<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KÜÇÜKKUYU ÜLKÜ OCAKLARI &#187; ATATÜRK</title>
	<atom:link href="http://www.kucukkuyuulkuocaklari.org/category/her-ulkucunun-bilmesi-gerekenler/ataturk-her-ulkucunun-bilmesi-gerekenler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kucukkuyuulkuocaklari.org</link>
	<description>YENİLECEĞİNDEN KORKAN, MUTLAKA YENİLİR... Yıldırım BEYAZID</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Nov 2009 00:22:11 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=abc</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Atatürk’ün HayatI</title>
		<link>http://www.kucukkuyuulkuocaklari.org/2008/01/her-ulkucunun-bilmesi-gerekenler/ataturk-her-ulkucunun-bilmesi-gerekenler/ataturk%e2%80%99un-hayati.html</link>
		<comments>http://www.kucukkuyuulkuocaklari.org/2008/01/her-ulkucunun-bilmesi-gerekenler/ataturk-her-ulkucunun-bilmesi-gerekenler/ataturk%e2%80%99un-hayati.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Jan 2008 13:42:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[ATATÜRK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukkuyuulkuocaklari.org/?p=24</guid>
		<description><![CDATA[&#160;
Atatürk’ün HayatI  
 
( 1881–1938  )
 
 
 
 
1-      Soyu ve  AİLESİ
 
 
Mustafa Kemal Atatürk, 1881( Rumi 1296) yılında  Selanik’te Koca Kasım Paşa Mahallesi’nde bugün müze olarak kullanılan evde  doğdu. Babası o sırada kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde  Hanım&#8217;dır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="Section1">&nbsp;</p>
<h1 style="text-align: center" align="center"><span style="font-size: 16pt; text-transform: uppercase">Atatürk’ün HayatI  <o:p></o:p></span></h1>
<h1 style="text-align: center" align="center"><span style="font-size: 16pt; text-transform: uppercase"><o:p> </o:p></span></h1>
<h1 style="text-align: center" align="center"><span style="font-size: 16pt; text-transform: uppercase">( 1881–1938  )<o:p></o:p></span></h1>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><span style="font-size: 16pt; text-transform: uppercase"><o:p> </o:p></span></strong></p>
<h1 style="margin-left: 53.4pt; text-indent: -18pt; text-align: center" align="center"><span style="font-size: 13pt; text-transform: uppercase"><span>1-<span style="font-family: 'Times New Roman'; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal">      </span></span></span><span style="font-size: 13pt; text-transform: uppercase">Soyu ve  AİLESİ<o:p></o:p></span></h1>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Mustafa Kemal Atatürk, 1881( Rumi 1296) yılında  Selanik’te Koca Kasım Paşa Mahallesi’nde bugün müze olarak kullanılan evde  doğdu. Babası o sırada kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde  Hanım&#8217;dır. Baba tarafından dedesi, Kızıl Hafız Ahmet Efendi; anne tarafından  dedesi ise, Sofu-zâde (Sofi-zâde) Feyzullah Efendi&#8217;dir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Mustafa Kemal’in hem baba, hem de anne tarafından soyu  Rumeli&#8217;nin fethinden sonra buraların Türkleştirilmesi için Anadolu&#8217;dan  göçürülerek iskân edilen &#8220;Yörük&#8221; (Yürük) veya &#8220;Türkmenler&#8221;den  gelmektedir.<o:p></o:p></span></p>
<p><span id="more-24"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün baba soyu, Karaman&#8217;dan gelerek  Manastır Vilâyeti&#8217;nin Debre-i Balâ Sancağı&#8217;na bağlı Kocacık&#8217;a yerleşmişlerdir.  Kocacık, bugünkü Makedonya Cumhuriyeti&#8217;nde Arnavutluk sınırına yakın olan Debre  şehrine bağlı bir nahiyedir. Aile sonradan (muhtemelen 1830&#8242;larda) Selanik’e göç  etmiş; Ali Rıza Efendi de muhtemelen 1839&#8242;da Selanik’te dünyaya gelmiştir.  Dedesi Ahmet ve dedesinin kardeşi Hafız Mehmet Emin&#8217;in taşıdığı &#8220;Kızıl&#8221; lâkabı  ve yerleştikleri nahiyenin adı olan &#8220;Kocacık&#8221;ın da gösterdiği üzere, Mustafa  Kemal’in baba tarafından soyu Anadolu&#8217;nun da Türkleşmesinde önemli roller  oynayan &#8220;Kızıl-Oğuz&#8221; yahut &#8220;Kocacık Yörükleri, Türkmenleri&#8221;nden  gelmektedir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Mustafa Kemal’in anne soyu ise Anadolu’dan gelerek  Rumeli’ye iskân edilen Yörük veya Türkmenlere dayanmaktadır. Anne tarafından  dedesi, Vodina Sancağı’na bağlı “Sarıgöl” de denilen “Kayalar” dan göçerek  Selânik yakınlarında ki Lankaza’ya yerleşen Sofu-zâde Feyzullah Ağa’dır.  Yerleştikleri Sarıgöl bölgesi, Sofular lâkabı ve ailedeki hatıralarında  gösterdiği gibi Atatürk’ün anne soyu Konya Karaman’dan Rumeli’ye gelen ve bundan  dolayı da “Konyarlar”<span>  </span>şeklinde  Rumeli’deki diğer yörük gruplardan farklı olarak bu adla anılan yörüklerden  gelmektedir. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">1857’de Lankaza’da doğan Zübeyde Hanım ile 1839 doğumlu  Ali Rıza Efendi 1870 veya 1871 yılında evlendiler. Bu evlilikten altı çocukları  olmuştur: Fatma (1871/72–1875), Ahmet (1874–1883), Ömer (1875–1883), Mustafa  (Kemâl Atatürk) (1881–1938), Makbule (Boysan, Atadan) (1885–1956) ve Naciye  (1889–1901). Bu çocuklardan Fatma dört, Ahmet Dokuz, Ömer sekiz yaşlarında o  senelerde Rumeli&#8217;yi kasıp kavuran salgın kuşpalazı (difteri) hastalığından  öldüler En küçükleri Naciye, Mustafa Kemal Harp Okulu&#8217;nu bitirdiği sene, oniki  yaşında hayata gözlerini kapadı. Ailede çocuklardan en uzun yaşayan Makbule  Hanım olmuştur. Babası Ali Rıza Efendi&#8217;nin hastalanarak 28 Kasım 1893 tarihinde  vefat etmesi üzerine 12 yaşında yetim kalan Mustafa Kemal ve iki küçük kardeşin  (Makbule ve Naciye) büyütülmesi ve yetiştirilmesi görevi, büyük Türk kadını  Zübeyde Hanım&#8217;a düşmüştür.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Ali Rıza Efendi ve Zübeyde Hanım, Fatma Ömer ve Ahmet  isimli çocuklarından sonra doğan çocuklarına Mustafa adını vermişlerdir. Kemal  adı ise âdeta onun kişiliğini yansıtan bir isim olarak öğretmeni tarafından  kendisine verilmiştir. 1934 yılında çıkarılan 2525 sayılı kanunla her Türk’ün  bir soyadı taşıması mecbur hale getirilmiştir. Bu bağlamda Mustafa Kemal’e  Selçuklu devri Türk devletlerinde yaygın olarak kullanılan bir unvan olan “  Atabey”<span>  </span>den feyiz alınarak “Atatürk”  soyadı verilmiştir.<o:p></o:p></span></p>
<h1 style="text-indent: 35.4pt"><span style="font-weight: normal; font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></h1>
<h1 style="text-indent: 35.4pt"><span style="font-weight: normal; font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></h1>
<h1 style="text-indent: 35.4pt"><span style="font-weight: normal; font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></h1>
<h1 style="text-indent: 35.4pt"><span style="font-weight: normal; font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></h1>
<h1 style="text-indent: 35.4pt"><span style="font-weight: normal; font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></h1>
<h1 style="text-indent: 35.4pt"><span style="font-size: 13pt; text-transform: uppercase">2-  Atatürk’ün Öğrenim Hayatı<o:p></o:p></span></h1>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Mustafa Kemal, yedi yaşına girdiğinde ailesi onu okula  yollamaya karar verir. Ancak Ali Rıza Efendi ile Anne Zübeyde Hanım çocukları  Mustafa‘yı hangi okula yollayacakları konusunda hem fikir değillerdi. Zübeyde  Hanım Oğlunun Mahalle Mektebi’ne gitmesini isterken Baba Ali Rıza Efendi  Mustafa’yı Şemsi Efendi Mektebi’ne yollamak ister. Sonuçta Mustafa Kemal, 1887  yılında başladığı ilköğrenimine annesinin arzusuna uyarak Mahalle Mektebi’nde  başlar. Fakat çok geçmeden babasının isteği doğrultusunda Selanik’te çağdaş  eğitim yapan Şemsi Efendi Mektebi’ne geçer ve ilköğrenimini burada bitirir.  Şemsi Efendi, yeni öğrencisinin yeteneklerini ve zekâsını takdir ettiğinden,  küçük Mustafa’nın kendi okulunda bulunmasından gayet memnun  kalmıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Küçük Mustafa, bu okulda okurken babası öldü. Ali Rıza  Efendi&#8217;nin ölümü üzerine, Zübeyde Hanım üç çocuğu ile bir süre Selanik  yakınlarındaki Lankaza&#8217;da bulunan Rapla çiftliğinde subaşılık yapan kardeşi  Hüseyin Efendi’nin yanına yerleşti. Çiftlik hayatı nedeniyle küçük </span><span style="font-size: 13pt">Mustafa&#8217;</span><span style="font-size: 13pt">nın öğrenimi ister istemez bir süre aksamıştı. Fakat çok  geçmeden Selanik’e dönerek halasının yanında, bıraktığı yerden öğrenimine devam  etmiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Küçük Mustafa, Şemsi Efendi Mektebi’nden sonra bir süre  Selanik Mülkiye Rüştiyesi&#8217;ne devam etti ise de Kaymak Hafız adlı Arapça  öğretmeninin kendisine haksız yere sopa ile vurması üzerine bu okuldan ayrıldı  ve 1894 yılının Temmuz-Ağustos aylarında kendi kararı ile Askerî Rüştiye&#8217;ye  müracaat ederek öğrenimine burada devam etti. Yazları, dayısı Hüseyin Efendi&#8217;nin  yanına gider, okul zamanına kadar çiftlikte kalırdı. Mustafa, bu okulu gerçekten  sevmişti. Arkadaşları arasında zekâsı ve üstün yetenekleri ile kısa zamanda  kendisini gösterdi ve öğretmenlerinin sevgisini kazandı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bu okulda matematik öğretmenliği yapan Yüzbaşı Mustafa  Efendi, genç öğrencisinin yetenekleri ve zekâsı karşısında sınıftaki diğer  Mustafa&#8217;larla aralarındaki farkı belirtmek üzere öğrencisinin adının sonuna  &#8220;Kemal&#8221; ismini ilâve etti. Artık genç öğrenci Mustafa Kemal  olmuştu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Mustafa Kemal, Selanik Askerî Rüştiyesi’ni bitirdikten  sonra 13 Mart 1896&#8242;da Manastır Askerî İdadisi’ne girdi. Burada Ömer Naci ile  arkadaşlık etti. İlerde ünlü bir hatip olarak tanınacak olan bu kişi, Mustafa  Kemal’in hitabet ve edebiyat sevgisinde önemli rol oynadı. Yakın arkadaşlarından  biri olacak Ali Fethi (Okyar) de bu okulda öğrenci idi. Genç Mustafa Kemal,  askerî öğreniminin yanı sıra yabancı dil öğrenimini de ihmal etmiyor; yazları  izinli olarak Selanik’e döndüğü zaman Fransızca dersleri  alıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em><span style="font-size: 13pt">Manastır İdadisi<o:p></o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Genç Mustafa Kemal, Manastır Askerî İdadisi’ni de başarı  ile bitirerek 13 Mart 1899 tarihinde İstanbul&#8217;da Harp Okulu&#8217;na girdi. 3 senelik  başarılı bir Harbiye öğreniminden sonra 10 Şubat 1902&#8242;de bu okulu Teğmen  rütbesiyle bitirdi ve öğrenimine Harp Akademisi’nde devam etti.1903 yılında  Üsteğmen olmuştu. 11 Ocak 1905 tarihinde de Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle Harp  Akademisi’nden mezun oldu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Harp Okulunda ve Harp Akademisi’nde de zekâsı,  yetenekleri ve üstün kişiliği ile kendisini arkadaşlarına ve hocalarına  tanıtmış, onların içten sevgi ve saygısını kazanmıştı. Askerlik derslerine büyük  ilgisi yanında matematiğe, edebiyata ve güzel söz söylemeye karşı da merakı ve  eğilimi vardı. Harbiye&#8217;de ve Harp Akademisi&#8217;nde, memleket ve millet davaları ile  ilgilenmesi, düşüncelerini cesaretle ifadeden çekinmemesi sebebiyle aydın ve  inkılâpçı bir subay olarak tanınmıştı. Devir istibdat idaresi idi ve bu  davranışları aleyhine olabilirdi; ancak çevresince gerçekten çok sevilmesi,  düşüncelerinde samimî oluşu, onun herhangi bir tertibe kurban gitmesini  önlemişti. Bununla beraber Harp Akademisi&#8217;nden mezuniyetini izleyen günlerde  istibdat ve padişahlık rejimi aleyhindeki düşünceleri ve durumu, şüphe çekerek  birkaç ay İstanbul&#8217;da tutuklu kaldı; sonra bir nev’i sürgün olarak vazife ile 5  Şubat 1905 tarihinde Suriye bölgesine, Şam&#8217;a atandı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><strong><em><span style="font-size: 13pt; text-transform: uppercase"><o:p> </o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><strong><em><span style="font-size: 13pt; text-transform: uppercase"><o:p> </o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><strong><em><span style="font-size: 13pt; text-transform: uppercase"><o:p> </o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><strong><em><span style="font-size: 13pt; text-transform: uppercase"><o:p> </o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><strong><span style="font-size: 13pt; text-transform: uppercase">3-  Atatürk’ün Askerlik Hayatı<o:p></o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><strong><em><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><strong><em><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><strong><em><span style="font-size: 13pt">A- Mütareke  Dönemine Kadar<o:p></o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Harp Akademisi’ni bitirerek subay olan 13 kişiden birisi  de Mustafa Kemal’di. 24 yaşında Harp Akademisi’ni bitiren Mustafa Kemal  Selanik’e gitmeyerek Beyazıt’ta arkadaşlarıyla bir ev tutarak burada yaşamaya  başladı. Dönem Sultan Abdülhamit dönemiydi ve muhbirlere mükâfatlar  verilmekteydi. Mustafa Kemal ve arkadaşları bir araya gelerek memleket  konularında toplantı yaptıkları bir sırada basıldılar ve yakalandılar. Onları  ihbar eden kişi Harbiye’den atılmış ve kalacak yerleri olmadığı için yanlarına  aldıkları bir arkadaşlarıydı. Uzun süren bir sorgulamadan sonra İstanbul’dan  uzaklaştırılmak şartıyla affedildiler. Mustafa Kemal ve Ali Fuat Cebesoy kolayca  memleketlerine geri dönemeyecekleri bir yere sürülmeleri emri ile Şam’da 5. Ordu  emrindeki 30. süvari alayına sürüldüler. Mustafa Kemal böylece subaylık  mesleğine başlamış oldu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Şam&#8217;da 5. Ordu&#8217;nun emrinde kaldığı üç yıl içinde  Suriye&#8217;nin hemen her yerini görevle dolaşmış, memleket idaresindeki  aksaklıkları, ordunun eğitim ve öğretimindeki eksiklikleri daha da yakından  görmüştü. Mustafa Kemal, burada 1906 yılı Ekim ayı içinde güvendiği bazı  arkadaşlarıyla gizli olarak &#8220;Vatan ve Hürriyet Cemiyeti&#8221;ni kurdu. Bu  arkadaşlarıyla beraber Beyrut, Yafa ve Kudüs&#8217;te de kurdukları cemiyeti  genişletti. Bir ara gizli olarak Mısır ve Yunanistan yoluyla Selanik’e geçerek  burada da &#8220;Vatan ve Hürriyet Cemiyeti&#8221;nin bir şubesini açtı ve tekrar Şam&#8217;a  döndü. Şam&#8217;dan uzaklaşması hükümet tarafından duyuldu ise de âmirleri kendisini  koruduğundan bir ceza yoluna gidilmedi. Bir süre daha Şam&#8217;da kaldı. Bu sıralarda  20 Haziran 1907 tarihinde Kolağası (kıdemli yüzbaşı) oldu ve Şam&#8217;daki Ordunun  Kurmay Başkanlığı’nda bir göreve getirildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Mustafa Kemal, 13 Ekim 1907&#8242;de merkezi Manastır&#8217;da  bulunan 3. Ordu Karargâhı’na atandı. Bu Karargâh’ın Selanik’teki şubesinde  çalışmak üzere Selanik’e geldi. Bu sıralarda Selanik’teki &#8220;Vatan ve Hürriyet  Cemiyeti&#8221; üyelerini de içine almış olan İttihat ve Terakki Cemiyeti&#8221; faaliyet  halinde idi. Mustafa Kemal de Selanik’e gelişini takiben bu cemiyete dâhil  olarak hizmet görmeye başladı. Selanik’e gelişini takiben kısa bir süre sonra 22  Haziran 1908’de Üsküp-Selanik arasındaki Demiryolu Müfettişliği de 3. Ordu  Karargâhı’ndaki görevine ek olarak kendisine verildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bu esnada Rumeli&#8217;de faaliyet gösteren &#8220;İttihat ve  Terakki Cemiyeti&#8221; Abdülhamit&#8217;i, 1876 Anayasası&#8217;nı yeniden yürürlüğe koymaya ve  kapatılan Meclis-i Mebusan&#8217;ı tekrar toplantıya çağırmaya zorlamaktadır. &#8220;İttihat  ve Terakki Cemiyeti’nin bu girişimleri adım adım II. Meşrutiyet&#8217;in ilânını  hazırladı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">23 Temmuz 1908 tarihinde II. Meşrutiyet ilân edildiği  zaman Mustafa Kemal, Kolağası rütbesiyle Selanik’te askerî görevini sürdürmekte,  bir yandan da &#8220;İttihat ve Terakki Cemiyeti&#8221; içinde çalışarak İstanbul&#8217;daki  siyasî gelişmeleri yakından izlemektedir. O, II. Meşrutiyet gibi büyük bir  inkılâbı takiben yapılanları kâfi görmüyor; bu fırsattan yararlanılarak  memlekette daha büyük ve daha köklü değişikliklerin gerçekleştirilmesi gereğine  inanıyordu. Fakat kendisinin görüşleri &#8220;İttihat ve Terakki Cemiyeti&#8221; ileri  gelenlerinin görüş ve düşüncelerine uymadı. Buna rağmen, fikirleriyle zamanın  söz sahibi kişilerini uyarmaktan da çekinmiyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">II. Meşrutiyet&#8217;in ilânı üzerinden henüz bir sene  geçmemişti ki, İstanbul&#8217;da 13 Nisan 1909&#8242;da bu harekete karşı büyük bir isyan  gelişti. Mustafa Kemal, 31 Mart Vak&#8217;ası olarak bilinen bu isyanı bastırmak üzere  Rumeli&#8217;de oluşturulan Hareket Ordusu&#8217;nun Kurmay Başkanlığı’na getirildi ve bu  ordu ile 19 Nisan 1909 tarihinde İstanbul&#8217;a geldi. Hareket Ordusu&#8217;nun sevk ve  idaresinde Kurmay Başkanı olarak önemli hizmetler gördü. Hareket Ordusu&#8217;nun  İstanbul’a girdiği gün halka hitaben yayımlanan beyannameyi kendisi yazmıştı.  Hareket Ordusu&#8217;nun duruma hâkim oluşundan sonra Abdülhamit tahttan indirildi ve  yerine Sultan Reşat getirildi. Mustafa Kemal, bu gerici olayın bastırılmasından  sonra İstanbul&#8217;da çok kalmayarak 16 Mayıs 1909&#8242;da tekrar Selanik’e döndü. Bu  sıralarda Selanik ve çevresinde yapılan manevralarda, tatbikatlarda düşünce ve  görüşlerini cesaretle savunuyor; bu ise bazı üstlerinin dikkatini çekerken  bazılarının da tahammülsüzlüğüne sebep oluyordu. Kendisi, bir yandan da askerî  eğitim konuları üzerinde telif ve tercüme eserler  hazırlıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Mustafa Kemal, II. Meşrutiyet&#8217;i takiben Ordu&#8217;nun  &#8220;İttihat ve Terakki Cemiyeti&#8221; ile sıkı alâkasının ve siyasete karışmasının  tehlikelerini sezinlemeye başlamış, bu görüşlerini 22 Eylül 1909&#8242;da Selanik’te  toplanan &#8220;İttihat ve Terakki Büyük Kongresi&#8221;nde açıkça dile getirmişti. Fakat  cemiyetin önde gelenleri onun bu görüşlerini paylaşmadılar. Mustafa Kemal de  cemiyetten uzak durarak kendisini askerî vazifesine verdi. &#8220;İttihat ve Terakki  Cemiyeti&#8221; ile anlaşmazlığı ve aralarının açılması böyle  başladı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Mustafa Kemal, Selanik’teki görevini başarı ile  yürütürken 1910 yılı Eylül ayında Pikardi manevralarını izleme amacıyla  Fransa&#8217;ya gönderildi. Burada Fransız ordusunu ve komutanlarını yakından tanıdı.  Selanik’e dönüşünden kısa süre sonra 1911 Mart&#8217;ında Arnavutluk&#8217;ta bir isyan  çıktı. Bu isyanı bastırmak üzere düzenlenen harekâtta Harbiye Nazırı Mahmut  Şevket Paşa&#8217;nın yanında görev aldı.<span>   </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Mustafa Kemal, 15 Ocak 1911&#8242;de 3. Ordu Karargâhındaki  görevinden alınarak evvelâ 5. Kolordu Karargâhı’nda, daha sonra yine Selanik’te  bulunan 38. Piyade Alayı&#8217;nda görevlendirildi. Bu atamadan amaç, kendisine kıta  hizmeti gördürerek onu başarısızlığa sürüklemek; bu suretle şevk ve hevesini bir  ölçüde kırmak idi. Ama O, bu görevlerde de büyük başarılar gösterdi; eskiden  olduğu gibi yine kumandanlarının, arkadaşlarının sevgi ve saygısını kazandı.  Selanik garnizonundaki subaylar gittikçe onun etrafında toplanıyorlardı. Bu  durum 3. Ordu Müfettişliği’nin hoşuna gitmedi. O&#8217;nu Selanik’teki vazifesinden  ayırarak 27 Eylül 1911 tarihinde İstanbul&#8217;da Genelkurmay Başkanlığı’nda bir  göreve tayin ettiler. Mustafa Kemal, bu atama üzerine İstanbul&#8217;a gelerek bir  süre Genelkurmay Başkanlığı’nda çalıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">5 Ekim 1911&#8242;de İtalyanlar Trablusgarp&#8217;a hücum ederek  istilâ hareketlerine başlamışlardı. Mustafa Kemal, bu bölgede görev almak üzere  15 Ekim 1911&#8242;de İstanbul&#8217;dan ayrıldı. Trablusgarp&#8217;a gelişini takiben bir süre  Tobruk ve Derne bölgelerinde gönüllü mahallî kuvvetlerin başında bulundu. 12  Mart 1912’de Derne Komutanlığı’na getirildi. Bu sıralarda 27 Kasım 1911  tarihinde binbaşılığa terfi etti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">1912 yılı Ekim ayında Balkan Harbi başlamıştı. Mustafa  Kemal, 24 Ekim 1912&#8242;de Trablusgarp&#8217;tan hareket ederek İstanbul&#8217;a geldi. 21 Kasım  1912&#8242;de Gelibolu&#8217;da bulunan Bahr-i Sefîd (Akdeniz) Boğazı Kuvâ-yı Mürettebesi  Komutanlığı Harekât Şubesi Müdürlüğü’ne atandı. Bu atama üzerine Gelibolu&#8217;ya  geldi. Olaylar süratle gelişmiş, baba memleketi Selanik düşmüş, Bulgar Ordusu  ilerleyerek Çatalca&#8217;ya kadar gelmişti. Bu elim vaziyet kendisini çok üzdü. Bu  cephede bir süre sonra Bolayır Kolordusu Kurmay Başkanlığına getirildi. Bu  görevde iken Dimetoka ve Edirne&#8217;nin düşmandan geri alınışında büyük hizmetler  gördü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Mustafa Kemal, Balkan Harbi&#8217;nden sonra, 27 Ekim 1913  tarihinde Sofya Ataşemiliterliği’ne atandı. 11 Ocak 1914 tarihinden itibaren  Belgrat ve Çetine Ataşemiliterlikleri’ni yürütme görevi de kendisine verildi.  Sofya Ataşemiliterliği’ne atandığı günlerde yakın arkadaşı Ali Fethi (Okyar) de  Sofya Elçiliği&#8217;ne atanmıştı. Mustafa Kemal Sofya Ataşemiliterliği esnasında 1  Mart 1914 tarihinde yarbaylığa terfi etti. 1915 yılı Ocak sonlarına kadar  Sofya&#8217;da kaldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bu sıralarda 1 Ağustos 1914&#8242;te Almanya&#8217;nın Rusya’ya harp  ilânı ile I. Dünya Savaşı başlamıştı. Mustafa Kemal, gelişen siyasî ve askerî  olayları büyük bir dikkatle izlemekte; bir taraftan da görüş ve düşüncelerini  Harbiye Nezareti’ne bildirmekte idi. Ona göre zorunlu hale gelmedikçe Osmanlı  Devleti bu büyük savaşın dışında kalmalıydı. Ancak olayların süratle gelişmesi  29 Ekim 1914&#8242;te Osmanlı Devleti’ni de İttifak Devletleri yanında harbe girmek  mecburiyetinde bıraktı. Mustafa Kemal, bu gelişmeler üzerine Başkumandanlık’tan  faal bir hizmet istedi ise de uzun süre bu isteği yerine getirilmedi. Nihayet  ısrarı üzerine, kendisini 20 Ocak 1915 tarihinde, Tekirdağ&#8217;da teşkil edilecek  19. Tümen Komutanlığı’na tayin ettiler. Mustafa Kemal, bu tayin üzerine  Sofya’dan ayrılarak İstanbul&#8217;a döndü; derhal yeni görev yerine hareket ederek  tümenini kurdu. Bu tümen, kısa süre sonra görülen lüzum üzerine 25 Şubat 1915&#8242;te  Tekirdağ&#8217;dan Maydos (Eceabat)&#8217;a nakledildi. Mustafa Kemal, burada 19. Tümen’e  ilâveten 9. Tümen’in 2.Piyade Alayı ve bazı topçu birlikleri de emrine verilerek  Maydos Mıntıkası Kumandanı olarak görev yaptı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Gelibolu Yarımadası&#8217;nda önemli olaylar oluyordu. İngiliz  donanması 18 Mart 1915 günü Çanakkale Boğazı&#8217;nı geçmeye teşebbüs etti ise de  kıyı topçusunun başarılı savunması karşısında, muvaffak olamayarak ağır zayiat  verdi. Donanması ile Boğaz&#8217;ı geçemeyen düşman, bu defa Gelibolu Yarımadası&#8217;nı  çıkarma ile zorlamaya karar verdi. Olaylar bu şekilde gelişirken, Genelkurmay  Başkanlığı da 23 Mart 1915 tarihinde Gelibolu&#8217;da 5. Ordu kurulmasına karar  vermiş, Komutanlığına da Alman Generali Liman Von Sanders&#8217;i  atamıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Liman Von Sanders, muhtemel düşman taarruzuna karşı  kuvvetlerini üç gruba ayırarak plânını yapmış; Mustafa Kemal’in başında  bulunduğu kuvvetleri ordu ihtiyatına almıştı. Mustafa Kemal, bu plân gereğince  18 Nisan 1915 günü tümeniyle Bigalı&#8217;ya geçti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Düşman birlikleri 25 Nisan 1915 günü Seddülbahir ve  Arıburnu bölgesinden ilk çıkarma hareketine başladı. Ancak çıkarma hareketi ilk  gün karşısında Mustafa Kemal’i buldu. Mustafa Kemal, çıkarmanın başladığını  görür görmez, kuvvetlerini süratle Bigalı&#8217;dan Conkbayırı&#8217;na sevk etmişti.  Arıburnu&#8217;ndan Conkbayırı&#8217;na ilerleyen İngiliz kuvvetleri, o gün, Mustafa  Kemal’in komuta ettiği 19. Tümen kuvvetlerinin taarruzu ile geri çekilmeye  mecbur edildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Conkbayırı taarruzunda Türk askeri görülmemiş bir inanç  ve cesaretle savaşıyor, tarihin en büyük kahramanlık sahneleri sergileniyordu.  Dâhi komutan, kumandanlara verdiği emre şu cümleleri de ilâve etmişti: &#8220;Ben,  size taarruz emretmiyorum; ölmeyi emrediyorum! Biz ölünceye kadar geçecek zaman  zarfında yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar geçebilir  !&#8221;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">25 Nisan 1915 günü başlayan çıkarma, kuvvetlerimiz  tarafından kıyıya kadar itilmesine rağmen, düşman, 26 ve 27 Nisan 1915 günleri  de çıkarma harekâtına devam etti. İlerlemek isteyen İngilizler&#8217;le yer yer  şiddetli çarpışmalar oldu. Ancak her taarruz Türk askerinin kahramanca savunması  karşısında başarısız kaldı. Mustafa Kemal, Çanakkale cephesindeki bu üstün  başarıları üzerine 1 Haziran 1915&#8242;de Albaylık rütbesine terfi  etti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Düşman birlikleri 25 Nisan 1915 günü Seddülbahir ve  Arıburnu bölgesinden ilk çıkarma hareketine başladı. Ancak çıkarma hareketi ilk  gün karşısında Mustafa Kemal’i buldu. Mustafa Kemal, çıkarmanın başladığını  görür görmez, kuvvetlerini süratle Bigalı&#8217;dan Conkbayırı&#8217;na sevketmişti.  Arıburnu&#8217;ndan Conkbayırı&#8217;na ilerleyen İngiliz kuvvetleri, o gün, Mustafa  Kemal’in komuta ettiği 19. Tümen kuvvetlerinin taarruzu ile geri çekilmeye  mecbur edildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Düşman, Çanakkale&#8217;de başarı sağlayamamasına, ilerleme  gösterememesine rağmen, yeni bir çıkarma yapmaya kararlıydı. Düşünülen  çıkarmanın gerçekleşebilmesi için, her şeyden önce ilk direnç hatlarını  oluşturan Arıburnu ve Seddülbahir&#8217;deki Türk kuvvetlerinin yerlerinden sökülmesi  gerekiyordu. İngilizler, bu amaçla 6 ve 7 Ağustos l9l5 günleri, takviyeli  kuvvetlerle yeni bir taarruz daha denediler. Düşman kuvvetleriyle, kuvvetlerimiz  arasında şiddetli muharebeler oldu. Ancak, Mustafa Kemal’in aldığı önlemIer  sayesinde düşmanın bu taarruzu da gelişme imkânı bulamadı. Arıburnu ve  Seddülbahir&#8217;deki taarruz devam ederken İngilizler, 6 Ağustos 1919 akşamı  Çanakkale&#8217;nin güney kıyılarına da asker çıkararak ilerlemeye başladı.  <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Gelişen bu buhranlı durum üzerine Liman Von Sanders&#8217;in  emri ile komuta değişikliği yapılarak, &#8220;Anafartalar Grubu Komutanlığı&#8217;na 8  Ağustos 1915 tarihinde Albay Mustafa Kemal getirildi. 9 Ağustos 1915 günü  komutayı ele alan Mustafa Kemal, beklemeksizin aynı gün yaptığı taarruz ile  ilerleyen İngiliz kuvvetlerini tekrar çıkarma yaptıkları kıyılara itti. Aynı  günün akşamı Conkbayırı bölgesine geçerek buradaki kuvvetleri de 10 Ağustos 1915  sabahı taarruza geçirdi. Böylece düşmanın ilerlemesine imkân verilmemiş; aksine  tutunduğu mevzilerden tamamen çıkarılarak Anafartalar bölgesine tam anlamıyla  hâkim olunmuştu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Mustafa Kemal, 25 Nisan 1915 taarruzunda olduğu gibi 9  ve 10 Ağustos taarruzlarında da bizzat ateş hattında bulunmuş, ateş hattından  emirler vermiş, bu davranışı yanındaki subay ve erler için ifadesi imkânsız  cesaret kaynağı olmuştu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Conkbayırı&#8217;nda kalbini hedef alan bir kurşun, cebindeki  saate çarpıp geri döndüğünden mutlak bir ölümden kurtuldu. Bu muharebeler  esnasında gösterdiği kahramanlık, azim ve yüksek kumanda kudreti, kendisine  memleket içinde ve dışında büyük ün sağladı. Artık O, &#8220;Anafartalar Kahramanı&#8221;  olarak anılıyordu. Aylarca süren çıkarma ve savaşlar sonucu ilerleme  kaydedemeyen İngilizler; nihayet 1915 yılı Aralık sonunda müttefikleriyle  beraber Çanakkale&#8217;den çekildiler. Düşmanların Çanakkale Boğazı&#8217;nı geçememesi,  İstanbul&#8217;un işgalini önlemiş; İngilizlerin, Marmara ve Karadeniz üzerinden  müttefikleri Rusya ile bağlantı kurma hayallerini söndürmüştü. Bütün bu olaylar,  bir anlamda, I. Dünya Savaşı&#8217;nın akışını da etkiliyor, dünya tarihinin yönünü  değiştiriyordu. Bu savaşlarda İngilizler insan, araç ve gereç yönünden  Türklerden şüphesiz ki çok fazla idi; ancak onların unuttukları nokta, Türk  askerinin tarihî kahramanlığı ve bu kahramanlığı yönlendiren Mustafa Kemal  faktörü idi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Mustafa Kemal, Çanakkale Muharebelerinin eski şiddetini  kaybettiği 1915 yılının son aylarında, son bir taarruzla düşmanı tutunduğu  kıyılardan da sökerek onu tam mağlûp duruma düşürmek görüşünde idi. Ancak bu  teklifi, Ordu Komutanı Liman Von Sanders tarafından, düşmanın da kıyıdan  yapacağı topçu ateşinin ağır zayiat verdirebileceği endişesiyle benimsenmedi.  Artık bu cephede yapacak bir şey kalmamıştı. Mustafa Kemal, 10 Aralık 1915&#8242;te  &#8220;Anafartalar Grubu Komutanlığı&#8221;nı, Fevzi (Çakmak) Paşa’ya bırakarak izinli  olarak Çanakkale den ayrıldı; İstanbul’a döndü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Mustafa Kemal, 27 Ocak 1916&#8242;da karargâhı Edirne’de  bulunan 16. Kolordu Komutanlığı’na atandı. Kısa süre sonra bu Kolordu’nun aynı  isimle Diyarbakır&#8217;da kurulması kararı üzerine yine Kolordu Komutanı olarak 11  Mart 1916&#8242;da Diyarbakır-Bitlis-Muş cephesine tayin edildi. Mustafa Kemal, 26  Mart 1916&#8242;da Diyarbakır&#8217;a gelerek komutayı ele aldı.1 Nisan 1916’da Generalliğe  yükseltildi. Diyarbakır&#8217;a gelişini takiben kısa bir hazırlıktan sonra 3 Ağustos  1916 sabahı emrindeki kuvvetleri, Bitlis ve Muş yönünde taarruza geçirdi;  Ruslarla iki tümenimiz arasında taarruz ve karşı taarruz şeklinde şiddetli  çarpışmalar oldu. Nihayet 8 Ağustos 1916 sabahı Muş, aynı günün akşamı Bitlis,  kuvvetlerimiz tarafından düşman işgalinden kurtarıldı. Muş; ne yazık ki 25  Ağustos 1916&#8242;da tekrar Rusların eline düşmüştü. Mustafa Kemal Paşa, 2. Ordu  Komutanlığı sırasında, 14 Mayıs 1917&#8242;de Muş&#8217;u ikinci defa Rus işgalinden  kurtardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Mustafa Kemal Paşa, Aralık l9l6&#8242;da Ahmet İzzet Paşa&#8217;nın  izinli olarak bir süre İstanbul&#8217;a gitmesi üzerine vekâleten 2. Ordu  Komutanlığı&#8217;na tayin edildi. Karargâhı Diyarbakır&#8217;da olan bu ordunun Kurmay  Başkanı Albay İsmet<span>  </span>(İnönü) Bey&#8217;di.  Büyük Komutan&#8217;ın, İnönü ile yakından tanışması, emir-komuta zinciri içinde  çalışması bu tarihlere rastladı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Mustafa Kemal Paşa,14 Şubat 1917&#8242;de Hicaz Kuvve-i  Seferiyesi Komutanlığı’na atanması üzerine Şam&#8217;a giderek Sina cephesini teftiş  etti ise de 5 Mart 1917 tarihinde Diyarbakır&#8217;da 2. Ordu&#8217;ya vekâleten komutan  atandı. Tekrar Diyarbakır&#8217;a dönen Mustafa Kemal Paşa,16 Mart 1917&#8242;de asaleten 2.  Ordu Komutanlığı’na getirildi. Fakat bu görevde de çok kalmayarak 5 Temmuz 1917  tarihinde Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı’na bağlı olarak Halep&#8217;te kurulması  kararlaştırılan 7. Ordu&#8217;nun başına getirildi. Bu cephenin umumî idaresi  Falkenhein adlı bir Alman generaline verilmişti. Mustafa Kemal Paşa, 15 Ağustos  1917 günü Halep&#8217;e gelerek göreve başladı. Fakat bir süre sonra General  Falkenhein ile aralarında askerî görüşler ve uygulanacak harekât bakımından  anlaşmazlık çıktı. Bu anlaşmazlık sonucu Mustafa Kemal Paşa, 1917 Ekim  başlarında istifa mecburiyetinde kaldı. Kendisine tekrar Diyarbakır&#8217;daki eski  görevi teklif edildi ise de kabul etmeyerek İstanbul&#8217;a geldi. 7 Kasım 1917&#8242;de  Genel Karargâh&#8217;ta görevlendirildi. Ancak kısa süre sonra Veliaht Vahdettin  Efendi&#8217;nin maiyetinde Alman Umumî Karargâhı’nı ve Alman cephelerini ziyaret  etmek üzere Almanya seyahatine iştirak etti. 15 Aralık 1917–4 Ocak 1918 arasını  kapsayan bu seyahat esnasında Mustafa Kemal, Alman askerî çevrelerinde  incelemeler yaparak, Alman İmparatoru II. Wilhelm ve devrin tanınmış  komutanlarıyla görüştü. Onlara -hoşlanmasalar da- I. Dünya Harbi&#8217;nin muhtemel  sonuçları hakkındaki görüşlerini açıkça ve belirgin şekilde  anlatıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Mustafa Kemal Paşa, 20 gün süren Almanya seyahatinden  İstanbul&#8217;a döndükten bir süre sonra böbrek rahatsızlığı nedeniyle Viyana ve  Karlsbad&#8217;a giderek tedavi gördü. 13 Mayıs 1918–4 Ağustos 1918 arasını kapsayan  bu seyahat dönüşü General Falkenhein&#8217;in yerine Yıldırım Ordular Grubu  Komutanlığına getirilmiş olan General Liman Von Sanders&#8217;in emrindeki 7. Ordu&#8217;ya  Ağustos 1918&#8242;de tekrar komutan oldu ve 15 Ağustos 1918 günü Halep&#8217;e geldi.  Mustafa Kemal, bu cephede İngilizlere karşı başarılı müdafaa savaşları yaptı.  Takviyeli İngiliz kuvvetleri karşısında, O&#8217;nun maharet ve dirayeti sayesinde, bu  bölgedeki Türk Ordusu dağılmaktan kurtarılmış; büyük bir düzen içinde Halep&#8217;e  kadar çekilme başarısını göstermişti. Fakat I. Dünya Savaşı Almanya ve  müttefikleri aleyhine gelişiyordu. 29 Eylül 1918 tarihinde Bulgaristan savaştan  çekilmiş, 4 Ekim 1918 tarihinde de Almanya mütareke istemişti. İstanbul&#8217;da Talat  Paşa kabinesi istifa etmiş, yeni kabineyi Ahmet İzzet Paşa kurmuştu. Bu  gelişmeler karşısında Mustafa Kemal Paşa, yetkili makamlara, askerî ve siyasî  önerilerine devam etti ise de kabul ettiremedi. Nihayet 30 Ekim 1918 tarihinde  Osmanlı Devleti, İtilâf Devletleri ile Mondros Mütarekesi&#8217;ni imzalayarak l.  Dünya Savaşı&#8217;ndan çekildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em><span style="font-size: 13pt">B- Mütareke  Dönemi<o:p></o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Mustafa Kemal Paşa, Mondros Mütarekesi&#8217;nin imza edildiği  günün ertesi, 31 Ekim 1918 tarihinde Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığına  getirildi ise de artık yapacak bir şey kalmamıştı. 7 Kasım 1918 tarihinde bu  Grup Komutanlığı&#8217;nın da Padişah iradesiyle kaldırılması üzerine Adana&#8217;dan  hareketle 13 Kasım 1918 günü İstanbul&#8217;a geldi. Artık Türkiye, mütareke  şartlarını yaşıyordu ve kendisi de Harbiye Nezareti emrine verilmiş bir Ordu  Komutanı idi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Memleket ve milletin içinde bulunduğu şartlar ağır idi.  Büyük bir savaş sonunda, mağlup bir devlet olarak 30 Ekim 1918&#8242;de &#8220;Mondros  Mütarekesi&#8221; adı verilen, şartları ağır bir anlaşma imzalanmış, bu anlaşma  şartlarına dayanılarak memleketin birçok bölgesi galip devletlerce işgal  edilmiş, ordumuz dağıtılmış, bütün silâh ve cephane galip devletlerin emrine  verilmişti. Osmanlı memleketleri tamamen parçalandığı gibi, Türk&#8217;ün ana yurdu,  Anadolu da galip devletlerarasında taksime uğruyordu. İtalyanlar Antalya&#8217;ya  çıkmıştı. İskenderun, Adana, Mersin, Antep, Maraş, Urfa işgal altında idi.  Kars&#8217;ta İngilizler idareyi ele almıştı. Trakya, işgal altında idi. Düşman  donanması İstanbul sularında demirlemişti. Çanakkale ve İstanbul Boğazları  tutulmuştu. İstanbul ve İstanbul Hükümeti İtilâf Devletleri&#8217;nin baskı ve  kontrolü altında idi. Padişah ve hükümet, düşmanlara âlet olmuş, aciz ve şaşkın  bir vaziyette sadece kendileri için emniyet ve kurtuluş yolu aramakta idiler.  Anadolu&#8217;nun her şehrinde ecnebi subaylar dolaşıyor, İtilâf Devletleri temsilcisi  sıfatıyla direktifler veriyorlardı. Yunanlılar da İzmir&#8217;i işgal hazırlıklarıyla  meşguldü; bu yolda büyük çaba harcıyorlar, İtilâf Devletlerini iknaya  çalışıyorlardı. Nihayet, 15 Mayıs 1919&#8242;da bu gayelerine  eriştiler.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Olayların bu şekilde gelişeceğini Mustafa Kemal, önceden  sezinlemişti. Nitekim Mondros Mütarekesi&#8217;nden beş gün sonra, 5 Kasım 1918&#8242;den  itibaren Harbiye Nezareti’nden Mondros Mütarekesi gereğince ordulara terhis  emirleri gelmeğe başladı. Atatürk, aynı gün Adana&#8217;dan Sadrazam Ahmet İzzet  Paşa&#8217;ya ilk ikaz telgrafını çekti: &#8220;Ciddî olarak arz ederim ki, gereken  tedbirleri almadıkça orduyu terhis etmeyiniz! Şayet orduları terhis edecek ve  İngilizlerin her dediğine boyun eğecek olursak düşman ihtiraslarının önüne  geçmeğe imkân kalmayacaktır.&#8221; Bu, Atatürk&#8217;te, her şey bitti zannedilen bir  zamanda da kurtuluş ümidinin sönmediğini, pek çoklarının düştüğü yeis ve  ümitsizliğe asla kendisini kaptırmadığını göstermektedir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Fakat acıdır ki, Mustafa Kemal Paşa tarafından yapılan  bütün bu haklı itirazlar etkisiz kalır ve ordunun terhisine süratle devam  edilir. Çünkü genel kanaat, İtilâf Devletleri ile herhangi bir mücadeleye  giremeyeceğimiz, böyle bir mücadelenin aleyhimize sonuçlanacağı idi. O halde  İtilâf Devletleri&#8217;ni gücendirmeyecek, Mondros Mütarekesi şartlarını yerine  getirecektik. İstanbul Hükümeti’nin görüşü ve davranışı bu  idi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Padişah ve hükümetini saran bu umutsuzluğa rağmen,  milletimiz, haksız işgal ve istilâlara karşı nefsini müdafaa yolunda her çabayı  gösteriyor; memleketin çeşitli yörelerinde düşmanla mahallî kuvvetler arasında  çarpışmalar oluyordu. Diğer taraftan mütecaviz düşmana karşı koymak ve kurtuluş  çareleri aramak üzere Anadolu&#8217;da yer yer millî teşkilâtlar oluşturuluyordu.  Ancak bütün bu kuruluşlar, ayrı ayrı çalışmaları sebebiyle istenilen ölçüde  etkili olamıyorlar, bütün memleketi kapsayan bir hareket ve birlik  gösteremiyorlardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Mütareke Türkiyesi, aklın alamayacağı derecede karışık  bir Türkiye&#8217;dir. Mahallî direnme hareketlerine öncülük eden Müdafaa-i Hukuk,  Muhafaza-i Hukuk, Redd-i İlhak gibi cemiyetlerin yanı sıra özellikle İstanbul&#8217;da  güya kurtuluş çareleri arayan yüzlerce cemiyet kurulmuştu. İngiliz Muhipleri  Cemiyeti, Wilson Prensipleri Cemiyeti, Türk-Fransız Muhipleri Cemiyeti,  Cemiyet-i Akvam, Müzaheret Cemiyeti bunların başlıcalarıdır. Kurtuluş çareleri  değişikti. Bir kısmı İngilizlerin, bir kısmı Fransızların himayesini istiyor;  bir kısmı da Amerikan mandasını öneriyordu. Bir kısım kimseler de Mondros  Mütarekesi gereğince padişah ve Halife için hükümranlık hakkı tanınan küçük bir  bölgede Osmanlı Devleti&#8217;ni sembolik olarak devam ettirme düşüncesinde idiler.  Memleketin içinde bulunduğu karışıklıktan istifade çareleri arayan bazı  cemiyetler de vatan toprakları üzerinde millî birliği parçalayıcı faaliyetlere  girişmişlerdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bu durum karşısında ciddî ve gerçek karar ne olabilirdi.  Tarih kültürü çok geniş olan ve tarihten sonuç çıkarmasını çok iyi bilen  Atatürk, gerçek kararı sezmekte gecikmedi. Bu vaziyet karşısında bir tek karar  vardı. O da millî egemenliğe dayanan, kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk  Devleti kurmak idi. Atatürk&#8217;e göre önemli olan &#8220;Türk milleti&#8217;nin haysiyetli ve  şerefli bir millet olarak yaşamasıydı. Ne kadar zengin ve refah içinde olursa  olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak  mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık görülemezdi. Yabancı bir milletin himaye  ve efendiliğini kabul etmek, insanlık vasıflarından yoksunluğu, acizlik ve  miskinliği itiraftan başka bir şey değildi. Hâlbuki Türk&#8217;ün haysiyet ve gururu  çok yüksek ve büyüktü. Böyle bir millet esir yaşamaktansa mahvolsun daha  iyiydi.&#8221; Öyleyse Milli Mücadele&#8217;nin parolası &#8220;Ya istiklâl ya ölüm!&#8221;  olacaktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><strong><em><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><strong><em><span style="font-size: 13pt">C- Mustafa  Kemal’in Anadolu’ya Çıkışı<o:p></o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Artık Anadolu&#8217;ya geçerek Millî Mücadele bayrağını açmak  gerekiyordu. İşte bu sıralarda, Mustafa Kemal Paşa&#8217;yı İstanbul&#8217;dan uzaklaştırmak  amacıyla, kendisine Dokuzuncu Ordu Müfettişliği teklif edildi. Mustafa Kemal  Paşa, kendisine geniş salâhiyetler tanıyan bu vazifeyi kabul  etti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">16 Mayıs 1919 günü Bandırma vapuru ile İstanbul&#8217;dan  hareket eden Mustafa Kemal Paşa,19 Mayıs 1919 sabahı Samsun&#8217;da Anadolu  topraklarına ayakbastı. Kendisinin Anadolu&#8217;ya gönderiliş gerekçesi, Samsun ve  çevresindeki asayişsizliği yerinde görüp incelemek ve tedbir almaktan ibaretti.  Hükümete verilen İngiliz raporlarında, bu bölgede Türklerin, Rumlara karşı  gerilla hareketine giriştikleri ve bölgenin asayişini bozdukları bildirilmekte  ise de durum tam tersine idi. Bu bölgede, Pontus Rum Devleti kurma amacına  yönelik geniş bir Rum faaliyeti vardı. Baskı gören Rumlar değil, Türklerdi. Rum  Patrikhanesinden idare edilen Mavri Mira Cemiyeti bu bölgede kurduğu çeteler  vasıtasıyla Türk köylerini basıyor, katliamlar yapıyor, yerli halkı yıldırmak  istiyordu. Bu girişimlere karşı vatansever Türkler de mukabil çeteler  oluşturmuşlar; bölge Rumları ile mücadeleye başlamışlardı. Bütün bu gerçeklere  rağmen Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya verilen talimat gereğince bölge Türklerinin  direnmeleri önlenecekti. Mustafa Kemal Paşa, görevi kabul için Ordu Müfettişliği  sıfatı ve geniş salâhiyetler istedi. İstanbul Hükümeti bu istekleri de kabul  etti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Saray ve İstanbul Hükümeti, Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın bu  görevi yapacağını zannetmişti. Oysaki Mustafa Kemal’in düşünceleri tamamen başka  idi. Ama bu görev, kuşkuları çekmeksizin Anadolu&#8217;ya geçmek için  değerlendirilmesi gereken bir fırsattı. Kendisine verilen yetkileri de, geri  alınıncaya kadar milletin menfaatleri adına kullanmak vicdanî bir davranış idi.  Esasen olayların akışı da kısa zamanda bunu ispatlayacaktı. Mustafa Kemal Paşa,  İstanbul&#8217;dan ayrılmadan önce başta sadrazam olmak üzere kabine azalarının hemen  hepsi ile ve en sonunda Padişah&#8217;la görüşmüştü. Fakat bu kişilerin hiçbirinde  memleketi içinde bulunduğu badireden kurtaracak bir enerji, bir ümit ışığı  görmemiş, görememişti. İstanbul Hükümeti&#8217;nin ve Padişah&#8217;ın davranışlarında  İtilâf Devletleri&#8217;ni gücendirmemek görüşünün ağır ezikliğini hissetti. Oysaki  onların kararlarına uymak değil, karşı koymak lâzımdı. İşte Anadolu&#8217;ya bu gaye  ile gidiyordu. Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın İstanbul&#8217;dan ayrılırken yakın  arkadaşlarına söylediği şu sözler bu bakımdan büyük önem taşımaktadır: &#8220;Düşman  süngüsü altında millî birlik olamaz. Ancak hür vatan topraklarında memleketin  istiklâli ve milletin hürriyeti için çalışılabilir. Bu gayeyi tahakkuk ettirmek  üzere Anadolu&#8217;ya gidiyorum&#8221;.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Mustafa Kemal Paşa, Anadolu&#8217;ya geçer geçmez plânını  uygulamaya başladı. 21 Mayıs 1919&#8242;da Kazım Karabekir&#8217;e telgraf çekti. Telgrafta  bu davranışını şöyle belirtiyordu: &#8220;Umumî durumumuzun aldığı vahim şekilden pek  müteessirim. Millet ve memlekete borçlu olduğum en son vicdani vazifeyi yakından  müşterek çalışma ile en iyi şekilde yerine getirmek mümkün olacağı kanaati ile  bu son memuriyeti kabul ettim&#8221;.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Mustafa Kemal Paşa, Samsun&#8217;a çıktıktan 2 gün sonra, 21  Mayıs 1919&#8242;da Genelkurmay Başkanlığına Samsun ve çevresindeki asayişsizliğin  sebeplerini açıklayan İstanbul Hükümeti&#8217;nin ve İtilâf Devletleri temsilcilerinin  hoşlanmadığı şu telgrafı çekti: &#8220;Rumlar bu bölgede, Pontus Hükümeti teşkili gibi  bir safsata etrafında toplanmış ve Rum çeteleri hemen kâmilen siyasî bir şekle  dönüşmüştür&#8221;. 22 Mayıs 1919&#8242;da Samsun&#8217;dan Sadaret&#8217;e gönderdiği raporu da şu  cümle ile noktaladı: &#8220;Millet birlik olup hâkimiyet esasını, Türklük duygusunu  hedef almıştır&#8221;. Bu anlamlı ifadede Anadolu&#8217;da beliren Milli Mücadele azmini  sezmemek mümkün değildir. İşte bu raporlar İstanbul&#8217;a geldikten sonradır ki  İtilâf Devletleri temsilcileri İstanbul Hükümetinden sordu: &#8220;Tanınmış bir Türk  generalinin Anadolu&#8217;da ne işi vardır?&#8221; Bunun üzerine İstanbul Hükümeti,  Anadolu&#8217;ya gönderdiği müfettişi geri çağırma girişimlerine  başladı.<o:p></o:p></span></p>
<h3 style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="text-transform: uppercase; font-family: 'Times New Roman'"><o:p> </o:p></span></h3>
<h3 style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="text-transform: uppercase; font-family: 'Times New Roman'"><o:p> </o:p></span></h3>
<p class="Stil1"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="Stil1" style="text-indent: 35.4pt"><span style="font-size: 13pt; font-style: normal">4-  Kongreler Dönemi<o:p></o:p></span></p>
<p class="Stil1" style="text-indent: 35.45pt"><span style="font-size: 13pt; font-style: normal"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="Stil1" style="text-indent: 35.45pt"><span style="font-size: 13pt; font-style: normal"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="Stil1" style="margin-left: 53.45pt; text-indent: -18pt"><span style="font-size: 13pt"><span>A-<span style="font-family: 'Times New Roman'; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal">    </span></span></span><span style="font-size: 13pt; text-transform: none">Amasya Tamimi</span><span style="font-size: 13pt"><o:p></o:p></span></p>
<p class="Stil1" style="margin-left: 35.45pt"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Artık, Anadolu&#8217;da başlayan Millî Mücadele, liderini  bulmuş, dağınık ve bölgesel mukavemetler bir bayrak altında toplanmaya  başlamıştı. Bunun ilk örneğini 22 Haziran 1919&#8242;da Mustafa Kemal imzasıyla  Amasya&#8217;dan bütün memlekete duyurulan bir tamimde görüyoruz. Bu genelgede kutsal  bir ses işitiliyordu: &#8220;Vatanın bütünlüğü, milletin istiklâli tehlikededir.  Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır&#8221;. Bu cümleler  Milli Mücadele&#8217;nin örgütlü olarak fiilen başladığının onun imzası ile bütün  cihana ilânı idi. Bu genelge diğer bir maddesiyle beliren millî tehlike  karşısında izlenecek ilk yolu da belirtiyordu: &#8220;Her vilâyetten seçilecek  milletin güvenini kazanmış delegelerle, Anadolu&#8217;nun en emin yeri olan Sivas&#8217;ta  derhal bir millî kongre toplanacaktır&#8221;.<o:p></o:p></span></p>
<p class="Stil1" style="text-indent: 35.45pt"><span style="font-size: 13pt; font-style: normal"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="Stil1" style="margin-left: 53.45pt; text-indent: -18pt"><span style="font-size: 13pt; text-transform: none"><span>B-<span style="font-family: 'Times New Roman'; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal">     </span></span></span><span style="font-size: 13pt; text-transform: none">Erzurum  Kongresi<o:p></o:p></span></p>
<p class="Stil1" style="margin-left: 35.45pt"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Mustafa Kemal Paşa, Amasya Tamimi adıyla ünlü bu  genelgesini yaptıktan sonra Erzurum&#8217;a geçmek üzere 27 Haziran 1919&#8242;da halkın  sevinç gösterileri arasında Sivas&#8217;a geldi. Şehirde kaldığı 1 günlük süre içinde,  Erzurum Kongresi&#8217;ni takiben Sivas&#8217;ta yapılacak Kongre için ilgililere gerekli  direktifleri vererek Erzurum&#8217;a hareket etti. Atatürk, 3 Temmuz 1919 günü  Erzurum&#8217;a geldi. Kendisi der ki &#8220;Benim Erzurum&#8217;a gelişim, bütün milletin ateşten  bir çember içine alınmış olduğu bir zamana tesadüf etti. Bütün millet bu  çemberin içinden nasıl çıkılacağını düşünmekte idi&#8221;.15 Temmuz 1919 günü Ilıca  önlerinde Erzurumlular tarafından coşkun bir şekilde karşılandığı zaman  Çukurova&#8217;da muhacir olarak bulunup Erzurum&#8217;a dönen ihtiyar Mevlüt Ağa ile  aralarında geçen konuşma, bu ateşten çember içinden mutlaka çıkılması gerektiği  fikrini Atatürk&#8217;te daha da perçinledi. İhtiyar, fakat dinç Mevlüt Ağa&#8217;ya Mustafa  Kemal Paşa sordu: &#8211; Çukurova gibi verimli bir memleketten niye döndün? Yoksa  geçinemedin mi? Mevlût Ağa derhal cevap verdi: &#8211; Hayır Paşam, geçimimiz çok  rahattı. Son günlerde işittim ki İstanbul&#8217;daki ırzı kırıklar, bizim Erzurum&#8217;u  Ermenilere vereceklermiş. Geldim ki göreyim, bu namertler kimin malını kime  veriyorlar?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bu sözler, milletle beraber, millet için çalışmak üzere  Erzurum&#8217; a gelen Mustafa Kemal Paşa&#8217;yı çok duygulandırmış, gözlerini yaşarmıştı.  Etrafındakilere döndü ve : “Bu milletle neler yapılmaz”.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Atatürk, Erzurum&#8217;a gelişinden 5 gün sonra,8/9 Temmuz  1919&#8242;da &#8220;Sine-i millette bir ferd-i mücahit olarak çalışmak üzere&#8221; çok sevdiği  askerlik mesleğinden ve görevinden istifa etti. Artık, bir millet ferdi olarak,  milletten kuvvet, kudret ve ilham alarak tarihî vazifesine devam  ediyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Askerlikten istifasını takiben Erzurumluların isteği  üzerine Vilâyat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti Erzurum Şubesinin  Heyet-i Faale Başkanlığına getirildi. Cemiyet, o günlerde daha evvelce alınan  bir karar gereğince doğu illerini kapsayan bir kongrenin hazırlıkları içinde  idi. Mustafa Kemal’in Heyet-i Faale Reisi olarak bu kongreye iştiraki mümkündü;  fakat O, bu kongreye özellikle Erzurum&#8217;dan üye olarak iştirak etmek istiyordu.  Ne çare ki Erzurum üyeleri evvelce seçilmişti; ama buna da bir çözüm bulundu.  Erzurum&#8217;un iki değerli evlâdı, Kazım Yurdalan ve Cevat Dursunoğlu Erzurum  üyeliğinden istifa etmek suretiyle yerlerini Mustafa Kemal ve Rauf Bey&#8217;e  bıraktılar. Bu suretle Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın kongreye girişi meşruluk  kazandı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Erzurum Kongresi, 23 Temmuz 1919&#8242;da tek katlı bir  ilkokul salonunda 62 delegenin iştirakiyle toplanmıştı. Kongre, bir kurucu  meclis gibi çalışarak 14 gün devam etti ve 7 Ağustos 1919 da çalışmalarına son  verdi. Kongre&#8217;yi geçici başkan olarak Erzurum delegelerinden Hoca Raif Efendi  açmış, delegelerin isim okunarak yoklaması yapıldıktan sonra başkanlık seçimine  geçilmişti. Yapılan oylamada Mustafa Kemal Paşa, başkan  seçildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Millî Mücadele&#8217;ye bayrak olan bir kongrenin Erzurum&#8217;da  toplanışı bir tesadüfün eseri değildi; Mondros Mütarekesi&#8217;nden sonra müdafaa  şuurunun en keskin bir şekilde meydana çıktığı bölgelerden biri Erzurum idi.  Zira Mütareke hükümlerine göre asırlarca şehit kanıyla sulanmış Erzurum  topraklarını da içine almak üzere bir Ermenistan kurulması isteniyordu. Bu  durum, bölgedeki millî birlik ve mukavemet şuurunu daha da bileyledi. Keza,  Kongre&#8217;ye Doğu Karadeniz il ve kasabalarını temsil etmek üzere 17 delege ile  iştirak eden Trabzon&#8217;da da Pontus tehlikesi vardı. Bölge Rumları, Mondros  Mütarekesi&#8217;nden faydalanarak Doğu Karadeniz şehirlerini kapsayacak bir Pontus  Rum Devleti kurma hayali içindeydiler. Bu bakımdan Doğu Anadolu şehirleri ile  tehlike müşterekti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Erzurum Kongresi, güç şartlar altında toplanıyordu.  Çünkü kongre üyelerinin vilâyetlerce gerek seçiminde, gerekse seçilenlerin  kongreye gönderilmesinde büyük güçlükler çıkarılıyordu. Mülkî amirlerin büyük  kısmı, İstanbul Hükümeti&#8217;nin baskısı ile delegeleri korkutuyorlar, yola  çıkmalarını engelliyorlar, hatta bazı vilâyetler kesin olarak delege  göndermemekte direniyorlardı. Elaziz, Diyarbakır ve Mardin illerinden seçilen  üyeler valilik baskısı sebebiyle yola çıkmaktan alıkonulmuşlar, dolayısıyla  kongreye iştirak edememişlerdi. Bu sebeple kongrenin toplanabilmesi için  Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti Erzurum Şubesi’nin gayretleri yanında Mustafa  Kemal Paşa’nın da ciddî teşebbüslerde bulunması icap etti. Vilâyetlerin her  birine açık telgraflar gönderilmekle beraber, bir taraftan da şifre telgraflarla  valilere, komutanlara gerektiği şekilde tebligatta bulunuldu. Nihayet yeteri  kadar temsilci getirtilip kongreyi toplamaya muvaffak  olundu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">İşte bu şartların oluşturduğu hava içinde  gerçekleştirilen Erzurum Kongresi, Vilâyât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye  Cemiyeti Erzurum Şubesi ile Trabzon Muhafaza-i Hukuk Cemiyeti&#8217;nin müştereken  hazırladığı bir kongre idi. O günkü mülkî taksimatta Trabzon&#8217;un kapsadığı Doğu  Karadeniz il ve ilçelerinden 17, Erzurum&#8217;un kapsadığı il ve ilçelerden 25,  Sivas&#8217;ın kapsadığı il ve ilçelerden 14, Bitlis&#8217;ten 4 ve Van&#8217;dan 2 delegenin  iştiraki ile toplam 62 üye ile toplanmıştı. Bugünkü idarî taksimat göz önüne  alındığı takdirde 30&#8242;a yakın Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz illerini ve bunların  ilçelerini kapsamaktadır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Erzurum Kongresi&#8217;nin toplanışı ve çalışmalarına  başlamasıyla İstanbul’da, Anadolu&#8217;da yükselen bu kurtuluş sesini boğmak için  yoğun bir faaliyet başladı. Ajanslarla Mustafa Kemâl&#8217;in devlete başkaldıran bir  âsi olduğu, Erzurum Kongresi&#8217;nin kanunsuz toplandığı ilân edildi. Mustafa Kemâl  Paşa&#8217;yı tutuklamak için her türlü tedbire başvuruldu. İstanbul Hükümeti, Erzurum  Kongresi&#8217;nin dağılmasını, Kongre ye katılanların yakalanarak İstanbul Divan-ı  Harbi&#8217;ne sevklerini emretti ise de millet fertlerini saran o zamanki millî hava  içinde hiçbir makam bu emri yerine getirmeye teşebbüs  edemedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">İşte bu derece güç şartlar içinde gerçek bir vatan  aşkıyla her türlü tehlikeyi göze alarak toplanan Erzurum Kongresi Türk tarihinde  önemli bir dönüm noktası oldu. Türk Kurtuluş Savaşı&#8217;nın ilk temelleri bu  Kongre&#8217;de atılmış, alınan tarihî kararlar Millî Mücadele&#8217;nin temel hedefini  belirlemişti. Erzurum Kongresi kararları şu şekilde  özetlenebilir:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">1- Doğu illeri ile Trabzon ve Canik Sancağı hiçbir sebep  ve bahane ile Osmanlı topluluğundan ayrılması mümkün olmayan bir bütündür. Bu  demekti ki doğu illeri Ermenistan sevdasıyla, Karadeniz illeri Pontus hülyasıyla  ana vatandan ayrılamayacaktır. Bu karar, vatanı ve milleti bölmek isteyenlere  karşı ilk esaslı ihtardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">2- Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı, millet  birlik olarak kendisini müdafaa ve mukavemet edecektir. Bu madde ile milletin,  her türlü işgal ve müdahaleyi kesin olarak reddettiği, birlik halinde direneceği  bildiriliyordu. Vatan topraklarına yönelik hiçbir işgal ve müdahale, karşılıksız  kalmayacaktı. Millet işgal ve istilâyı birlik halinde püskürtmeye  kararlıydı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">3- Vatanın ve istiklâlin muhafaza ve teminine İstanbul  Hükümeti muktedir olamadığı takdirde, gayeyi temin için Anadolu&#8217;da geçici bir  hükümet kurulacaktır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">İstanbul Hükümeti&#8217;nin hali ve tutumu belliydi; güçsüz ve  beceriksizdi. Memleketi Mondros Mütarekesi ile kayıtsız şartsız galip devletlere  teslim etmişti. Ülkeyi uçurumun kenarından ancak ve ancak millî iradeye dayanan  bir hükümet kurtarabilirdi; bu mutlaka gerçekleştirilecekti. Esasen Erzurum  Kongresi bu amaca yönelik ilk adımdı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">4- Kuvâ-yı Millîye&#8217;yi âmil ve irade-i milliyeyi hâkim  kılmak esastır. Kuvâ-yı Milliye’den kastedilen millî kuvvetler, milletin  bağrından çıkacak millî bir ordu idi. Bu ordu, milletin kutsal gayesi uğrunda  milletin arzu ve eğilimleri yönünde mutlaka zafere ulaşacaktı. Millî iradeyi  hâkim kılmak aynı zamanda demokratik bir esastı. Bu esasta Cumhuriyet rejiminin  ilk kıvılcımlarını sezmemek mümkün değildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">5- Hıristiyan azınlıklara siyasî hâkimiyet ve sosyal  dengemizi bozan imtiyazlar verilemez. Memleketteki azınlıklar yer yer siyasî  egemenlik davasına kalkışmıştı. Memleket bütünlüğünü bozucu, vatanı parçalayıcı  bu gibi davranışlara imkân verilmeyecekti. Azınlıklara sosyal dengemizi bozan  ekonomik, hukuksal ve kültürel -her ne çeşit olursa olsun- ayrıcalıklar ve  üstünlükler tanınmayacaktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">6- Manda ve himaye kabul olunamaz. Türk milleti her şeyi  göze alarak istiklâli için silâha sarılmıştı. Hiç kimseden lütuf ve yardım  beklemiyordu; yabancı devletlerden merhamet istemiyordu. Her ne pahasına olursa  olsun istiklâl mutlaka gerçekleşecekti. Parola &#8220;Ya istiklâl ya ölüm&#8221;  idi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">7- Millî Meclis&#8217;in derhal toplanmasına ve hükümet  işlerinin meclisin denetimi altında yürütülmesine çalışılacaktır. İtilaf  Devletleri&#8217;nin baskısı ve Padişah fermanı ile kapatılmış olan Meclis derhal  toplanmalı, Hükümetin millet ve memleketin mukadderatı ile ilgili vereceği her  türlü karar böyle bir meclisin denetiminden geçirilmeliydi. Hükümet kararları  ancak bu şekilde meşruluk kazanacaktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">8- Milletimiz insanî ve asrî gayeleri tebcil, fennî,  sınaî ve iktisadî hal ve ihtiyacımızı takdir eder. Bu cümle ile Türk Milleti’nin  yeniliklere açık ruhu belirtiliyordu. Denilmek isteniyordu ki, Türk milleti  insanî ve uygar amaçların değerini bilen ve kavrayan bir millettir. Nitekim  Atatürk, milletin çehresini değiştiren büyük inkılâplara başladığı zaman  &#8220;Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâpların gayesi, milletimizi her bakımdan  uygar bir toplum haline getirmektir. İnkılâplarımızın temel kuralı budur.&#8221;  diyecekti. Kararda geçen &#8220;Milletimiz fennî, sınaî ve iktisadî hal ve  ihtiyacımızı takdir eder&#8221; ifadesinde de harap bir memleketi bayındır hale  getirmek için gelecekte gerçekleştirilecek kalkınma hamlelerine işaret edilmekte  idi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Erzurum Kongresi, memleketin bütününü ilgilendiren bu  tarihî kararlarıyla bölgesel bir kongre olmaktan çıkmış, kendisinden sonra  gelişecek tüm olayları büyük ölçüde etkilemişti. Zira Sivas Kongresi kararları,  Erzurum Kongresi kararlarına dayandı. Misak-ı Millî&#8217;nin esasında Erzurum  Kongresi kararları yer aldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nin toplanış ve açılış  gerekçesi Erzurum Kongresi kararlarına oturtuldu. Mudanya ve Lozan  Antlaşmalarının bağımsızlığı savunan ruhu; ilhamını Erzurum Kongresi  kararlarından aldı. Cumhuriyet rejiminin ruhu, irade-i milliyeyi hâkim kılmak  esasında toplandı. Ve nihayet &#8220;Milletimiz insanî ve asrî gayeleri tebcil eder.&#8221;  cümlesiyle Atatürk inkılâplarının ilk kıvılcımları Erzurum Kongresi&#8217;nde  parıldadı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Sonuçları bakımından bu derece önem taşıyan Erzurum  Kongresi için Mustafa Kemal Paşa, kapanış konuşmasında &#8220;Tarih, bu kongremizi  şüphesiz ender ve büyük bir eser olarak kaydedecektir.&#8221; ifadesini  kullandı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Erzurum Kongresi, 7 Ağustos 1919 günü -kendisi adına  bütün yetkileri kullanacak- 9 kişilik bir Heyet-i Temsiliye seçerek  çalışmalarına son verdi. Şimdi Heyet-i Temsiliye&#8217;yi ve Onun başkanını büyük bir  görev bekliyordu. Erzurum Kongresi&#8217;nde parlayan kıvılcımı söndürmemek, Sivas&#8217;ta  onu meş&#8217;ale haline getirerek millî kurtuluşa daha emin adımlarla yürümek  gerekiyordu. Bu sebepledir ki, Mustafa Kemal Paşa, doğu illerinin mukadderatı  için toplanan Erzurum Kongresi&#8217;ni -gayesini daha da genişleterek- bu amaca  yöneltmek istedi. Bu sebepledir ki, Erzurum Kongresi&#8217;ni Sivas Kongresi&#8217;ne  bağlayarak Millî Mücadele&#8217;ye memleket yüzeyinde genişlik  kazandırdı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="Stil1" style="margin-left: 53.45pt; text-indent: -18pt"><span style="font-size: 13pt; text-transform: none"><span>C-<span style="font-family: 'Times New Roman'; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal">     </span></span></span><span style="font-size: 13pt; text-transform: none">Sivas  Kongresi<o:p></o:p></span></p>
<p class="Stil1" style="margin-left: 35.45pt"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Sivas Kongresi günlerinde de memleketin içinde bulunduğu  ağır mütareke şartları bütün acılığı ile devam ediyordu. Mondros Mütarekesi&#8217;nin  milletimiz aleyhine haksız ve insafsız bir şekilde uygulanması, İzmir&#8217;e çıkmış  olan Yunanlıların İtilâf devletlerinden aldığı cüretle Anadolu&#8217;nun içine doğru  ilerlemesi, çeşitli şehirlerimizin işgali Sivas Kongresi günlerinde de birbirini  izledi. İşte böyle bir hava içinde Mustafa Kemal Paşa, bir kısım Heyet-i  Temsiliye üyeleriyle beraber Sivas Kongresi&#8217;ne iştirak etmek üzere 2 Eylül  1919&#8242;da Erzurum&#8217;dan Sivas&#8217;a geldi. Sivas, Millî Mücadele liderini emsalsiz sevgi  gösterileri ve coşkun bir sevinçle karşıladı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Sivas Kongresi, 4 Eylül 1919 günü o zamanlar &#8220;Mekteb-i  Sultanî&#8221; olarak kullanılan bir binanın salonunda, 38 delegenin iştiraki ile  toplandı. Kongre, 8 gün devam etti ve 11 Eylül 1919&#8242;da Heyet-i Temsiliye  seçimini takiben bir beyanname yayımlayarak çalışmalarına son verdi. İlk  oturumda yapılan oylamada Mustafa Kemal Paşa başkan  seçildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Erzurum Kongresi&#8217;ni takiben bütün memleketi temsil eden  böylesine önemli bir Kongre&#8217;nin özellikle Sivas&#8217;ta toplanışı, şehrin stratejik  durumu ile ilgili idi. Anadolu&#8217;nun ortasında yer alan bu şehrimiz mütareke  şartları gereğince İtilâf Devletleri&#8217;ni temsilen bazı subaylar bulunmasına  rağmen- işgal altında değildi. Ulaşım bakımından Anadolu yollarının birleştiği  bir kavşak durumunda idi. Ogünkü imkânların elverdiği ölçüde çeşitli Anadolu  şehirlerine şu veya bu şekilde bağlanabiliyordu. Her ne kadar Fransızlar Adana  üzerinden, İngilizler Samsun&#8217;dan şehri işgal tehdidinde bulunuyorlarsa da  Mustafa Kemal Paşa, böyle bir işgalin düşmana çok pahalıya mal olacağını  hesaplıyordu. Bütün bu avantajları yanında Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Sivas  Şubesi, şehirde oldukça iyi teşkilâtlanmıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">İşte bu şartların oluşturduğu hava içinde gerçekleşen  Sivas Kongresi doğrudan doğruya Mustafa Kemal’in çağrısı üzerine toplanmış, bir  millî kongredir. Kongre&#8217;nin 38 üyesinden 31&#8242;ini Batı ve Orta Anadolu illerinden  gelen üyeler, 7&#8217;sini ise Doğu Anadolu illerini temsilen Erzurum Kongresi&#8217;nce  seçilen Heyet-i Temsiliye oluşturmuştu. Böylece Batı ve Orta Anadolu illerinden  seçilen delegelerle Doğu illerini temsilen gelen Heyet-i Temsiliye, Sivas  Kongresi&#8217;ne memleket çapında bir genişlik ve bütünlük  kazandırdı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Tarihî bir gerçek olarak belirtmek gerekir ki Sivas  Kongresi&#8217;nin toplanışı sırasında da Erzurum Kongresi&#8217;nde olduğu gibi İstanbul  Hükümeti ve idarecileri büyük engeller çıkardılar. Bu sebepledir ki Ankara ve  diğer bazı şehirlerimizden valilik baskısı ile delege seçilemedi. Bazı  vilâyetlerden seçilen delegeler de aynı baskı nedeniyle yola çıkmaktan  alıkonuldu, dolayısıyla kongreye iştirak edemedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Sivas Kongresi&#8217;nin toplanılmaması için Sivas&#8217;ta bulunan  Fransız Jandarma Müfettişi Brüno da baskı yaptı. Vali Reşit Paşa ile görüşerek  böyle bir Kongre gerçekleştiği takdirde Sivas&#8217;ın işgal edileceğini ve Kongre&#8217;nin  dağıtılacağını bildirdi. İngilizler de Samsun üzerinden Sivas&#8217;ı işgal edecekleri  tehdidinde bulundular. Fakat Mustafa Kemâl&#8217;in her güçlüğü aşan azmi önünde,  bütün bu tehditler sonuçsuz kaldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">İstanbul Hükümeti, Erzurum Kongresi&#8217;nde yaptığı gibi  Sivas Kongresi sırasında da bütün gücüyle Mustafa Kemal’i tevkife yönelmişti.  Anadolu&#8217;nun hemen her valisine telgraflar çekilerek Mustafa Kemal’in ne pahasına  olursa olsun tutuklanarak İstanbul&#8217;a gönderilmesi isteniyordu. Bunu  gerçekleştirmek üzere valiliklere, mutasarrıflıklara yeni atamalar yapıldı.  Fakat hiçbir idareci, şahlanan millî irade ve millî hava içinde İstanbul  Hükümeti&#8217;nin isteklerini yerine getirmek cesaretini  gösteremedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Sivas Kongresi&#8217;nin diğer bir özelliği de delegelerin  vatanın kurtuluşu ve milletin mutluluğundan başka hiçbir kişisel maksat  izlemeyeceklerine, mevcut siyasî partilerden hiçbirinin amaçlarına hizmet  etmeyeceklerine dair Kongre&#8217;de yemin etmeleri olmuştu. Bu suretle Millî  Mücadele&#8217;nin hiçbir siyasî parti adına yapılmadığı, tamamen milleti ve memleketi  kurtarma amacına yönelik bir hareket olduğu açıkça belirtilmiş oluyordu. Sivas  Kongresi kararları şu şekilde özetlenebilir:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">1- Millî sınırlar içinde bulunan vatan parçaları bir  bütündür; birbirinden ayrılamaz.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Evvelce toplanan Erzurum Kongresi, Doğu Anadolu ve Doğu  Karadeniz vilâyetlerinin hiçbir sebep ve bahane ile ana vatandan  ayrılamayacağını ilân etmişti. Sivas Kongresi sahip olduğu tam yetki ile bu  karara bütün memleketi kapsayan bir genişlik kazandırdı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">2- Her türlü işgal ve müdahaleye karşı, millet birlik  olarak kendisini müdafaa ve mukavemet edecektir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Erzurum Kongresi&#8217;ni toplanmaya davet eden başlıca  tehlike, Doğu Karadeniz Bölgesinde kurulması düşünülen Pontus Rum devleti ile  Doğu Anadolu illerini içine kalacak bir Ermenistan tehlikesi idi. Sivas  Kongresi, batıdan gelen Yunan tehlikesini de göz önüne alarak, vatan  topraklarına yönelik hiçbir işgal ve müdahalenin karşılıksız kalmayacağını  mütecaviz düşmana açıkça bildiriyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">3- İstanbul Hükümeti, harici bir baskı karşısında  memleketimizin herhangi bir parçasını terk mecburiyetinde kalırsa vatanın  bağımsızlığını ve bütünlüğünü temin edecek her türlü tedbir ve karar alınmıştır.  Bu madde ile İstanbul Hükümeti’nin millet menfaatlerine aykırı herhangi bir  karar veya davranışına milletin kayıtsız kalmayacağı, gerektiğinde millî iradeye  dayanan bir hükümetin derhal kurulacağı açıkça  belirtiliyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">4- Kuvâ-yı milliyeyi amil ve irade-i milliyeyi hâkim  kılmak esastır. Erzurum Kongresi&#8217;nde belirlenen bu kural, Sivas Kongresi&#8217;nde  perçinleştiriliyordu, Memleketi kurtaracak tek kuvvet, millî ordu idi. Bu ordu,  milletin iradesi ve eğilimleri yönünde savaşacak, bağımsızlık mutlaka  gerçekleşecekti. Millet artık egemenliğini kendi eline almıştı; kendi  hâkimiyetinden başka hiçbir güç tanımıyordu. Bu esas, gelecekteki Cumhuriyet  rejiminin esaslarını oluşturuyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">5- Manda ve himaye kabul olunamaz. Erzurum Kongresi&#8217;nde  karar altına alınan bu görüş, Sivas Kongresi&#8217;nce de onaylanarak Millî  Mücadele&#8217;nin temel kuralı haline getiriliyordu. Millî kurtuluş hareketinin  parolası hiçbir devletin merhametine sığınmaksızın &#8221; Ya istiklal ya ölüm!&#8221;  dü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">6- Millî iradeyi temsil etmek üzere Millet Meclisi&#8217;nin  derhal toplanması mecburidir. Erzurum Kongresi kararlarında da belirtilen bu  istek, artık bir mecburiyet olarak gösteriliyordu. Aksi takdirde hükümet  kararları millî iradeyi yansıtmayacaktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">7- Aynı gaye ile millî vicdandan doğan cemiyetler  &#8220;Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti&#8221; adı altında  birleştirilmiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Erzurum Kongresi, Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz  Bölgelerindeki millî cemiyetleri &#8220;Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti&#8221; adıyla  bir merkezde toplamıştı. Sivas Kongresi, bu örgüte -bütün Anadolu ve Rumeli  Cemiyetlerini de içine almak üzere- memleket çapında bütünlük  kazandırdı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">8- Mukaddes maksadı ve umumî teşkilâtı idare için Kongre  tarafından bir Heyet-i Temsiliye seçilmiştir. Erzurum Kongresi, Doğu illerini  temsilen 9 kişilik bir Heyet-i Temsiliye seçmişti. Sivas Kongresi&#8217;nce 6 kişi  daha seçilmek suretiyle &#8220;Heyet-i Temsiliye&#8221; genişletilmiş, bu suretle Türkiye  Büyük Millet Meclisi açılıncaya kadar memleket mukadderatında yegâne söz sahibi  bir kurul oluşturulmuştu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Sivas Kongresi, Erzurum Kongresi kararlarını  genişleterek, bu kararlara bütün memleketi kapsayan bir nitelik kazandırması  bakımından İnkılâp Tarihi&#8217;mizde büyük öneme sahip bir Kongre&#8217;dir. Üyelerinin,  bütün memlekete şamil olması sebebiyle de Millî Mücadele başlangıcında  Türkiye&#8217;nin mukadderatını çizen, bütün milletin tek vücut halinde birlik  olduğunu dünyaya ilân eden millî bir Kongre&#8217;dir. Bunun içindir ki tesirleri  Erzurum Kongresi&#8217;nden daha geniş oldu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Sivas Kongresi&#8217;nden sonra Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın amacı  en kısa zamanda Anadolu&#8217;da millet temsilcilerinden oluşan bir meclis toplamak ve  bu meclisin kuracağı hükümet ile Millî Mücadele&#8217;yi bir merkezden idare etmek  idi. Dâhi adam, bu büyük işi gerçekleştirmek üzere Sivas Kongresi&#8217;nden sonra da  Heyet-i Temsiliye Reisi sıfatıyla millî teşkilâtın kuvvetlenmesi yolunda -bütün  engelleri aşarak- azimle çalıştı. Bu devre esnasında Mustafa Kemal ve Heyet-i  Temsiliye ile temas temini ve anlaşma zemini arayan İstanbul Hükümeti,  temsilcileri vasıtasıyla 20–22 Ekim 1919 tarihleri arasında Amasya&#8217;da onunla  görüşmüş ve bir Millet Meclisi toplanmasına ikna olmuştu. Bu görüşme İnkılâp  Tarihi&#8217;mizde &#8220;Amasya Mülâkatı&#8221; olarak bilinmektedir. Mustafa Kemal, Meclisin  Anadolu&#8217;da toplanmasını istemesine rağmen, Meclis 12 Ocak 1920&#8242;de İstanbul&#8217;da  toplandı. Fakat İngilizlerin ve gerekse onlara âlet durumunda olan hükümet  adamlarının baskısı sebebiyle olumlu bir faaliyet gösteremedi. Sadece Erzurum ve  Sivas Kongrelerinin esaslarını &#8220;Misak-ı Millî&#8221; halinde kabul ve ilân etti.<em><span style="text-transform: uppercase"><o:p></o:p></span></em></span></p>
<h2 style="margin-left: 27pt; text-align: left" align="left"><span style="text-transform: uppercase; font-style: normal"><o:p> </o:p></span></h2>
<h2 style="margin-left: 27pt; text-align: left" align="left"><span style="text-transform: uppercase; font-style: normal"><o:p> </o:p></span></h2>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<h2 style="text-indent: 35.4pt; text-align: left" align="left"><span style="text-transform: uppercase; font-style: normal">5-  Atatürk’ün Ankara’ya Gelişi ve Milli Mücadele<o:p></o:p></span></h2>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Mustafa Kemal Paşa, 27 Aralık 1919&#8242;da bir kısım  arkadaşları ve Heyet-i Temsiliye üyeleri ile beraber Ankara&#8217;ya gelmişti. Artık  Millî Mücadele Ankara&#8217;dan yönetiliyor, İstanbul&#8217;daki asker ve sivil birçok  vatansever, İstiklâl Savaşı&#8217;nda görev almak üzere Ankara&#8217;ya geliyordu. Bir süre  sonra,16 Mart 1920 tarihinde İstanbul, İtilâf Devletleri tarafından fiilen işgal  edildi; şehir yabancılar tarafından tamamen askerî kontrol altına alınmıştı. Bu  şartlar altında Meclis de faaliyet gösteremeyeceğini anlayarak dağıldı; zaten bu  sıralarda milletvekillerinin bir kısmı da İngilizler tarafından tutuklanmış  bulunuyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Mustafa Kemal, İstanbul&#8217;un işgali üzerine valiliklere ve  kolordu komutanlıklarına talimat vererek Ankara&#8217;da toplanacak fevkalâde  salâhiyete sahip bir meclise yeni temsilciler seçmelerini bildirdi. Seçimler  süratle sonuçlandı. Nihayet 23 Nisan 1920&#8242;de yurdun her bölgesinden gelen millet  temsilcileriyle Ankara&#8217;da Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Mustafa Kemal,  millet iradesini ve egemenliğini temsil eden bu Meclis&#8217;e ve onun Hükümetine de  başkan seçilerek artık Türk bağımsızlık mücadelesinin her bakımdan, askerî,  siyasî ve sosyal lideri oldu. Ama memleketin içinde bulunduğu şartlar,  kendisinin omuzlarına yüklenen görevi gerçekten çok ağırdı. Tarihten silinmek  istenen bir milletin ölüm kalım savaşının, istiklâl mücadelesinin liderliğini  yapıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Ankara&#8217;da Büyük Millet Meclisi&#8217;nin açılması, millî bir  hükümetin kurulması üzerine Sadrazam Damat Ferit Paşa’nın başında bulunduğu  İstanbul Hükümeti Millî Mücadele Hareketi’ni geniş ölçüde baltalama ve etkisiz  hale getirmeye çalışıyordu. Anadolu&#8217;da bin bir fedakârlıkla oluşturulan millî  kuvvetlere karşı ordular (Kuvâ-yı İnzibatiye) kuruluyor, başta Atatürk olmak  üzere Millî Mücadele kahramanları, asi sayılarak idama mahkûm edilmiş  bulunuyordu. Diğer taraftan İzmir&#8217;e çıkan Yunanlılar da Anadolu içlerine doğru  taarruza hazırlanıyordu. Mütareke ile örgütlü ordu resmen dağıtılmış, silâhları  alınmış olduğundan, işgal altındaki yörelerde düşmana ancak mahalli kuvvetler ve  gönüllü müfrezeler karşı koyuyordu. Bu düşman saldırılarının yanı sıra  Anadolu&#8217;nun bazı yörelerinde Anzavur gibi, Çopur Musa gibi, Postacı Nâzım gibi  aldatılmış kişilerin elebaşılık ettiği iç isyanlar devam  ediyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bütün bu iç ve dış güçlüklere, zor şartlara rağmen  Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, kısa zamanda duruma hâkim olarak düşman  kuvvetlerine karşı çeşitli cephelerde büyük başarılar kazanmaya başladı. Doğu  cephesinde XV. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir komutasındaki kuvvetlerimiz  büyük başarılar kazandı. Bu bölgede Oltu, Sarıkamış ve Kars&#8217;ı işgal suretiyle  sınır şehirlerimize tecavüz eden Ermenilere karşı 28 Eylül 1920&#8242;de taarruza  geçilerek, merkezi Erivan&#8217;da bulunan Ermeni Cumhuriyeti ordusu mağlup edildi ve  29 Eylül 1920&#8242;de Sarıkamış, 30 Ekim 1920&#8242;de Kars tekrar geri alındı. Ermenilerin  barış isteği üzerine 2/3 Aralık 1920&#8242;de Gümrü Antlaşması imzalandı. Gürcistan&#8217;a  da Ardahan ve Artvin vilâyetlerimiz tahliye ettirildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Güney cephesinde de Adana, Urfa, Antep ve Maraş  bölgelerinde Fransız birlikleriyle mahalli kuvvetler arasında şiddetli  çatışmalar oluyordu. Sonuçta Fransızlar 12 Şubat 1920&#8242;de Maraş&#8217;tan, 11 Nisan  1920 günü de Urfa&#8217;dan çekilmek zorunda kaldılar. 21 Ekim 1921&#8242;de Fransızlarla  yapılan &#8220;Ankara Anlaşması&#8221; Adana, Mersin, Gaziantep ve diğer bazı şehirlerimizin  kurtuluşuna uzandı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Yunanlılar, 1920 Haziranında, Ankara&#8217;da kurulan iki  aylık yeni hükümetin içinde bulunduğu güç şartlardan yararlanarak 22 Haziran  1920 günü Batı cephesinde umumî taarruza geçmişler, büyük kısmı gönüllülerden  oluşan Kuvâ-yı Millîye cephesini yararak 8 Temmuz 1920 günü Bursa&#8217;yı, 29 Ağustos  1920 günü de Uşak&#8217;ı işgal etmişlerdi. Bu olaylar yaşanırken İstanbul Hükümeti de  10 Ağustos 1920&#8242;de İtilâf Devletleri&#8217;yle Sevr Antlaşması&#8217;nı  imzalamıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Yunanlıların Batı cephesinde ilerleyişi, birçok  bölgelerin kuvvet yetersizliği sebebiyle işgal edilmesi üzerine Türkiye Büyük  Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal Paşa, cephe komutanları ile görüşmüş, artık  gönüllü kuvvetler yerine düzenli bir ordu kurulması gereğini ilgililere  bildirmişti. Çünkü olaylar gösteriyordu ki, Millî Mücadele&#8217;nin başarısı, bütün  kuvvetlerin tek bir otorite altında toplanmalarına bağlı idi. Bu da millî  müfrezelerin, milis kuvvetlerinin, gönüllü teşkilâtların ordu içinde düzenli  kıtalar haline getirilmesini gerektiriyordu. Çete halinde dağınık savaşa son  verilecek, bütün millî müfrezeler ve gönüllü kuvvetler ordu içinde disiplin ve  eğitime tâbi tutulacaktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Artık, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa  Kemal Paşa, Millî Savunma Bakanı Fevzi Çakmak Paşa ve Genelkurmay Başkanı ve  aynı zamanda Batı Cephesi Komutanı Albay İsmet Bey, bütün çalışmalarını düzenli  ordunun gerçekleşmesine vermişlerdir. Bu aylar, Millî Mücadele tarihimizin  gerçekten en buhranlı, en çetin aylarıdır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Şimdi 1920 yılının Aralık sonlarındayız. Birçok millî  müfreze, gönüllü teşkilât süratle millî ordu içinde toplanmaktadır. Ne çare ki  ellerinde bir kısım kuvvet bulunan Çerkez Ethem ve kardeşleri, Batı cephesi  kuvvetlerine bağlı kalmak istememişler, başına buyruk bir siyaset izleme yoluna  gitmişlerdi. Bunlar, Millî Mücadele&#8217;nin güç zamanlarında başardıkları bazı  işlerin verdiği şımarıklıkla bulundukları bölgelerde sivil memurları diledikleri  gibi azlediyor, değiştiriyor, kendilerine göre atamalar yapıyorlardı. Batı  cephesi, tek komuta altında örgütlendikçe, düzenli kuvvetler haline geldikçe,  Ethem ve kardeşlerinin huzurları daha da kaçıyor, Batı cephesi yanında Ankara  Hükümeti&#8217;ne, hatta Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;ne dil uzatmaktan  çekinmiyorlardı. Artık tutumları, millî hükümete karşı bir isyan halini  almıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Durum gerçekten nazikti. Binbir emek ve fedakârlıkla  kurulan düzenli orduda emir ve komuta birliğini temin bakımından bu sorunun,  kesin şekilde çözümlenmesi gerekiyordu. Zira Ethem müfrezesi, ordu içinde  kaldıkça hiçbir zafer kazanılamayacağı gibi, aksine bu asi kuvvetler her  başarıda orduya ayak bağı olacaktı. Bu sebeple hükümet, Çerkez Ethem  kuvvetlerinin ortadan kaldırılmasına karar verdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">29 Aralık 1920 günü Batı Cephesi Komutanı İsmet Bey&#8217;le  Güney Cephesi Komutanı Albay Refet Bey, Çerkez Ethem ve kuvvetlerini ortadan  kaldırmak üzere ileri harekete geçtiler. Kütahya yörelerinde bulunan Çerkez  Ethem kuvvetleri, Batı cephesi kuvvetleri&#8217;nin Kütahya&#8217;yı işgali üzerine Gediz&#8217;e  çekildi. Millî kuvvetler, asileri takiple 5 Ocak 1921 günü Gediz&#8217;i de işgal  edince Çerkez Ethem müfrezesi Simav yönüne çekilmek mecburiyetinde  kaldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">İşte şimdi Millî Mücadele&#8217;nin en dramatik anları  yaşanmaktadır. Batı cephesi kuvvetleri Çerkez Ethem isyanını bastırmak üzere,  eski harp mevzilerinden çok uzaklaşmışlar, Gediz&#8217;e kadar ulaşmışlardır. Çerkez  Ethem&#8217;i takip sebebiyle cephelerin boşaltıldığını, askerlerin mevzilerden  uzaklaştığını haber alan Yunanlılar, içinde bulunduğumuz bu iç buhranı, Ankara  Hükümeti&#8217;nin bu çetin ve zor anını kendileri için büyük bir fırsat bilerek 6  Ocak 1921 günü hem Bursa, hem Uşak cephelerinden süratle ileri yürüyüşe  geçtiler. Amaçları, Türk kuvvetlerini, zayıflayan mevzilerinde anîden bastırıp  mağlup etmek, bu suretle Eskişehir ve Afyon&#8217;u ele geçirerek kendilerine Ankara  yolunu açmaktı. Bu plân gerçekleştirildiği takdirde, henüz sekiz aylık millî  Hükümeti doğduğu yerde boğmak, kolayca ortadan kaldırmak mümkün  olacaktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Düşmanın, taarruz hedefi olarak seçtiği Eskişehir de,  Afyon da askerî yönden önemli kavşaklardı. Bu şehirlerimizin elden çıkışı,  önemli demiryollarının da düşman eline geçmesi demekti. Hele, Bursa ve Uşak  Cephelerinden ilerleyen düşman kolları, Kütahya önlerinde birleşme imkânı  bulursa, Çerkez Ethem&#8217;e karşı geride bırakılan kuvvetlerimizi de arkadan  vurabilirdi. İşte mağlubiyetimiz halinde ortaya çıkacak korkunç tablo bu  idi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Düşman taarruzu ile gelişen bu kritik durum üzerine,  Batı ve Güney cephesi komutanları vaziyeti görüşerek, ister istemez Çerkez  Ethem&#8217;in takibine ara vermeyi ve Kütahya ve Gediz&#8217;e kadar gelmiş olan  kuvvetlerimizin büyük kısmını vakit geçirmeksizin İnönü ve Dumlupınar  mevzilerine sevk etmeyi kararlaştırdılar. Ancak Batı cephesi kuvvetlerinin şimdi  bulundukları Gediz ve Kütahya yöreleri ile İnönü mevzileri arasında 3 günlük bir  yol vardı. Eğer Yunanlılar, bizden daha önce İnönü mevzilerine ulaşabilirlerse  mukavemetsiz, Eskişehir&#8217;e kadar yol almış olacaklardı. O halde yapılacak iş, son  süratle İnönü mevzilerine yetişerek ilerleyen düşmanı burada durdurmak olacaktı.  Bu amaçla Çerkez Ethem ve kardeşlerine karşı bir kısım kuvvet, Kütahya yöresinde  bırakılarak, geri kalan kuvvetler İnönü mevzilerine hareket ettirildi. Keza üç  misli düşman kuvvetine karşı İnönü mevzilerini daha da takviye etmek üzere,  Ankara&#8217;da yeni kurulmakta olan 4. Tümen de Cepheye çağrıldı. Ethem&#8217;in takibine  ara vererek Kütahya&#8217;dan hareket eden 11. Tümen de 9 Ocak sabahı, İnönü  mevzilerine varmıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Öte yandan Yunanlılar süratle ilerleyerek, 8 Ocak 1921  günü Çivril ve Pazarcık&#8217;ı, 9 Ocak sabahı da Bilecik ve Bozüyük&#8217;ü işgal ettiler.  Fakat bütün bu işgallere, güç şartlara, iki ayrı düşmanla savaş mecburiyetine  rağmen sonucun zaferle biteceği hususunda başta Atatürk olmak üzere Millî  Mücadele liderlerinin inançları asla sarsılmamıştı. Atatürk, 8 Ocak 1921 günü  Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden şunları söylüyordu: &#8220;Efendiler! Dâhilde  ve hariçteki düşmanlarımız ister çok, ister az olsun, faaliyetlerinin genişliği  ne olursa olsun, kesin başarı, son başarı meşru bir amaç izleyenlerde  olacaktır.&#8221;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">I. İnönü Muharebesi, 9 Ocak 1921 günü öğleden sonra  Yunanlıların Bozüyük yönünden şiddetli taarruzu ile başladı. Ufak bir köyden  ismini alan İnönü, şimdi Türk Kurtuluş Savaşı&#8217;nda dönüm noktası olacak bir  muharebeye sahne oluyordu. Ve yıllar sonra bu muharebeyi idare eden komutana,  Atatürk tarafından &#8220;İnönü&#8221; soyadı verilecekti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Muharebenin ilk günü Batı cephesi kuvvetleri ile  Yunanlılar arasında çok çetin çarpışmalar oldu. Yunanlıların her taarruzu, karşı  taarruzla cansiperane püskürtülüyor, ilerlemelerine imkân verilmiyordu.  Anlaşılan düşman, umduğunu bulamamıştı. İnönü mevzilerinde boş cepheler yerine,  Türk kuvvetlerinin piyade ve topçu ateşiyle karşılaşmaları, onları gerçekten  şaşırtmıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Muharebe,10 Ocak günü de sabahtan akşama kadar bütün  şiddetiyle devam etti. Bu sabah, Batı Cephesi Komutanı Albay İsmet Bey de  Gediz&#8217;den muharebe meydanına gelmiş, savaşı bizzat ateş hattında idareye  başlamıştı. Bir ara bir alay kadar düşman kuvveti, mevzilerimizdeki bir  boşluktan istifade ederek Batı cephesinin karargâhı bulunan İnönü istasyonunun  kuzeyine kadar sokulmaya muvaffak oldu. Bu kritik vaziyet karşısında cephe  karargâhı istasyondan alınarak süratle İnönü köyüne nakledildi ve cephenin bu  kesimi kuvvet kaydırarak takviye edildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Askerlerimiz bugün de, aralıksız devam eden düşman  taarruzlarını, bir an gerilemeksizin göğüslüyorlar; Yunanlıların ilerlemesine  imkân bırakmıyorlardı. Şüphesiz ki ordumuz, bu taarruzlar karşısında ağır zayiat  veriyor; ama canından aziz bildiği kutsal vatan topraklarını her ne pahasına  olursa olsun, savunmadan geri kalmıyordu. En nihayet tükenen, gücü kırılan  düşman oldu. 2 gündür devam eden taarruzlarından bir başarı elde edemediğini,  edemeyeceğini anladı. Artık bu safhada onlar için yapılacak bir şey vardı: Geri  çekilmek! Gerçekten Yunan kuvvetleri,10 Ocak 1921 gecesi verdikleri kararla 11  Ocak günü sabahından itibaren Bursa yönünde geri çekilmeye  başladılar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bu zafer müjdesi üzerine,11 Ocak 1921 günü Atatürk, Batı  Cephesi Komutanı Albay İsmet Bey&#8217;e şu telgrafı çekiyordu: &#8220;Bu başarının,  mukaddes topraklarımızı düşman istilâsından tamamen kurtaracak olan kesin zafere  hayırlı bir başlangıç olmasını Allah&#8217;tan diler, Batı cephesinin bütün subay ve  erlerini kazandıkları bu zafer dolayısıyla tebrik ederim&#8221;. Gerçekten I. İnönü  zaferi, Atatürk&#8217;ün ifadesiyle kesin zafere hayırlı bir başlangıç olmuş, onu II.  İnönü, Sakarya, 26 Ağustos ve 30 Ağustos gibi daha büyük zaferler  izlemiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Artık sıra, Çerkez Ethem kuvvetlerinin de bırakılan  yerden takibine gelmişti. Süratle ileri harekâta geçilerek bu asi kuvvetler de  tamamen ortadan kaldırıldı. Çerkez Ethem ve kardeşleri son çare olarak  Yunanlılara sığındılar. Bu isyanın bastırılması ile artık millî orduda emir ve  komuta birliği de tam olarak sağlanmış oldu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">I. İnönü Zaferi içeride ve dışarıda büyük etkiler  yarattı; büyük siyasî gelişmelere sebep oldu. Bu zaferden sonradır ki,  ümitsizlikler boğulmuş, yeni kurulan devlet, sarsılmaz temeller üzerine oturmaya  başlamış, 20 Ocak 1921 günü ilk Anayasamız, Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nde  kabul edilmişti. Yine bu zaferle içerde asayiş ve güven sağlanmış, muntazam ordu  kurma çalışmaları daha da kolaylaşmıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">I. İnönü Zaferi&#8217;nin dışarıdaki etkileri de önemliydi. Bu  zaferle düzenli ordu, düşman karşısında ilk sınavını veriyor, dost ve düşman  önünde yenilmez iradesini sergiliyordu. Bu zafer, yabancı devletlere de artık,  millî Hükümetin hatırı sayılır bir varlık olduğunu gösteriyordu. Bu gelişmeler  sebebiyledir ki İtilâf Devletleri, 21 Şubat 1921&#8242;de toplanan Londra  Konferansı&#8217;na İstanbul Hükümeti ile beraber Ankara Hükümeti&#8217;ni de çağırdılar.  Ancak zaferin gerçek sahibi Ankara Hükümeti idi. Bu sebeple Ankara delegeleri,  Osmanlı heyeti içinde yer almayıp millî davayı savunmak üzere ayrı bir ekip  oluşturdular. O kadar ki Osmanlı baş delegesi Sadrazam Tevfik Paşa, konferansta  söz hakkını Ankara Hükümeti temsilcilerine bırakmak mecburiyetinde kaldı. İşte  bu gelişmeler sonucu İtilâf Devletleri yeni bir barış teklifi hazırlamak zorunda  kaldılar. Yine I. İnönü Zaferi&#8217;nin millî hükümete kazandırdığı dış itibar  sayesinde 16 Mart 1921 tarihinde Sovyet Rusya ile &#8220;Moskova Antlaşması&#8221;  imzalandı. Londra&#8217;da da Fransa ve İtalya ile barış yolunda bazı müzakereler  oldu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Ancak Yunanlılar, bu mağlubiyetten ders almayarak kısa  süre sonra 23 Mart 1921 günü aynı cephelerden tekrar ileri harekâta geçtiler. 27  Mart 1921 günü Yunanlıların İnönü mevzilerine taarruzu ile başlayan, II. İnönü  muharebesi&#8217;nde de düşman taarruzları birincisinde olduğu gibi durduruldu. 31  Mart 1921&#8242;de Batı cephesi kuvvetlerinin karşı taarruza geçmesi sonucu Yunanlılar  geri çekilmeye başladılar. Nihayet 1 Nisan 1921 günü binlerce ölü ile  doldurdukları muharebe meydanını tekrar silâhlarımıza terk etmek zorunda  kaldılar. Bu suretle Batı cephesinde düşmana karşı II. İnönü Zaferi adını alan  bir büyük başarı daha kazanıldı. Mustafa Kemal Paşa, Batı Cephesi Komutanı İsmet  Paşa&#8217;ya gönderdiği kutlama telgrafında: &#8220;Siz orada yalnız düşmanı değil,  milletin ters talihini de yendiniz!&#8221; diyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Şimdi 1921 yılının Temmuz başlarındayız. Yunanlılar  Ankara Hükümeti&#8217;nin reddettiği Sevr Antlaşması&#8217;nı gerçekleştirmek amacıyla  Anadolu topraklarına durmadan kuvvet çıkararak Türklere karşı yeni bir taarruza  hazırlanmaktadırlar. Nihayet bu genel düşman taarruzu,10 Temmuz 1921 günü, bütün  Batı cephesi boyunca takviyeli kuvvetlerle başladı. Harekât ilerledikçe Yunan  kuvvetleri ile Türk kuvvetleri arasında yer yer şiddetli çarpışmalar oldu. Ancak  gerek insan gücü gerekse araç ve gereç yönünden Türk kuvvetlerinden sayıca fazla  durumda bulunan Yunanlılar birçok yerleri işgal ettiler. Afyon, Eskişehir,  Kütahya, Bilecik ard arda düşman eline geçti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Cepheden gelen bu kaygı verici haberler üzerine 18  Temmuz 1921 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal Paşa,  Ankara&#8217;dan Karacahisar&#8217;daki Batı Cephesi Karargâhı&#8217;na geldi. Takviyeli  kuvvetlerle gelişen Yunan ilerleyişi karşısında, o günkü şartlar altında  imkânları sınırlı Türk ordusu için daha da ileri kayıpları önlemek üzere yeni  bir strateji tespitine gerek gördü ve Cephe Kumandanı İsmet Paşa&#8217;ya şu direktifi  verdi: &#8220;Orduyu, Eskişehir&#8217;in kuzey ve güneyinde topladıktan sonra, düşman  ordusuyla araya bir mesafe koymak lâzımdır ki, orduyu derleyip toparlamak ve  güçlendirmek mümkün olabilsin, bunun için Sakarya&#8217;nın doğusuna kadar çekilmek  yerindedir!&#8221; Müteakiben bu strateji uygulandı ve Batı cephesindeki Türk ordusu  geri yürüyüşe geçerek 25 Temmuz 1921&#8242;de tamamen Sakarya Nehri&#8217;nin doğusuna  çekildi. Bu karar, harp yönetimi bakımından isabetli bir davranıştı; zira kayba  uğrayan, azalan kuvvetlerimizin, tutunduğu mevzilerde tazelenen taarruz gücüne  karşı, çekilmeksizin uzun süre direnilmesi daha büyük kayıpların sebebi  olacaktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">İnkılâp tarihimizde &#8220;Kütahya-Eskişehir Savaşları&#8221; adını  alan ve Sakarya&#8217;nın doğusuna çekilmemizle sonuçlanan bu çarpışmalarda ordumuz  kendisinden sayıca iki misli fazla düşman kuvvetleri karşısında oldukça ağır  zayiat vermiş, gerek çarpışmalar gerekse geri çekiliş esnasında şehit, yaralı ve  kayıp olmak üzere 40.000&#8242;e yakın silâhlı kuvvetimiz yok olmuştu. Ayrıca araç ve  gereç kaybımız da büyüktü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Ordumuzun, Sakarya&#8217;nın doğusuna çekiliş günlerinde  Bakanlar Kurulu, tekrar gelişebilecek yeni bir Yunan taarruzuna karşı tedbir  olmak üzere Hükümet Merkezi&#8217;nin Ankara&#8217;dan Kayseri&#8217;ye nakline karar verdi. Ancak  Meclis&#8217;ten onay almak gerekiyordu. Hükümet kararı, Büyük Millet Meclisi&#8217;nin  gizli oturumunda açıklandı. Meclis şahlanmıştı: &#8220;Biz buraya kaçmaya mı, geldik,  yoksa düşmanla dövüşmeye mi?&#8221; Millet temsilcileri, Ankara&#8217;yı harpsiz teslim  etmeyi kabul etmediler; hedef son tepeye kadar dövüşmekti. Bu heyecanlı  konuşmalar üzerine Meclis, tahliyenin aksine Ankara&#8217;nın müdafaasına, bunun için  gerekli hazırlıkların yapılmasına karar verdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bütün bu zor şartlara, geçici çekilişe rağmen sonunda  düşmana kat&#8217;î darbe indirileceğine dair, başta Atatürk olmak üzere Millî  Mücadele liderlerinin inançları asla sarsılmamıştı. Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya göre  &#8220;Pek uzak olmayan bir gelecekte karşımızdaki Yunan ordusu tükenecek, sonunda  imhası mümkün hale gelecekti.&#8221; Ancak başarının en önemli şartı, herkesin bu  sonuca candan inanması ve bu uğurda maddî ve manevî tüm güçlerini memleket  savunmasına yöneltmesi idi. Ayrıca unutulmaması gereken nokta, ordumuz, düşmanın  arzu ettiği yerde değil, bizim arzu ettiğimiz yerde kesin muharebeye girecek ve  ona, orada kat&#8217;î darbeyi vuracaktı. Bu bakımdan gerektiğinde geri çekilişin,  bazı yerleri düşmana terk edişin büyük bir önemi yoktu. Askerliğin gereğini  kararsızlığa düşmeden uygulamak gerekiyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Ne çare ki, liderlerin bu inancına rağmen Sakarya&#8217;nın  doğusuna çekilmenin yarattığı maneviyat bozukluğu Meclis&#8217;e de aksetmişti. Yeni  bir ordu oluşturulurken meydana gelen bu ağır kayıp, bu çekilme ister istemez  sarsıntılara sebep olmuş; bazı çevreleri haklı olarak endişe ve tedirginlik  kaplamıştı. Bu hava içinde 4 Ağustos 1921 günü Büyük Millet Meclisi&#8217;nin gizli  oturumunda askerî durum ve Başkomutanlık teşkili üzerinde heyecanlı görüşmeler  oldu. Milletvekilleri, yorgun orduyu yeniden canlandıracak, memleketi bu  badireden kurtaracak son çareyi aramaktadırlar. Bu çare, Mustafa Kemal’in fiilen  ordunun başına geçmesidir. Çünkü O, katıldığı bütün savaşlarda yenilmemiş,  yenmiş bir kumandandır. Bu sebepledir ki konuşmalar onun başkomutanlığı üzerine  alması görüşünde birleşti. Taraftarları gibi muhalifleri de kendisinden, ordunun  başına geçmesini istemektedirler. Meclis&#8217;in büyük çoğunluğu, taraftarları  kurtuluş için tek çarenin bu olduğu, başka çıkar yol bulunmadığı fikrindedirler.  Bazı milletvekilleri içtenlikle haykırırlar: &#8220;Sen mühim bir kumandansın! Büyük  bir askersin ve bunu da Çanakkale Muharebesi&#8217;nde ispat ettin. Şimdi kendini  hangi güne saklıyorsun? Sakarya&#8217;ya kadar geldi düşman, kendini hangi güne  saklıyorsun?&#8221; Bu haykırışlar, gerçekten millî iradenin sesi idi ve büyük  kahramanı, fiilen ordunun başına davet ediyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Muhaliflere gelince, onlar da Başkomutanlığı Mustafa  Kemal Paşa&#8217;ya vermekle zaten kurtuluş ümidi kalmadığını kabul ettikleri bir  ortamda, gelişecek tüm sorumluluğu onun, omuzlarına yüklemeyi  amaçlıyorlardı<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Meclis&#8217;te 4 Ağustos 1921 günü başlayan bu görüşmeler,  ertesi gün de aynı heyecanla devam etti. Mustafa Kemal Paşa, önce tartışmaların  dışında kaldı. Ancak konuşmamasının, tavrını açıkça ortaya koymamasının, onun da  gelecekten ümitsiz olduğu şeklinde yorumlanması ihtimaline karşı, kendisini  Başkomutan görmek isteyen millî iradenin bu ısrarı karşısında, Meclis  Başkanlığına şu önergeyi sundu: &#8220;Meclis&#8217;in sayın üyelerinin umumî surette  beliren arzu ve istekleri üzerine Başkomutanlığı kabul ediyorum. Bu vazifeyi,  kendi üzerime almaktan doğacak yararları en kısa zamanda elde edebilmek ve  ordunun maddî ve manevî kuvvetini en kısa zamanda artırmak ve yönetimini bir kat  daha kuvvetlendirmek için, Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nin haiz olduğu  yetkileri fiilen kullanmak şartıyla üzerime alıyorum. Hayatım boyunca millî  hâkimiyetin en sadık bir hizmetkârı olduğumu milletin nazarında bir defa daha  doğrulamak için bu yetkinin 3 ay gibi kısa bir müddetle sınırlandırılmasını  ayrıca istiyorum&#8221;.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bu önerge Meclis&#8217;in yetkilerini kullanma isteği  sebebiyle bazı itirazlara sebep oldu. Ancak durum, olağanüstü bir durumdu ve  ölüm kalım mücadelesi gibi olağanüstü şartlar konuşuyordu. Bu şartlar içinde  Mustafa Kemal Paşa tarafından kabul edilen görev, gerçekten çok büyük ve önemli,  diğer bir ifade ile Türk Milleti’nin mukadderatı ile ilgili idi. Düşman  karşısındaki cephede vakit geçirmeksizin en seri, en doğru kararları verebilmek,  ancak Meclis&#8217;in yetkilerini anında kullanmakla mümkündü. Esasen Atatürk de bu  olağanüstü şartlara rağmen, söz konusu yetkinin 3 ayla sınırlı kalmasını  istemekle, millî iradeye olan sarsılmaz saygısını gösteriyordu. Nihayet Meclis,  bu isteğinde kendisini haklı gördü. Görüşmeler sonucu, 5 Ağustos 1921 günü,  Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya 3 ay süre ile askerliğe ait hususlarda Meclis&#8217;in  yetkilerini kullanmak koşuluyla Başkomutanlık tevcih eden kanun, Büyük Millet  Meclisi&#8217;nde oy birliği ile kabul edildi. Kanunda şu sözlere yer veriliyordu:  &#8220;Millet ve memleketin mukadderatına fiilen el koyan yegâne yüce kuvvet olan  Türkiye Büyük Millet Meclisi, Başkomutanlık vazifesine kendi reisi Mustafa Kemal  Paşa&#8217;yı memur etmiştir. Başkomutan, ordunun maddî ve manevî kuvvetini artırma ve  yönetimini bir kat daha kuvvetlendirme hususunda Türkiye Büyük Millet  Meclisi&#8217;nin buna ait salâhiyetini Meclis namına fiilen kullanmaya yetkilidir. Bu  sıfat ve salâhiyet üç ay müddetle sınırlıdır. Meclis lüzum gördüğü takdirde bu  müddetin bitiminden evvel dahi bu sıfat ve salâhiyeti  kaldırabilir.&#8221;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Başkomutanlık verilişinden sonra Mustafa Kemal Paşa  kürsüye geldi. Memleketin düşman istilâsından kurtarılacağına dair sarsılmaz  inancını bir kere daha ifade ederek Meclis&#8217;e şu teminatı verdi: &#8220;Efendiler!  Zavallı milletimizi esir etmek isteyen düşmanları, Allah&#8217;ın yardımıyla behemehal  mağlûp edeceğimize dair olan emniyet ve itimadım bir dakika olsun  sarsılmamıştır. Bu dakikada bu kesin inancımı yüksek heyetinize karşı, bütün  millete karşı ve bütün âleme karşı ilân ederim.&#8221; Başkomutan aynı gün ordu ve  millete de bir bildiri yayımladı. Bu bildiride de şu cümleler yer alıyordu: &#8220;.  Bana bu vazifeyi tevdi etmiş olan Meclis ve bu Meclis&#8217;te beliren milletin kesin  iradesi, hareket tarzımın mihrakını teşkil edecektir. Hiçbir sebep ve suretle  değiştirilmesine imkân olmayan bu kesin irade, her ne olursa olsun düşman  ordusunu imha etmek ve bütün Yunanistan&#8217;ın silâhlı kuvvetlerinden oluşan bu  orduyu, ana yurdumuzun mukaddes ocağında boğarak kurtuluşa ve bağımsızlığa  kavuşmaktır. &#8220;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Başkomutan, artık plânını yapmış ve kesin şekilde  uygulamaya başlamıştır. Hedef, muvaffakiyete götürecek bütün tedbirleri en kısa  zamanda almaktır. Bu amaçla 7 ve 8 Ağustos 1921 günleri, kendi imzasıyla 10 adet  &#8220;Tekâlif-i Milliye&#8221; yani &#8220;Millî Vergi&#8221; emri yayımladı. Bu emirler gereği her  ilçede bir &#8220;Millî Vergi Komisyonu&#8221; kuruluyordu. Her evden ordunun ihtiyacı için  bir kat çamaşır, bir çift çorap, bir çift çarık isteniyordu. Ordunun malzeme  ihtiyacı için tüccarın elinde bulunan stoklardan yüzde kırkına parası zaferden  sonra ödenmek üzere el konuluyordu. Herkes hububat, hayvan ve yem bakımından  stoklarının yüzde 40&#8242;ını yine parası sonradan ödenmek üzere orduya verecekti.  Halkın elinde bulunan savaşa elverişli bütün silâh ve cephane, 3 gün içinde ordu  ambarına teslim edilecekti. Memleketteki demircilerin, dökümcülerin,  marangozların, sanayi imalâthanelerinin listesi çıkacak ve sahiplerinin isimleri  belirlenecekti. Böylece bütün memleket, gelecekteki zafer için olağanüstü bir  seferberliğe davet edilmişti. Artık millet ve ordu el ele idi ve topyekûn bir  harp başlatılmıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Başkomutan bu acil tedbirleri aldıktan sonra 12 Ağustos  1921 günü Ankara&#8217;dan hareketle Polatlı&#8217;daki Cephe Karargâhı&#8217;na geldi. Artık  Mustafa Kemal Paşa, cephede ve fiilen Türk ordusunun başında  idi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Şimdi 1921 yılı Ağustos başlarındayız. Yunan ordusu 13  Ağustos 1921 günü Sakarya&#8217;daki Türk mevzilerine doğru yeniden ileri harekâta  başladı. 15 Ağustos 1921 günü Yunan Kralı Konstantin, ordularına &#8220;Ankara&#8217;ya!&#8221;  emrini verdi. Durmaksızın ilerleyen Yunanlılar, birçok şehir ve kasabalarımızı  işgal ederek sonunda Sakarya&#8217;daki savunma hattımıza  dayandılar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">23 Ağustos 1921 günü, Yunan ordusunun taarruzu ile  Sakarya Meydan Muharebesi başladı. Bütün cephe boyunca taarruz ve karşı  taarruzlarla çok şiddetli muharebeler oldu. Yunan taarruzu, birçok yerde  kıtalarımız tarafından düşmana ağır zayiat verdirilerek durduruldu. Ancak  takviyeli Yunan kuvvetlerinin önemli mevzilerimizi ele geçirdikleri, Polatlı&#8217;ya  kadar yaklaştıkları, top seslerinin Ankara&#8217;dan duyulduğu zamanlar oldu. Türk  mevzileri birçok noktada yarılmasına rağmen, her nokta inatla savunuluyor,  kaybedilen her hattın gerisinde yeni bir savunma hattı oluşturuluyor, böylece  düşmanın ilerlemesine imkân verilmiyordu. Zira Başkomutan, savaş stratejisi için  şu formülü koymuştu: &#8220;Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh  bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk  olunamaz. Onun için, küçük büyük her birlik bulunduğu mevziden atılabilir. Fakat  küçük, büyük her birlik, ilk durabildiği noktada, tekrar düşmana karşı cephe  teşkil edip muharebeye devam eder. Yanındaki birliğin çekilmek zorunda kaldığını  gören birlikler, ona tâbi olamaz. Bulunduğu mevzide sonuna kadar dayanmağa ve  mukavemete mecburdur&#8221;.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Başkomutan&#8217;ın ortaya koyduğu, harp yönetimi bakımından  büyük önem taşıyan bu kural, Sakarya&#8217;da aynen uygulanmış ve mukaddes vatan  toprakları, her kaybedilen hattın gerisinde vakit geçirmeksizin yeniden bir hat  teşkili suretiyle sonuna kadar savunulmuştur. Düşman aştığı her tepenin ardında  &#8220;Ankara var!&#8221; hülyasıyla harp ediyor, Mustafa Kemal Paşa ise Yunan kuvvetlerini,  son darbeyi indireceği yere, memleketin harim-i ismetine çekiyordu. Nihayet  düşmanın taarruz gücü, ilerleme kuvvet ve kudreti gittikçe tükenmeye başladı.  Yunan birlikleri ana mevzilerinden çok uzaklaşmış, gerçekten Türklerin harim-i  ismetine düşmüştü. Artık taarruz sırası Türklerindi. 10 Eylül 1921 günü başlayan  karşı taarruzumuzla düşmana ağır zayiat verdirilmiş, bu taarruz sonucu  Yunanlılar batıya doğru çekilmeye başlamıştı. Bütün savaş boyunca cepheden  ayrılmayan Başkomutan Mustafa Kemâl Paşa, zaman zaman da en ileri mevzilerde  görünmüş, hatta ateş hattına girmişti. Başkomutan&#8217;ın en ileri hatta taarruz eden  kıtaların yanında görülmesi ve muharebeyi ateş hattında bizzat takip edişi  şüphesiz ki subay ve erlerimizin maneviyatları üzerinde büyük tesir  yaptı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Sakarya Muharebesi, 22 gün 22 gece devam etmiş ve  nihayet 13 Eylül 1921 günü, düşman Sakarya Nehri&#8217;nin doğusunda tamamen imha  edilerek büyük bir zafer kazanılmıştı. Bu anlamlı ve büyük başarı üzerine 19  Eylül 1921 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, Başkomutan Mustafa  Kemal Paşa&#8217;ya Kanunla Müşir (Mareşal) rütbesi ve &#8220;Gazi&#8221; unvanı verildi. Sakarya  Zaferi’nin sonuçları siyasî alanda da kendisini gösterdi. 13 Ekim 1921&#8242;de Kafkas  Cumhuriyetleri ile Kars Antlaşması, 20 Ekim 1921&#8242;de Fransızlarla Ankara  Anlaşması imzalandı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Sakarya Muharebesi&#8217;nden sonra mağlup Yunanlılar,  Afyon-Eskişehir hattına kadar çekilmişler, bu bölgede mevzilerini  kuvvetlendirmek, önemli yerleri tel örgülerle takviye etmek suretiyle savunmada  kalmışlardı. Düşmanın bu geniş hat üzerinde üç kolordusu  bulunuyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Yunanlıların, tutundukları bu son mevzilerden de  atılmaları, Türk ordusunun kesin sonuçlu bir muharebeyi kazanmasına gerek  gösteriyordu. Ancak bu suretle düşmanın Anadolu&#8217;dan tamamen çıkartılması mümkün  olabilecekti. Diğer taraftan gerek Yunanlılar gerekse İngilizler, mevsimin  ilerlemiş olduğu, Türk Hükümeti&#8217;nin içinde bulunduğu güçlükler ve Anadolu&#8217;daki  ekonomik durumun ağırlığı sebebiyle Türk ordusunun genel bir taarruzunu imkânsız  görüyorlar; ordumuzun bir süre daha dayandıktan sonra ister istemez barış  isteğinde bulunacağını hesaplıyorlardı. Bu sebeple kendileri barışa  yanaşmıyorlar, işgal ettikleri toprakları ellerinde bulundurarak vakit kazanmak  suretiyle daha kârlı çıkmayı amaçlıyorlardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ise düşmanın bu  hesaplarının dışında taarruz hazırlıklarını sürdürmek suretiyle gerçekçi bir yol  izliyor; ancak taarruzun zamanını ve şeklini son derece gizli tutuyordu. Çünkü  Atatürk&#8217;e göre, &#8220;Yarım hazırlıkla, yarım tedbirlerle yapılacak taarruz, hiç  taarruz etmemekten daha kötü idi&#8221;. Nihayet eldeki bütün imkânlar kullanılarak,  memleketin maddî ve manevî bütün güçleri seferber edilerek taarruz zamanının  geldiğine karar verildi. Ama yine de Yunanlılar asker sayısı, araç ve gereç  yönünden üstünlüklerini korumakta idiler.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Başkomutan tarafından en ince ayrıntılarına kadar  hazırlanan Büyük Taarruz ve onu izleyecek meydan muharebesi plânı, 27/28 Temmuz  1922 gecesi, Akşehir&#8217;e çağrılan ordu komutanlarına açıklandı. Onların da  görüşleri alınarak Batı Cephesi Ordularına 6 Ağustos 1922&#8242;de gizli olarak  &#8220;taarruza hazırlık&#8221; emri verildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Büyük taarruz plânı gerçekten dâhiyane, dâhiyane olduğu  kadar da cüretli ve tehlikeli idi. Zira kuvvetlerimizin hemen tamamı, taarruzun  sıklet merkezi olarak kabul edilen Afyon-Konya demiryolunun güneyine  kaydırılmış, başka cephelere kuvvet ayırma hususu ister istemez ikinci plânda  düşünülmüştü. Bunun sonucu olarak Eskişehir-Ankara istikameti açık denecek bir  durumda bırakılmıştı. Keza cephenin ağırlık merkezi olarak kabul edilen bölgenin  arkası da göller bölgesine dayanıyordu. Başarısızlık halinde, bu bölgede savaşan  l. Ordu&#8217;nun akıbeti kritikleşebilirdi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bu plân, ancak büyük komutanların sevk ve idaresinde  başarıya ulaşabilirdi ve bütün riskleri etkisiz kılacak faktör, ne pahasına  olursa olsun mağlup olmamak kararı idi. Gerçekten de öyle  oldu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">26 Ağustos 1922 sabahı saat 5.30’da topçularımızın  ateşiyle Kocatepe&#8217;den Büyük Türk Taarruzu başladı. Başkomutan da bu esnada  Kocatepe&#8217;de bulunuyordu. Taarruz, kısa sürede Afyon Konya demiryolu hattı  boyunca başarılı bir şekilde gelişti. Bu hattın güneyinden I. Ordu, kuzeyinden  II. Ordu taarruz ediyordu. Ancak cephenin ağırlık merkezi, I. Ordu bölgesinde  toplanmıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Başkomutan Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın büyük bir basiretle  ateş hattında yönettiği bu taarruzda ordumuzun Genelkurmay Başkanlığını Fevzi  (Çakmak) Paşa, Batı Cephesi Komutanlığını İsmet Paşa üstlenmişti. I. Ordu&#8217;ya  Nurettin Paşa, II. Ordu&#8217;ya Yakup Şevki Paşa, Süvari Kolordusu&#8217;na da Fahrettin  (Altay) Paşa komuta ediyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Süratli taarruz sonucu, 26/27 Ağustos gecesi Yunan  ordusunun birçok mevzii düşürüldü. Anî baskın şeklinde gelişen bu taarruz  karşısında şaşıran Yunanlılar çekilmeye başladı. 27 Ağustos 1922&#8242;de ordumuz  düşman işgalindeki Afyon&#8217;a girdi. Türk ordusunun bu ilerleyişi karşısında Yunan  ordusu, Dumlupınar mevzilerine çekilme kararı aldı. Kuvvetlerimiz 29 Ağustos  günü de Dumlupınar mevzilerine taarruza başladı. 30 Ağustos günü Dumlupınar  bölgesinde 200.000 kişilik Yunan ordusu tamamen kuşatılmıştı. &#8220;Başkomutanlık  Meydan Muharebesi&#8221; adını alan bugünkü savaşta, düşmanın büyük kısmı imha edildi.  <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Ancak, mağlup düşmanın çekilme yollarının da kesilmesi  ve İzmir doğrultusunda aralıksız takibi gerekiyordu. Başkomutan Mustafa Kemal  Paşa,1 Eylül 1922 günü komutası altındaki kuvvetlere: &#8220;Ordular! İlk hedefiniz  Akdenizdir, ileri!&#8221; emrini verdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Son süratle İzmir yönünde ilerleyen kuvvetlerimiz, 1  Eylül&#8217; de Uşak&#8217;ı, 2 Eylül&#8217;de Eskişehir&#8217;i, 3 Eylül’de Nazilli, Simav, Salihli,  Alaşehir ve Gördes&#8217;i, 6 Eylül&#8217;de Balıkesir ve Bilecik&#8217;i, 7 Eylül&#8217; de Aydın&#8217;ı, 8  Eylül&#8217;de de Manisa&#8217;yı kurtardılar. Bu takip esnasında l. Yunan Ordusu Komutanı  General Trikopis ile 2. Yunan Ordusu Komutanı General Diyenis ve bir kısım  yüksek rütbeli Yunan subayları esir alındılar. Nihayet Türk birlikleri 9 Eylül  1922 sabahı İzmir&#8217;e ulaştılar. Bu sabah Kadifekale&#8217;de Türk bayrağı  dalgalanıyordu. Artık Anadolu, 4 yıl süren düşman istilâsından kurtarılmış,  &#8220;Türkiye Türklerindir!&#8221; gerçeği bir kere daha gözler önüne  serilmişti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Mondros Mütarekesi&#8217;yle başlatılan ve Sevr Antlaşması&#8217;yla  gerçekleştirildiği zannedilen Türk milletini Anadolu topraklarından çıkarmak ve  tarihten silmek isteyen zalim zihniyete karşı, milletimizin maddî ve manevî  bütün güç kaynaklarını seferber ederek kazandığı bu büyük zaferler Atatürk&#8217;ün  ifadesi ile tek bir amaca yönelikti: &#8220;Kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk  Devleti kurmak!&#8221; Atatürk diyor ki: &#8220;Hiç bir zafer, gaye değildir. Zafer ancak  kendisinden daha büyük bir gayeyi elde etmek için gereken vasıtadır. Gaye,  fikirdir. Zafer bir fikrin elde edilişine hizmeti nispetinde kıymet ifade eder.  Bir fikrin elde edilişine dayanmayan bir zafer, ömürlü olamaz. O, boş bir  gayrettir. Her büyük meydan muharebesinden, her büyük zaferin kazanılmasından  sonra yeni bir âlem doğmalıdır, doğar. Yoksa başlı başına zafer, boşa gitmiş bir  gayret olur&#8221;.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Büyük Türk Zaferi’nden sonra da Türk milleti için yeni  bir âlem doğmuş; çağdaş, demokratik ve lâik Türk devletinin kuruluşuna uzanacak  olan bütün yollar açılmıştı. Bu sebepledir ki memleketi düşman istilâsından  temizleyen büyük askerî zaferleri takiben bu başarıların semerelerini toplamak  üzere siyasî faaliyetlere önem verildi. 11 Ekim 1922&#8242;de İtilâf Devletleri&#8217;yle  imzalanan Mudanya Mütarekesi ile silâhlar bırakıldı; Türk ve Yunan kuvvetleri  arasındaki çarpışmalara son verildi. Yine bu anlaşmaya göre Edirne&#8217;yi de içine  almak üzere Doğu Trakya&#8217;nın Yunanlılar tarafından tahliyesi kabul edildi;  İstanbul ve Boğazlar bazı kayıtlarla idaremize bırakıldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">1 Kasım 1922&#8242;de Türkiye Büyük Millet Meclisi kararı ile  saltanatla hilâfet birbirinden ayrılarak saltanat kaldırıldı. O gün Mustafa  Kemal Paşa, Meclis kürsüsünden şunları söylemişti: &#8220;Millet, mukadderatını  doğrudan doğruya eline aldı ve millî saltanat ve hâkimiyetini bir şâhısta değil,  bütün fertleri tarafından seçilmiş vekillerden oluşan bir Meclis-i Âli&#8217;de temsil  etti. İşte o Meclis, Meclis-i Âli&#8217;nizdir; Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;dir.  Milletin saltanat ve hâkimiyet makamı yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet  Meclisi&#8217;dir&#8221;. Meclis&#8217;in bu tarihî kararı üzerine Sultan Vahdettin bir İngiliz  harp gemisiyle yurt dışına çıktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 13pt; font-family: 'Times New Roman'"><br style="page-break-before: always" clear="all" /></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt"><strong><span style="font-size: 13pt">6- ÇAĞDAŞ  TÜRKİYE’NİN KURULMASI<o:p></o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Artık sıra barış görüşmelerine gelmişti. Lozan Barış  Konferansı, 20 Kasım 1922 günü toplandı. Aylarca süren, zaman zaman da çok  çetinleşen bu görüşmelerde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti&#8217;ni -Mudanya  görüşmelerinde olduğu gibi- İsmet (İnönü) Paşa temsil ediyordu. Nihayet 24  Temmuz 1923 günü antlaşma imzalandı. Bu antlaşma ile yeni Türk Devleti&#8217;nin  bağımsızlığı bütün dünyaca onaylanıyor, millî sınırlarımız çiziliyor, ekonomik  alanda Osmanlılar devrinden kalma eski pürüzler temizlenerek kapitülâsyonlar  kaldırılıyordu. Diplomasi alanında kazanılan bu sonuç gerçekten çok önemliydi.  Zira bu antlaşma Atatürk&#8217;ün ifadesiyle &#8220;Türk milleti aleyhine asırlardan beri  hazırlanmış ve Sevr Antlaşması&#8217;yla tamamlandığı zannedilmiş büyük bir suikastın  yıkılışını ifade eden bir vesika&#8221; idi. &#8220;Bu sebeple tarihte benzeri görülmemiş  bir siyasî zafer eseri idi&#8221;.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">13 Ekim 1923&#8242;de Ankara, Büyük Millet Meclisi kararı ile  Türk Devleti&#8217;nin Hükümet Merkezi oldu. Artık mevcut yönetimin isminin de açıkça  ifadesi ve ilânı gerekiyordu. Nihayet 29 Ekim 1923 akşamı, yapılan bir Anayasa  değişikliği ile &#8211; Cumhuriyet ilân olundu. Milletvekilleri bu büyük olayı ayakta  &#8220;Yaşasın Cumhuriyet!&#8221; sesleriyle kutladılar. Bu sonucu takiben Cumhurbaşkanlığı  seçimine geçildi. Ankara Milletvekili Mustafa Kemal Paşa, oy birliği ile Türkiye  Cumhuriyeti&#8217;nin ilk Cumhurbaşkanı seçildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Cumhuriyetin ilânı ile gerçekleşen bu büyük inkılâbın  yanı sıra devlet örgütü ve toplum yönetiminin de çağdaş devlet anlayışına uygun  olarak lâikleşmesi gerekiyordu. Böyle bir anlayış içinde halifeli Cumhuriyet söz  konusu olamazdı. Bu sebeple 3 Mart 1924&#8242;te artık hiçbir lüzumu kalmayan, aksine  zararlı bir kuruluş halini almış bulunan halifelik de kaldırıldı ve son  halifeyle beraber Osmanlı hanedanı yurt dışına çıkarıldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Artık devletin modern bir şekil alması ve milletin  çağdaş uygarlık seviyesine en kısa zamanda erişebilmesi yolunda büyük inkılâplar  birbirini takibe başladı. Bu devrede şapka ve kıyafet inkılâpları yapıldı. Halkı  uyuşukluğa sevk ederek her türlü hayat enerjisini yok eden tekkeler, zaviyeler,  türbeler kapatıldı; Şeriye ve Evkaf Vekâleti kaldırıldı. Lâik devlet prensibi  kabul edilerek din ve devlet işleri kesin olarak birbirinden ayrıldı. Hukuk  alanında, şeriye mahkemeleri ve Mecelle kaldırılarak Türk Medenî Kanunu&#8217;yla  beraber birçok yeni kanunlar kabul edildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">İlim ve kültür işlerine büyük önem verildi; Türk Tarih  Kurumu ve Türk Dil Kurumu kurularak Türk tarihi ve Türk dili üzerinde çalışmalar  yapıldı. Medreseler kapatılarak çağdaş kültürü benimseyen Cumhuriyet okulları  açıldı. Eğitim ve öğretimde, lâik ve millî bir yol takip edildi. Atatürk&#8217;ün en  büyük eserlerinden biri olan Harf İnkılâbı meydana geldi; Arap harfleri terk  edilerek Lâtin harfleri esasına dayanan Türk alfabesi yapıldı. Üniversite&#8217;de de  büyük bir reform gerçekleştirilerek ona çağdaş bir görünüm kazandırıldı; bu  arada ihtiyaç duyulan çeşitli fakülteler ve kürsüler açıldı. Uluslar arası  takvim, saat ve rakamlar kabul edildi. Kadın hukukunda reform yapılarak Türk  kadınına seçme ve seçilme hakkı tanındı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Ekonomik hareketlere önem verildi. 1923 yılında  Türkiye&#8217;de ilk defa olarak bir İktisat Kongresi toplanarak memleketin ekonomik  problemleri görüşüldü. Ziraî faaliyetler genişletildi; ticaret ve millî sanayi  geliştirildi. Sağlık işlerine önem verildi. Güçlü bir ordu kuruldu. Yeni Türkiye  Devleti&#8217;nin temeli olan bütün bu inkılâplara<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">&#8220;Atatürk İnkılâpları&#8221; adı verildi. İnkılâpların  memlekette daha süratle ve daha sağlam yerleşmesi için bütün Türk halkını içine  almak üzere Cumhuriyet Halk Partisi teşkil edildi. Cumhuriyetçilik,  milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, lâiklik ve inkılâpçılık Türkiye  siyasetinin ilkeleri olarak kabul edildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Milleti çağdaş uygarlığa götüren bu zorunlu gidiş  karşısında, muhalefeti teşkil eden, fakat bir kolu da tutuculuğa ve gericiliğe  dayanan bir grup tedirgin oldu. Politik sahada da kendilerine temsilciler bulan  bu grup, bütün bu gidişten Atatürk&#8217;ü sorumlu tuttukları için ona birkaç suikast  girişiminde bulundularsa da muvaffak olamadılar ve millet tarafından tel&#8217;in  edildiler.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Mustafa Kemal Paşa, inkılâpların büyük kısmını  başardıktan sonra Türk bağımsızlık mücadelesini ve yeni Türkiye&#8217;nin kuruluşunu  anlatan Büyük Nutku&#8217;nu yazdı. Bunu 1927 yılında, Parti Kongresi&#8217;nde altı gün  devam eden büyüleyici hitabetiyle okudu. Değerli tahlil ve tenkitlerle dolu olan  bu eser, Türk tarihinin olduğu kadar Türk edebiyatının da ölmez eserleri  arasında yer aldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 13pt; font-family: 'Times New Roman'"><br style="page-break-before: always" clear="all" /></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><span style="font-size: 13pt">7- ATATÜRK’ÜN  VEFATI<o:p></o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Büyük Önder, kurtuluştan sonra memleketi baştanbaşa  dolaşarak halka inkılâpların ve yeni Türk Devleti&#8217;nin ideolojisini anlattı. 1934  senesinde Meclis, özel bir kanunla kendisine &#8220;ATATÜRK&#8221; soyadını verdi. Son  senelerinde bitmeyen bir heyecanla Hatay&#8217;ın ana vatana ilhakına çalıştı.  Kendisinde mevcut karaciğer kifayetsizliği zamanla ağırlaştı; son günlerini  hasta ve rahatsız olarak geçirdi. 10 Kasım 1938 perşembe günü saat dokuzu beş  geçe Dolmabahçe Sarayı&#8217;nda hayata gözlerini kapadı. Ölümü bütün dünyada derin  akisler yaptı ve büyük üzüntü yarattı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Atatürk&#8217;ün na&#8217;şı, tahnit edilerek Dolmabahçe Sarayı  salonunda özel bir katafalka yerleştirildi. Türk bayrağına sarılı ve başında  silâh arkadaşlarının nöbet tuttuğu mukaddes tabut, üç gün müddetle milletin  ziyaretine bırakıldı. Na&#8217;şı, bilahare 20 Kasım&#8217;da Ankara&#8217;ya getirildi. 21  Kasım&#8217;da büyük törenle Etnografya Müzesi&#8217;ndeki geçici kabrine kondu. Cenaze  törenine bütün dünya devletleri özel temsilciler gönderdi. Çanakkale&#8217;de ve diğer  muharebelerde ona karşı savaşmış yabancı generaller törende bilhassa dikkati  çekiyordu.10 Kasım 1953&#8242;te na&#8217;şı, Etnografya Müzesinden alınarak muhteşem bir  törenle Anıtkabir&#8217;e nakledildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<h1 style="text-indent: 35.45pt"><span style="font-size: 13pt; text-transform: uppercase">8- atatürk’ün  ilkeleri<o:p></o:p></span></h1>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><strong><em><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><strong><em><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><strong><em><span style="font-size: 13pt">A- Cumhuriyetçilik<o:p></o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Cumhuriyet kelimesi dilimize Arapça’dan girmiştir.  Cumhuriyet kelimesinin dar ve geniş olmak üzere iki anlamış vardır. Geniş  anlamda cumhuriyet yönetimiyle egemenlik toplumun bütününe yani millete aittir.  Dar anlamda ise cumhuriyet sadece devlet başkanının doğrudan doğruya veya  dolaylı olarak halk tarafından belirli bir süre için seçilmesi anlamına  gelir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Atatürk’ün, cumhuriyeti, devletin siyasi bir rejim  olarak seçmesinin en önemli sebebi Türkiye’yi modernleştirme çabalarına cevap  veren tek yönetim modeli olmasıdır. Cumhuriyetçilik; devletin siyasi rejimi  olarak cumhuriyeti benimseme ve onu fazilet rejimi olarak tanımlama ve  değerlendirmektir.<span>  </span>Bu ilke Atatürk’ün  devlet anlayışının temellerinden birini oluşturan Milli Egemenlik ilkesiyle çok  sıkı ilişki içindedir.<span>  </span>Milli Egemenliğin  korunması Cumhuriyet rejimi ile mümkündür. İlke, fertlerin değil milletin  bütününün benimsediği bir ilkedir ve Türk milletine  aittir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Türkiye de cumhuriyet, ırk, dil, din ve cinsiyet farkı  gözetmeksizin, bütün vatandaşların paylaştığı ve yararlandığı siyasi rejimin adı  olmuştur.<o:p></o:p></span></p>
<h2 style="text-indent: 35.45pt"><span>B-  Milliyetçilik<o:p></o:p></span></h2>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Milliyetçilik, millet gerçeğinden hareket eden bir fikir  akımı ve çağımızın en geçerli sosyal politika prensibidir. Milliyetçilik Türk  inkılâbının temel prensibi olduğu kadar Türk Milleti’nin kaderini tayin eden bir  ilke, yüze bir ülkü ve milleti huzura yönelten bir bağdır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Millet objektif bir ifade ile “herhangi bir esas  etrafında toplanmış insan topluluğu” olarak ifade edilebilir. Atatürk’ün millet  tarifi ise şöyledir; “ millet, dil, kültür ve mefkûre birliği ile birbirine  bağlı vatandaşların teşkil ettiği bir siyasi içtimai heyettir.”<span>  </span>Atatürk Türk Milleti’ni tarif ederken bu  tarifi biraz daha açarak milleti meydana getiren unsurları “ siyasi varlıkta  birlik, dil birliği, yurt birliği, ırk ve menşe birliği, tarihi ve ahlaki  yakınlık” olarak tespit etmektedir. Bu tarif Türk Milleti’nin zengin bir kültür  ve medeniyete sahip olduğunu ifade eder.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı, özellikle Türk  Milleti’nin birliği ile beraberliğine değer vermektedir. Atatürk’ün  milliyetçilik anlayışı birleştirici ve toplayıcı nitelikte ve millet  yararınadır.<span>  </span>Bu anlayış Türk milleti  gerçeğinden hareket eder ve ona dayanır. Türk Milleti’nin yükselme ve çağdaş  seviyeye ulaşma ülküsünü ifade eder.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Milliyetçiliği millet sevgisi, millete güvenme aşkı  olarak kabul eden Atatürk, genç nesillerin mutlaka bu duygu ve düşünceyle  yetişmesini istemiştir. O istiklal harbini ve inkılâpları bu büyük milli his ile  başarabilmiştir. Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı hürrüyete ve insan eşitliğine  değer verir, eşitlikçidir, eşitlik fikrine dayanır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Türk milliyetçiliği bir inanç, bir duygudur. O inanç ve  duygunun içinde vatanın bölünmezliği esası yatar. Sosyal ve kültürel  faaliyetlerle oluşan ruhsal bir bağdır. Sınıfsız ve imtiyazsız bir toplumu ifade  eden bu bağ geçmişte ve gelecekte heyecanını daima hissettiren bir  mefkûredir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 53.45pt; text-indent: -18pt"><strong><em><span style="font-size: 13pt"><span>C-<span style="font-family: 'Times New Roman'; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal">    </span></span></span></em></strong><strong><em><span style="font-size: 13pt">Halkçılık<o:p></o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 35.45pt"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Dilimizde kullanılan halk deyiminin anlamı insan  topluluğudur.<span>  </span>Türk devlet geleneğine  göre devlet halk için vardır.<span>  </span>Halka  hizmet, halkın korunması ve doyurulması için mevcut bir idari yapıdır.<span>  </span>Halkın taşıdığı bu mana Osmanlı devletinin  son yıllarında unutulmaya yüz tutmuşken hak ettiği ifade ve önemi Türk inkılâbı  ile tekrar kazanmıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Türk inkılâbının anlayışına göre halk ile millet  arasında bir birlik, eşdeğerlik vardır. Ancak halk milletin henüz dayanışma  duygusu ile biçimlenmemiş halidir.<span>  </span>Halk  dediğimiz insan topluluğunun belirli hedeflere yönelmesi ve biçimlenmesi ile  millet ortaya çıkar. Türk halkı, Türk devletinin beşeri unsurunu oluşturur. Türk  milleti halklardan teşekkül etmiş değildir. Bunun sonucu olarak Türk devletinin  beşeri unsurunu halklar meydana getirmez. Türk halkı şehirlisi köylüsü ile din  ve ırk farkı gözetilmeksizin vatandaşların bütününü ifade eder. Halkçılık  milliyetçilik fikrinin bir sonucudur. Gerçek anlamda milliyetçilik halkçılığa  dayanır, halkçı bir özellik gösterir. Modern Cumhuriyet Türkiye’sinde Atatürk’e  göre halkçılık; demokratlık, Fertler arasında imtiyaz tanımamak, sınıf  mücadelelerini kabul etmemektir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 35.45pt"><strong><em><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 35.45pt"><strong><em><span style="font-size: 13pt">D-  Devletçilik<o:p></o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Atatürk inkılâpları çerçevesinde incelendiğinde  devletçiliğin dar ve geniş anlamlarının bulunduğunu söyleyebiliriz. Geniş  anlamıyla ele alındığında Türkiye’de uygulanan ekonomik, sosyal ve kültürel  kalkınmanın özelliklerini ortaya koyan bir politik uygulamadır. Dar anlamda ise  özel teşebbüse yer veren ekonomik prensiplere sahip iktisadi alandaki  uygulamalardır. Türkiye’de devletçilik karma ekonomi olarak gelişme  göstermiştir. Karma ekonomi devlet işletmeciliği ile özel teşebbüsün bir arada  bulunması demektir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Atatürk devletçiliği “Türkiye’nin ihtiyaçlarından doğmuş  ve Türkiye ye has bir sistemdir. Kişinin çalışmasını esas almakla beraber mümkün  olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha kavuşturmak ve memleketi geliştirmek  için milletin genel ve yüksek menfaatlerinin icap ettirdiği işlerde özellikle  ekonomik alanda devleti fiilen alakadar etmek mühim esaslarımızdandır.” Şeklinde  tarif etmektedir.<span>  </span>Atatürk devletçilik  anlayışıyla devleti ekonomik hayatı destekleyen bir güç olarak düşünmüştür.  Devlet yatırımcıya üreticiye dağıtımcıya tüketiciye yön vermek ve bu tür  konuları denetlemekle yükümlüdür.<span>   </span>Atatürk devletçiliği tamamıyla demokratik ve hürriyet rejimi içerisinde  değerlendirmiş, devletin iktisadi sahada rehberliğini ön planda tutmuştur.<span>  </span>Ancak bu rehberlik her şeyi devlet yapar  anlamında değildir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 35.45pt"><strong><em><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 35.45pt"><strong><em><span style="font-size: 13pt">E-  Laiklik<o:p></o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Laiklik kelimesi dilimize Fransızca’dan geçmiştir.  Anlamı “ruhani olmayan, dini olmayan şey,<span>   </span>fikir müessese, prensip” demektir. Laik olma “ dünya işlerinin din  işlerinden dini otoritelerden ayrı olarak ele alma”<span>  </span>şeklinde tarif edilebilir.<span>  </span>Bugün hukuki manada laiklik devlet işleri ile  din işlerinin ayrılığı,<span>  </span>devletin vicdan  hürriyetinin gerçekleşmesinde tarafsız kalmasıdır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Atatürk’ün gerçekleştirdiği inkılâpların temelini teşkil  eden laiklik, Türk Milleti’nin maddi, manevi ve fikri yapısını modernleştirme  istikametine yöneltmiştir. Laiklik prensibi kongreler döneminden itibaren ortaya  çıkan milli hâkimiyet prensibinin normal bir gereği olarak yeni Türk devletinin  temel prensipleri arasında yer almıştır. Atatürk’e göre din bir vicdan  meselesidir. Dine saygı inanan kişinin haklarına saygının bir sonucudur.<span>  </span>Buna en güzel delil Atatürk’ün şu sözleridir  “ din bir vicdan meselesidir.<span>  </span>Herkes  vicdanın emrine uymakta serbesttir.<span>  </span>Biz  dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye muhalif değiliz. Biz sadece din  işlerini devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz”.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em><span style="font-size: 13pt">F- İnkılâpçılık<o:p></o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">İnkılâpçılık ileriye, gelişmeye yönelik bir manayı ifade  eder. İnkılâpçı bir toplum devamlı gelişme içerisindedir.<span>  </span>Tarihi ve sosyal gelişmeler neticesinde  toplumun ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde kurallar koymak inkılâpçı topluma  has bir özelliktir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Atatürk bu amaçla “ efendiler yaptığımız ve yapmakta  olduğumuz inkılâpların gayesi Türkiye Cumhuriyeti halkının tamamen asri ve bütün  mana ve eşkâli ile medeni bir heyeti içtimaiye haline isal etmektir” diyerek  Türk devletinin ve Türk toplumunun medeni ve insani yaşayışının gereği meydana  gelen yeni düzenin korunmasını lüzumlu görmüştür.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Türk inkılâbını “ Türk milletini son asırlarda geri  bırakmış müesseseleri yıkarak yerlerine milletin en yüksek medeni icaplara göre  ilerlemesini temin edecek yeni müessese koymuş olmak”<span>  </span>şekliyle tarif eden Atatürk’ün inkılâpçılık  anlayışı söz konusu müesseseleri korumak ve savunmaktır. Atatürk’ün inkılâpçılık  anlayışının ardında dünya kültür ve medeniyetinden, Türk halkını yararlandırma  çabası yatmaktaydı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>

<p class="sayac_bilgi"></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukkuyuulkuocaklari.org/2008/01/her-ulkucunun-bilmesi-gerekenler/ataturk-her-ulkucunun-bilmesi-gerekenler/ataturk%e2%80%99un-hayati.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
