da hafif konuşma alışkanlığından ve alıştırma yapmamak yüzünden ileri gelir. Toplum karşısında konuşmak zorunda olan herkes, sesinin kuvvetini artırması gerekir.

Bunun için yapılacak olan işler şunlardır:

1- Soluk verirken gitgide artan bir şiddetle ses çıkarınız.

2- Birden bire ve aynı şiddeti sürdürerek ses çıkarınız.

3- Sesinizin şiddetini çoğaltıp azaltınız.

4- Aynı şekilde, fakat bir çok kere, sesinizin şiddetini çoğaltıp azaltarak tekrarlayın.

5- Kısa soluk vererek, gür ses çıkarınız.

ÖRNEK

ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni, bu hazineden, mahrum etmek isteyecek, dâhili ve harici, bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve vahim olmak üzere memleketin dâhilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet fak ru zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Türk İstikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

SESLİ HARFLER

A

Konuşma dilimizde birbirinden ayrı söylenen üç (a) vardır. Bunlar kalın (a),ince (a), süresi uzun (a). Kalın (a) Türkçe kökenli sözcüklerde bulunur. Yabancı dillerden dilimize geçen kelimelerde vardır. Uzun (a) Arapça ve Farsça’dan dilimize geçmiştir.

KALIN A

Şu şekilde söylenir: dil doğal duruşunu değiştirerek ortaya doğru biraz yükselir, dudaklar hareketsiz, yanaklar gevşek ve çeneler açık kalır.

Kalın (a) ya dilimizde sık rastlanır. Kelime başında, ortasında ve sonunda bulunur. Örnek: ay, kar, çaba gibi.

Kalın (a) ile yapılmış kelimelerden meydana getirilen cümleleri iyi söylemeye çalışalım: ‘elalem ala dana aldı ala danalandı da biz bir ala dana alıp aladanalanamadık- Akrabanın akrabaya akrep etmez ettiğini-Ağlarsa anam ağlar, kalanı yalan ağlar.’

İNCE Â

Kalın (a) ya oranla daha ileriden söylenen bir ünlüdür. Dilimize geçen yabancı kelimelerden gelmiştir. Bu kelimelerin başında, ortasında ve sonunda bulunur. Örnek: alkol, lala, hatta harf, dikkat, seyahat, şefkat, kabahat, sıhhat, saat, lastik, hal, hâlbuki laf, lakırdı, lale, Laz, namus, nane, nasihat gibi.

İnce (â) ile yapılmış kelimelerden meydana getirilen bir cümleyi iyi söylemeye çalışalım:

Lala latif laleli lambasını lacivert lake lavabodan nazik, nadide şefkate verdi.

Birde dilimizde süresi uzun olan (a) vardır. Bunu da üzerine şu (^)koyarak gösterelim.

Örnek: nâne, kâse, nadir, lale, name, cahil, Cahit, sadık, sabit, katil, nazik, tarih, mavi, lanet, lazım, kazım, kâtip gibi.

E

Konuşma dilimizde birbirinden ayrı söylenen iki (e) vardır. Bunlardan biri açık( e) diğeride kapalı( e) dır. Bu iki (e) yi söylerken birbirinden ayırt etmek için kapalı ( e )nin üzerine şu (‘) işareti koyarak açık( e) den ayıralım.

AÇIK E

Şu şekilde söylenir: çeneler (a) üstünde olduğu gibi, dil ileri doğru yükselir ve boğumlanma noktası daha ileridedir. Dilimizde açık( e) ye daha sık rastlanır orta Anadolu bölgesinde ve bazı yapmacık kadın konuşmalarında kapalı(e) olarak söylenir. Kelime başında ortasında ve sonunda bulunur. Örnek: eş, sen, sene gibi.

Açık( e) ile yapılmış kelimelerden meydana getirilen cümleleri iyi söylemeye çalışalım: edebi edepsizden öğren- ekmeği ekmekçiğe ver, bir ekmekte üste ver.- evlinin bir evi, evsizin bin evi var-bir elin nesi var, iki elin nesi var-sen dede ben dede bu atı kim tımar ede.

KPALI E

“Kapalı e” şu şekilde söylenir: “açık e” ye oranla boğumlanma noktası daha ileride, dudak kenarları kulaklara doğru biraz yaklaşıp çeneler hafifçe sıkılır.

“Kapalı e” ile yapılmış kelimelerden meydana getirilen bir cümleyi iyi söylemeye çalışır:

Gece penceredeki benekli tekir kedi, tenceresindeki eti yedi.

I

Şu şekilde söylenir: Boğumlanma noktası damağın arka kısmındadır. Dudakların köşesi kulaklara doğru açılır. Dil damağın arkasına doğru toplanarak dar bir geçitten havayı bırakır. Dilimiz de “ı” ünlüsü kelime başında, ortasında ve sonunda bulunur.

Örnek: Isı, ıslık, ılıcalı… Gibi.

“l” ile yapılmış kelimelerden meydana getirilen cümleyi iyi söylemeye çalışır.

— Ihlamuru ısıt-tıkır, tıkır-mırıl, mırıl – şıkır – şıkır, yığın-yığın, kıpır- kıpır, gıcır-gıcır, ıslak-ıslak, pırıl-pırıl, fırıl-fırıl, zırıl-zırıl.

İ

Şu şekilde söylenir: Boğumlama noktası damağın ön kısmındadır. Dudakların köşesi kulaklara doğru açılır. Dili damağın iki yanına dar bir geçitten havayı bırakır. “i” ünlüsü kelime başında, ortasında ve sonunda bulunur.

Örnek; İz, dil, izci… Gibi.

“İ” ile yapılmış kelimelerden meydana getirilen cümlelerin iyi söylemeye çalışalım:

— İki dinle bir söyle, – iki el baş içindir.

— İnsan kıymetini, insan bilir.

Dilimizde bulunan yabancı kelimelerden süresi uzun olan (i) ye rastlanır.

Örnek; îcat, bîçare, bîtap, bitaraf, velî, fennî, ilmî, canî, hayatî, havaî, kısmî, nihaî, fuzulî, derunî… gibi.

O

Konuşma dilimizde birbirinden ayrı söylenen iki “o” vardır.

Bunlardan biri “kalın o” diğeri de “ince o” dur. Bu iki “o” yu söylerken birbirinden ayırt etmek için “ince o” nün üzerine inceltme işareti olan şu “^” işareti koyarak gösterelim.

KALIN O

“Kalın o” şu şekilde söylenir, çeneler ve dil “kalın a” ünlüsünde olduğu gibidir. Dudakların alt ve üst köşeleri birbirine yaklaşır, ağzın açıklığı tam küçük bir yuvarlak olur. “Kalın o” ya kelime başında sık rastlanır.

Örnek: Ot, ova, ocak, oydu, oda, oymak, orman, ortak, odun… Gibi.

(Kalın o) ya kelime sonunda, dilimizde yabancı kelimelerde rastlanır.

Örnek: bando, banyo, biblo, bono, fiyasko, fono, lumbago, mayo, manto, tango, solo, soprano, stüdyo, şato, pano, pipo, piyano, radyo, tempo, vazo, veto… Gibi.

“Kalın o” ile yapılmış kelimelerden meydana getirilen cümleleri iyi söylemeye çalışalım.

— Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz – Oğlum oldu oydu beni, kızım oldu soydu beni.

İNCE Ô

“ince ô” şu şekilde söylenir “kalın o” ya oranla daha ileriden söylenen bir ünlüdür. Dilimize geçen yabancı kelimelerden geçmiştir.

Örnek; lôbut, lôca, lôdos, lôkanta, lôkma, lôkomotif, lôkum, lômbar, lônca, lôrt, lôsyon, lôş, nôhut, nôkta, nôrmal, nôta… Gibi.

“İnce ô” ile yapılmış kelimelerden meydana getirilen bir cümleyi iyi söylemeye çalışalım: Lôbutlar, lôş lôcasında nôtalayan nôrmal lôrt / lôsyoncusunun lôkantasından nôhuttan lôkumlarla karıştırdı.

Ö

“Ö” şu şekilde söylenir: Çeneler ve dil “açık e” ünlüsünde olduğu gibidir. Dudakların alt ve üst köşeleri birbirine yaklaşıp ağzın açıklığı tam küçük bir yuvarlak gibi olur. “ö” ünlüsü çoğunlukla kelime başında bulunur.

Örnek; öbek, öç, ödenek, ödünç, ödeşmek, ödev, öfke, öğ-renmek, öğrenim, öğretim, övünmek, öğüt, ökçe, öksürük, örs gibi. “ö” ile yapılmış kelimelerden meydana getirilen cümleleri iyi söylemeye çalışalım:

— Ölenle ölünmez, – ölüm kalım bizim için, – önce düşün sonra söyle, – öfkeyle kalkan zararla oturur.

U

Konuşma dilimizde birbirinden ayrı söylenen iki “u” vardır. Bunlardan biri “kalın u” diğeri de “ince u” dür. Bu iki “u” yu söylerken birbirinden ayırt etmek için “ince u” nun üzerine inceltme işareti olan “^” işareti koyarak gösterelim.

KALIN U

“Kalın u” şu şekilde söylenir: Çeneler ve dil “kalın a” ünlüsünde olduğu gibidir. Dudakların alt ve üst köşeleri birbirine iyice yaklaşıp ağzın açıklığı tam küçük bir yuvarlak gibi olur. “kalın u” ya kelime başında, ortasında ve sonunda sık rastlanır.

Örnek; uç, ucuz, uçak, uçurum, ulu, uykucu, uyku… Gibi.

“Kalın u” ile yapılmış kelimelerden meydana getirilen cümleleri iyi söylemeye çalışalım:

— Un kapanı uğradığı uğursuzluktan up uzun uzandı.

— Uyku uykunun mayasıdır – uma uma döndük muma.

İNCE Û

“ince û” şu şekilde söylenir. (Kalın u) ya oranla daha ileriden söylenen bir ünlüdür. “Û” ünlüsü çoğunlukla yazıda “ü” ünlüsü ile gösterildiğinden “ü” olarak söylenmesi yanlıştır.

Örnek: Rüya, rüzgâr, huya, güya, lüzum, lütfen, lügat, nutuk, Nuh, nur, Nuri… Gibi.

“İnce û” ile yapılmış kelimelerden meydana getirilen bir cümleyi iyi söylemeye çalışalım:

Güya Hülya rüyasında Lütfi’ye numaralı lügati nutuk söyleyerek lütfetmiş.

Ü

Şu şekilde söylenir: Çeneler ve dil “açık e” ünlüsünde olduğu gibidir. Dudakların alt ve üst köşeleri birbirine iyice yaklaşıp büzülür. “ü” ünlüsü dilimizde kelime başında, ortasında ve sonunda sık rastlanır.

Örnek; Üç, üçgen, üçlü, üçüz, üflemek, Ülker, ülkü, ün, ünlem, ünlü, üreme, ürkek, ürpermek, üzüm, üstün, üşenmek, ütü, üye, ürün… Gibi.

“Ü” ile yapılmış kelimelerden meydana getirilen cümleleri iyi söylemeye çalışalım:

— Üzüm üzüme baka baka kararır.

— Ülker üzüntüden üzüm üzüm üzüldü.

— Ürümesini bilmeyen köpek, sürüye kurt getirir.

Boğumların soluk alışkanlığı kazanmak için, söylenmesi oldukça güç birtakım anlamsız cümleleri ezberleyerek, üzerinde alıştırma yaparak iyi sonuçlar elde edilir.

Söylemesi güç olan bu anlamsız cümleleri tekrarlamakla, dil ve dudak tembelliğini gidereceğimiz gibi gevşek boğumlamanın önüne de geçmiş oluruz. Şunu hiç unutmamalıyız ki iyi bir boğumlama olmadan açık, anlaşılır ve güzel bir konuşma elde etme imkânımız yoktur.

SESSİZ HARFLER

B

Dudakların birleşip açılmasıyla ve tonlu olarak meydana gelir. Kelime başında ve ortasında bulunur.

Örnek : ‘babasının benekli bıldırcını bitişik bostanda böceklerden bunalarak büzüldü’

C

Dişler birbiri üzerine binecek kadar yaklaşır, dil ucunun ön kenarları iki sıra dişin arkasına yayılır, bu suretle durdurulan hava alt çenenin aşağı düşmesiyle serbestleyerek dile ve diş sırasına sürünüp tonlu olarak çıkar.

Örnek: ‘cambaz cevat cılız cimri coşkunla cömertliğe cumbada cüret ettiler.’

Ç

Ağzın durumu tıpkı ‘c’ ünsüzünde olduğu gibidir. Yalnız tonsuz olarak meydana gelir.

Ç ünsüzü ‘t’ ve ‘ş’ ünsüzlerinin kaynaşmasıyla meydana gelir. Dilimizde kelime başında, ortasında ve sonunda çoğunlukla bulunur.

Örnek: ‘çardaklı çeşmedeki çırak çiçekleri çobanın çöreğini ve çuvalları çürüttü’

D

Dilin damağın ön kısmına üst diş köklerine dayanıp açılmasıyla tonlu olarak meydana gelir. Dilimizde kelime başında ortasında bulunur.

Örnek: ‘davulcu dede dışarlıklı dikişçiyi dolandırırken dönemecin duvarından düştü’

F

Üst kesici dişler alt dudağın üstüne dokunup açılmasıyla ve tonsuz olarak çıkarılır. Dilimizde çoğunlukla kelime başında pek seyrek olarak ta ortasında ve sonunda bulunur.

Örnek: ‘farfara felfelek fırıl fırıl fileli folluğu fötr fuarında füzenledi.

G

Dil sırtının damağın gerisini birde damağın daha ön kısmını kapatmasıyla meydana gelir ve tonlu olarak çıkarılır.

Görülüyor ki ‘g’ ünsüzünün iki boğumlanma noktası vardır. İnce ünlüler damağın ön kısmından çıkar. Kalın ünlüler ise damağın gerisinden çıkar.

Örnek: ‘galip gev yede gır gır giden gocuklu göçmen gururluya güldü’

Ğ

Dilimizde varlığını ancak kendinden evvel gelen ünlünün süresini uzatmakla hissettirilir. Kelime başında bulunmaz, iki ünlü arasında ise ikili ünlü meydana getirir.

H

Bir soluk harfi olup azgın kalın (a) ünlüsünü çıkardığı durumda meydana gelir ve tonsuz olarak çıkarılır. Rumeli külhanbeyi azgında ‘h’ ünsüzü kelime başında ve ortasında kaybolur. Dilimizde çoğunlukla kelime başında kullanılır.

Örnek: ‘ Habeş hemşire hırkalı hizmetçi hoppa hödüğe hurmaları hürmetle sundu’

J

Dişler birbirine, dil sırtı da katı damağa yaklaşır, havanın dilin ortasından tonlu olarak sızmasından meydana gelir. J ünlüsü dilimize Farsça ve Fransızcıdan geçen kelimelerle gelmiştir. Halk arasında ‘j’ ünlüsünün ‘c’ olduğu görülür.

Örnek: ‘Japon jeolok jiletini jurnalıyla jüriye verdi’

K

Dil sırtının damağın gerisini birde damağın daha ön kısmını kapatmasıyla meydana gelir tonsuz olarak çıkar.

Görülüyor ki ‘k’ ünsüzünün iki boğumlanma noktası vardır. İnce ünlüler damağın ön kısmından çıkar. Örnek: kel, kil kör

Kalın ünlülerle damağın arka kısmından çıkar.

Örnek. Kar, kıl, kor kul

Ünsüzü dilimizde kelime başında ortasında ve sonunda bulunur.

Örnek: ‘kara kâh küllü ketenli kız kibar komşusuna köprülü kuyuda küstü.

L

Dil ucu damağın ön kısmına, birde daha gerisine dayanır, hava dilin yanlarını titreterek sızar ve tonlu olarak meydana gelir. Dilimizde ünsüzü kelime başında bulunmaz. Yabancı dillerden gelen kelimelerle dilimize geçmiştir.

Örnek: ‘laboratuarda leblebici limonlu lokumu lügatçiyle lüp etti.

M

Dudakların birleşip açılması ve yumuşak damağın alçalmasıyla tonlu olarak meydana gelir. Dilimizde kelime başında, ortasında ve sonunda bulunur.

Örnek: ‘muhallebici melankolik mısırlı mirza modern mösyöyle muradiyede müzik dinledi’

N

Dilin damağın ön kısmına diş köklerine dayanıp açılmasıyla ve yumuşak damağın alçalmasıyla tonlu olarak meydana gelir. Dilimizde kelime başında ortasında ve sonunda bulunur.

Örnek: ‘nakkaş nekre nışadırcı Niyazi noktadaki nöbetçiyle nutukta nükte yaptı.

P

Dudakların birleşip açılmasıyla ve tonsuz olarak meydana gelir. Dilimizde kelime başında ortasında ve sonunda bulunur.

Örnek: ‘palavracı peltek pısırık pişkin poturlu pörsük pulcu püskürdü’

R

Dil uçunun yukarıdaki kesici dişlerle meydana getirdiği kapağın birçok defa açılıp kapanmasıyla meydana gelir.

Örnek: ‘radyolu ressam Rıfkı rint romancıyla röportajcı rumdan rüşvet aldılar’.

S

Dudaklar açıktır, dilin ucu alt diş köklerine yaklaşır ve hava dilin arasından tonsuz olarak sızar. Dilimizde kelime başında ortasında ve sonunda bulunur.

Örnek: ‘sandıklıda sepetleri sıralı simitçi sofrada sökülen sucukları süpürdü.

Ş

Dişler birbirine dil sırtıda katı damağa yaklaşır, hava dilin ortasından tonsuz olarak sızar. Dilimizde kelime başında ortasında ve sonunda bulunur.

Örnek: ‘Şamlı, şemsiyeli, şıracı, şişko, şoför, şölende, şurupçuları şüphelendirdi.

T

Dilin damağın ön kısmına diş köklerine dayanıp açılmasıyla tonsuz olarak meydana gelir. Dilimizde kelime başında ortasında ve sonunda bulunur.

Örnek: ‘tatar tepsici tıknaz titiz tosun tömbekici tulumbacısıyla tütün tüttürdü’

V

Üst kesici dişler alt dudağın üstüne dokunur ve tonlu olarak çıkarılır. Dilimizde kelime başında ortasında ve sonunda bulunur.

Örnek: ‘varlıklı veli vırvırcı vikontla voyvoda vuruşunda vücuttandılar.’

Y

Dil ortasıyla ön damak arasından çıkar. Dilimizde kelime başında ortasında ve sonunda bulunur.

Örnek: ‘yalvaçlı yelpazeli yıldız yirmi yoksul yürükle yumurtalarını yükledi.’

Z

Dilin ucu alt diş köklerine yaklaşır hava dilin arsından tonlu olarak sızar. Dilimizde kelime başında ortasında ve sonunda bulunur.

Örnek: ‘zamzakcı zevzek zirzop zilli zorba zurnacıyla züğürtlendi.’

ALIŞTIRMALAR

1. ALIŞTIRMA

Bir berber bir berbere bre berber gel diye bar bar bağırmış. Biz de biz bize derler, sizde bize ne derler?

2. ALIŞTIRMA

Pireli peyniri perhizli pireler tepelerse pireli peynirler de pır pır pervaz ederler.

3. ALIŞTIRMA

Ocak kıvılcımlandırıcılardan mısın, kapı gıcırdatıcılardan mısın? Ne ocak kıvılcımlandırıcılardanım, ne kapı gıcırtıcılardanım.

4. ALIŞTIRMA

Çatalcada topal çoban çatal yapıp çatal satar, nesi için çatalca da topal çoban çatal yapıp çatal satar?

Kârı için çatalca da topal çoban çatal yapıp çatal satar.

Üç tunç tas kayısı hoşafı

5. ALIŞTIRMA

Dört deryanın deresini dört dergâhın derbendine devrederlerse, dört deryadan dert, dört dergahtan dört dev çıkar.

6. ALIŞTIRMA

Al bu takatukaları takatukacıya takatukalatmaya götür. Takatukacı takatukaları takatukalamam derse takatukacıdan takatukaları takatukalatmadan al da gel.

7. ALIŞTIRMA

Bir tarlaya kemeken ekmişler. İki kürkü yırtık kel kör kirpi dadanmış. Bir erkek kürkü yırtık kel kör kirpi, öteki dişi kürkü yırtık kel kör kirpi. Kürkü yırtık erkek kel kör kirpinin yırtık kürkünü, kürkü yırtık dişi kel kör kirpinin yırtık kürküne, kürkü yırtık dişi kel kör kirpinin yırtık kürkünü, kürkü yırtık erkek kel kör kirpinin yırtık kürküne eklemişler.

8. ALIŞTIRMA

Kırk kırık küp kırkının da kulpu kırık kara küp.

A be kuru dayı ne kuru sarı darı bu darı a be kuru darı.

9. ALIŞTIRMA

Şu karşıdaki kara kuru kavak, karardın mı, ey kara kuru kavak sarardın mı ey kara kuru kavak!

10. ALIŞTIRMA

Sen seni bil, sen seni, bil sen seni, sen seni bilmezsen parlatırlar enseni.

11. ALIŞTIRMA

İbişle Memiş mahkemeye gitmiş, mahkemeleşmiş mi, mahkemeleşmemiş mi?

12. ALIŞTIRMA

Şu karşıda bir dal, dal sarkar kartal kalkar. Kartal kalkar dal sarkar. Dal kalkar kantar tartar.

13. ALIŞTIRMA

Şu köşe yaz köşesi, şu köşe kış köşesi, ortada su şişesi. Şiş şişeyi şişlemiş şişe keşişe kiş demiş.

14. ALIŞTIRMA

Bu yoğurdu sarımsaklasakta mı saklasak sarımsaklamasakta mı saklasak? Bu yoğurdu mayalamalı damı saklamalı mayalamamalı damı saklamalı?

15. ALIŞTIRMA

El alem aladana aldı aladanalandı da biz bir aladana alıp aladanalanamadık.

16. ALIŞTIRMA

Gül dibi bülbül dibi gibi.

Gül dibi bülbül dibi.

17. ALIŞTIRMA

Çarık çorap dolak, ben sana çarık çorap dolak mı dedim?

18. ALIŞTIRMA

Sizin damda var beş boz başlı beş boz ördek,

Bizim damda var beş boz başlı beş boz ördek,

Sizin damdaki beş boz başlı beş boz ördek,

Siz de bizcileyin beş boz başlı beş boz ördek misiniz demiş.

19. ALIŞTIRMA

Değirmene girdi köpek,

Değirmenci çaldı kötek,

Hem kepek yedi köpek,

Hem kötek yedi köpek.

Şimdiye kadar elde etmeye uğraştığımız boğumlanmanın “doğruluk”, “berraklık”, “kudret” niteliklerini tanıyalım:

Doğruluk, ünsüzlerin seslerini çıkarırken onlara ait bütün kurallara özen göstermektir.

Berraklık, ünsüzleri birbirinden ayırt etmektir.

Kudret, her ünsüzü uzaktan fark edilecek şekilde söylemektir.

Boğumlamanın dördüncü niteliği “hafiflik” tir. Bu da iyi bir boğumlamada gereken kuvveti gizleyen niteliktir.

Söyleyici diğer niteliklerle beraber hafifliği de elde etmeye çalışmalıdır. Çünkü bu nitelik söyleyici, sözünü söylerken “gayret sarf ediyor” etkisini vermekten kurtarır. Hem de daha zevkle dinlenmeyi elde ettirir.

Aşağıdaki alıştırma ile boğumlanmada hafifliğin sağlanmasına çalışalım.

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler cirit oynarken, eski harman içinde… Ben deyim bu ağaçtan, siz deyin şu yamaçtan, uçtu uçtu bir kuş uçtu, kuş uçmadı, gümüş uçtu, gümüş uçmadı, Memiş uçtu, uçar mı, uçmaz mı demeye kalmadı; anam düştü eşikten, babam düştü beşikten… Biri kaptı maşayı; biri aldı kaşığı; dolandım, durdum dört köşeyi… Vay ne köşe, bu köşe! Dil dolanmadan ağız varmaz bu işe: şu köşe yaz köşesi Şu köşe kış köşesi. Şu köşe güz köşesi diye tekerleyip üç yuvarlarken aşağıdan sökün etmez mi Maraş Paşası! Hemen bir sarıya bir fare deliği bulup, attım kendimi dışarı; gel gelelim şu mahallenin yumurcakları haşarı mı haşarı; bir fiske vurdular enseme gözlerim fırladı dışarı? Bu öfkeyle minarenin birini belime soktum, borudur diye! Kubbelerini dersen cebime koydum, darıdır diye! O gitti ben gittim… Az gittim, Uz gittim… Dere tepe düz gittim. Çayır, çimen düz geçerek; lale sümbül biçerek; soğuk sular içerek altı ayda bir güz gittim. Bir de dönüp ardıma baktım ki, ne bakayım, gide gide bir arpa boyu yol gitmişim! Ne ise, var varanın, sür sürenin baykuşu çoktur viranenin, derken efendimin ağası, bir ağağımı baldıranlara basmayayım mı korudur diye! Birini de tutup denize atmayayım mı kıyıdır diye! Kuruydum ıslandım; sel beni neyler? Islandım kurudum: yel beni neyler? Mangırım yok, pulum yok; il beni neyler? Dostu düşmanı araladım, bedavadan bir kayık kiraladım; fış fış kayıkçı; kış kış kayıkçı; kayıkçının küreği tıp tıp eder yüreği, akşama fincan böreği, sabaha bayram çöreği… Yesem yesem doymasam! Kâbeye gitsem gelmesem! Zemzem ile yusalar! Kına ile gömseler! Yok yok kayıkçı, aman çabuk kayıkçı! Evde benim etim var; bir yaramaz etim var; kedim eti yerse, anam beni döverse… Vay başıma, hay başıma; bir devlet kuşu konsa şu benim kel başıma! Demeye kalmadı, bir de gördüm ki, ne göreyim? Adı ile sanıyla, yeşiliyle alıyla Zümrüdü Anka dedikleri değil mi? Arafat dağının üstünden süzüm süzüm süzülüp geliyor. Bakın be yahu! Yüzü insan, gözleri ahu! Martaval değil, masaldır masal bu!..

(Eflatun Cem Güney, Zümrüdü Anka başlangıcı.)

Bu bilgilerin ışığında Milliyetçi Hareket Partisi Liderlerinin özlü sözlerinden meydana gelen metinleri bir hatip olarak değerlendirmeye çalışalım.

1- MHP Lideri Merhum Başbuğ ALPASLAN TÜRKEŞ’İN Konuşması.

Aç kapıyı haber var

Ötenin ötesinden

Dudaklarda şarkılar

Kurtuluş bestesinde

Biz geldik herkes bilsin

Gönül gönüle girilsin

İnsanlar devrişilsin

Sonsuzluk destesinde.

İnsanların ve toplumun mutluluğu, sağlıklı ve kendini güçlü bulmalarıyla başlar. Kendi kendine yeterli ve kendi gücüyle yaşayabilen kişi ve toplum olmak, insanlık şerefinin başlıca şartını teşrik eder. Bunu düşünmek ve çalışmak, kişiler ve toplumlar için yükselişin biricik yoludur. Bu sebepten insanlar erginlik kazandıkları çağdan itibaren toplum içindeki yerlerini ve hedeflerini tayin ederek çalışmak zorundadırlar. Bir milletin yükselişi, her şeyden önce insan sevgisi ve insanlara yararlı olma, insan yararına saygı gösterme esasına dayanan manevi yüksek inanç sahibi bulunmasına ihtiyaç gösterilmelidir. Diğer insanların, olayların ve tabiat tesirlerinin önünde baş eğmeye, uşaklığa mecbur kalmak insanlık için en aşağılatıcı bir durumdur. Büyüklüğü düşünmek, yüceliği istemek kişileri ve toplumları mutluluğa götürecek en şerefli bir yoldur. Büyüklük ve yüceliğin aşısı manevi büyüklük, inanç ve sevgi yüceliği ve gerçeklere saygı ile bilgili olmaktır. Bilgi, insanlığı karanlıktan kurtaran bir ışıktır. Madde alanındaki zenginlik ve toplumların refahı ile iktisadi yüksekliği, manevi büyüklükten ve yücelikten kaynağını alır.

Milliyetçi Hareket, Türk milletinin içinde bulunduğu yoksulluk, geri kalmışlık ve zayıflıktan kısa zaman da sıyrılıp kalkınması için; Türk Milletine büyük olmayı, büyük düşünmeyi, büyük ülkü sahibi olmayı ve manevi yüceliği hedef olarak, çare olarak ve metot olarak göstermektir.

Yıllar yılıdır üst üste gelen felaketler, darlıklar ve sıkıntılar, çelimsiz ruhlarda yılgınlıklara sebep olmuştur. Bunun yanı sıra düşman milletlerin kültür ve ideoloji saldırıları ve manevi istilaları bizleri sözde “gerçeklik” veya “akılcılık” perdesi hakkında kendimizi hor görmek ve küçüklüğü kabullenmek, küçük düşünmeyi bir hüner saymak bataklığına yuvarlamıştır. Büyük düşünmek, millet olarak büyümeyi istemek ve yüceliğe ulaşmayı dilemek tehlikeli ve zararlı görülür olmuştur. İşte, yeni sömürgeliğin “neo-konolizm” metodu budur. Sömürmek istemediği yıkmak istediği milletleri aşağılık görüşlere inandırmak, kölelik zincirine vurmaktır. Türk Milliyetçileri olarak Türk Milletini her çeşit kölelikten, esirlikten kurtarmak ve korumak mücadelesindeyiz.

Türk Milleti için kurtuluş ve yükseliş çaresi, kendi inançlarıyla, milliyetçilik ülküsüne sarılmaktır. Türk Milleti için kısa zamanda, kısa yoldan kurtuluş ve yükseliş Milli Türk ideolojisi Milli Türk Doktrin Dokuz Işık’tadır. Kendi varlığıyla, hızlı bir şekilde kalkınan; yabancılardan yardım beklemekten ve başkalarına sığınmaktan kurtulmuş bir Türkiye, ancak büyük Türk Doktrini Dokuz Işık’la mümkün olacaktır.

Hedefimiz, büyük, güçlü, kudretlı, müreffeh Türkiye’dir. Yenilmez ve başeğmez Türk Milliyetçilerinin yürüyüşünün kurtuluşu vardır, zaferi vardır, şeref ve büyüklük vardır. Sizlere yarının ufuklarında doğacak zafer günlerini müjdeliyorum.

BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ

2- MHP Genel Başkanı Dr. DEVLET BAHÇELİ’NİN Konuşması.

Amacımız demokratik Milliyetçi Türkiye’yi kurmaktır. Bu yol çetin, bu dava kutsal, bu ülkü, büyük Türk ülküsüdür. Ülkümüzün bayrağı asılmış, meşalesi yakılmıştır. Birlikte, Türkeş idealini gerçekleştirmek için, Devlet Millet el ele, Milliyetçi Türkiye diyoruz.

Türk insanı, kalkınma, bilim ve teknoloji ile teknik yeniliklerdeki açığını süratle kapatıp 21. yüzyıla ülkemizi bilgi çağı ve bilgi toplumuna çıkararak, güçlü lider konumuna getirmek için mesele öncelik, her meslekten ve her yaştan bütün insanlarımızı duyarlı bir Türkiye sevdalısı olmasında düğümlenmektedir. Bunun hemen arkasından, risk almayı göze alabilen dürüst devlet adamlarına ihtiyaç vardır.

Aynı dili konuşanlar değil, aynı heyecanları paylaşanlar anlaşır. Sizinle sadece aynı dili konuşmuyor, aynı duyguları, aynı heyecanları, aynı idealleri paylaşıyorum. Sizleri Milliyetçi Hareket Partisi’nde toplanmaya çağırıyorum.

Mutlu millet, milli devlet idealini gerçekleştirmek için ve MHP’yi en kısa sürede iktidara taşımak, Türkiye’yi orta vadede lider ülke, uzun vadede dünyanın süper gücü haline getirmektir. Amacımız birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır. Birlikte, iktidarı umutlu, milletimizi mutlu kılacağız. Türkiye’yi hak ettiği yere, bölgenin en güçlü ülkesi haline getirmeye, daha ötesi dünya devleti yapmaya mecburuz.

Dr. DEVLET BAHÇELİ

MHP Genel Başkanı

Yorum Yapın