<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KÜÇÜKKUYU ÜLKÜ OCAKLARI &#187; TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ</title>
	<atom:link href="http://www.kucukkuyuulkuocaklari.org/category/her-ulkucunun-bilmesi-gerekenler/kibris-meselesi-her-ulkucunun-bilmesi-gerekenler-2/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kucukkuyuulkuocaklari.org</link>
	<description>YENİLECEĞİNDEN KORKAN, MUTLAKA YENİLİR... Yıldırım BEYAZID</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Nov 2009 00:22:11 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=abc</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ</title>
		<link>http://www.kucukkuyuulkuocaklari.org/2008/01/her-ulkucunun-bilmesi-gerekenler/kibris-meselesi-her-ulkucunun-bilmesi-gerekenler-2/turk-milliyetciligi.html</link>
		<comments>http://www.kucukkuyuulkuocaklari.org/2008/01/her-ulkucunun-bilmesi-gerekenler/kibris-meselesi-her-ulkucunun-bilmesi-gerekenler-2/turk-milliyetciligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Jan 2008 13:32:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukkuyuulkuocaklari.org/?p=21</guid>
		<description><![CDATA[&#160;
TÜRK  MİLLİYETÇİLĞİ
VE
TEMEL  KAVRAMLAR
 
 
 
MİLLİYETÇİLİK
 
Kavram olarak, millî an’aneye, geleneğe, örfe ve  âdetlere uygun olmayan bütün hareketleri kurum ve kuruluşları reddederek her  şeyi millî örfe uygun şekilde düzenlemeyi amaç edinmenin oluşturduğu siyasî ve  toplumsal düşünce sistemidir. Diğer bir deyişle, milletin maddî manevî  niteliklerine yani maddî manevî değerler toplamına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="Section1">&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><span style="font-size: 13pt">TÜRK  MİLLİYETÇİLĞİ<o:p></o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><span style="font-size: 13pt">VE<o:p></o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><span style="font-size: 13pt">TEMEL  KAVRAMLAR<o:p></o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><span style="font-size: 13pt">MİLLİYETÇİLİK<o:p></o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Kavram olarak, millî an’aneye, geleneğe, örfe ve  âdetlere uygun olmayan bütün hareketleri kurum ve kuruluşları reddederek her  şeyi millî örfe uygun şekilde düzenlemeyi amaç edinmenin oluşturduğu siyasî ve  toplumsal düşünce sistemidir. Diğer bir deyişle, milletin maddî manevî  niteliklerine yani maddî manevî değerler toplamına aykırı olan her şeyi  reddetmek ve bu değerlere uygun bir şekilde toplumsal kurum ve kuruluşları nizam  etmektir. Milliyetçilik, kişinin, devletin ve milletin çıkarlarını kendi  çıkarlarından üstün görmesidir. <o:p></o:p></span></p>
<p><span id="more-21"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Milliyetçiliği; sosyolojik milliyetçilik, kültür  milliyetçiliği, ideolojik milliyetçilik, doktriner milliyetçilik ve marksizme  göre milliyetçilik olarak inceleyebiliriz. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em><span style="font-size: 13pt">A) Sosyolojik  Milliyetçilik<o:p></o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Sosyolojik milliyetçilik anlaşılacağı gibi duyguya  dayanır. Bir aşktır. Bunu, biz Ernest Renan’ın, “Millet”in tarifinden  çıkarıyoruz. Ernest Renan’ın 1890’larda yaptığı tarife göre, “Millet,<span>  </span>ortak geçmişi olan ve birlikte yaşama arzusu  gösteren insan topluluğudur. Bu insan topluluğunu teşkil eden fertlerin kendi  toplumlarına olan bağlılıkları aşktır, sevgidir” demiştir.  <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Anlaşılacağı gibi çağdaş milliyetçilik olmaz. Çağdaş  duygu, çağdaş kin, çağdaş aşk olmayacağı gibi çağdaş milliyetçilik de olmaz.  <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em><span style="font-size: 13pt">B) Kültür  Milliyetçiliği<o:p></o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bir milletin kendi tarihine, kendi medeniyetine ait  bilgilerin şahsın, şahısların zihinlerine aktarılmasıdır. Kültür milliyetçiliği,  bir millete mensup şahısların zihinlerine, kendi medeniyetlerine, kendi  tarihlerine ait bilgilerin nakşedilmesidir. Bir Amerikalı’nın, bir İngiliz’in,  bir Türk’ün kendi geçmişlerine ait bilgileri öğrenmesi ve benimsemesidir.  Görüldüğü gibi siyasi bir tarafı yoktur. Nitekim Atatürk: “Milliyetçilik  mefkûresini siyasi anlamda tecrit etmelidir ve öyle anlamalıdır.  <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Milliyet davası, şuursuz ve ölçüsüz bir dava tarzında  düşünülmemelidir. Milliyet davası, siyasi bir mücadele konusu olmadan önce  şuurlu bir mefkûre meselesidir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bizim milletimiz derin bir maziye sahiptir. Bu düşünce  bizi elbette altı, yedi yüz yıllık Osmanlı Türklüğünden, Selçuklu Türklerine  kavuşturur” diyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em><span style="font-size: 13pt">C) İdeolojik  Milliyetçilik<o:p></o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Hükümetin, bir partinin, bir derneğin görüşlerine yön  veren milliyetçiliği esas alan sistemdir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em><span style="font-size: 13pt">D) Doktriner  Milliyetçilik<o:p></o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bu tarz milliyetçilik anlayışı Fransız ihtilalinden  sonra ortaya çıkmıştır. Milletlerin kendi hür iradelerinin tecellisi esasına  dayanır. Serbest seçimlerle bu irade tecelli eder. Atatürk, görüldüğü gibi  doktriner milliyetçiliğe isnat etmektedir ve her dört milliyetçilik türünde de  fevkalade açık konuşmaktadır. Atatürk şöyle demektedir:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">“Bütün cihan bilmelidir ki, artık bu devletin ve  milletin başında hiçbir kuvvet yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da,  hâkimiyeti milliyedir.” <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em><span style="font-size: 13pt">E) Marksizme  Göre Milliyetçilik<o:p></o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Millet mefhumu reddedilmektedir. Dünya tarihi, sömüren  ve sömürülen sınıflar olarak, alt yapı, üst yapı olarak  incelenir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em><span style="font-size: 13pt">F) Başbuğ  Alparslan Türkeş’in <o:p></o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em><span style="font-size: 13pt">Milliyetçilik  Anlayışı<o:p></o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Dünya üzerinde insan toplulukları milletler hâlinde  yaşamaktadırlar. Her millet kendi özelliklerini korumaya, geliştirmeye gayret  etmekte ve kendi topluluğunu diğer milletlerden daha ileri, daha yüksek, daha  refahlı yapmaya çalışmaktadır. Milletler arasındaki bu rekabet ve karşılıklı  yarışma, milleti meydana getiren insanların müşterek duygular hâlinde  birleşmeleri ve müşterek bir millî şuur etrafında toplanarak kendi toplum  varlıklarını belirli hedeflere yöneltmek şuuruna sahip olmalarıyla mümkündür.  Milletlerin faaliyetlerinde, yükselmelerinde ve kendi toplumlarını refaha  kavuşturmak, geliştirmek çabalarında milliyetçilik şuuru ve milliyetçilik  duygusu başlıca tesir yapan faktör olmaktadır. Milliyetçilik duygusundan yoksun  olan bir toplumun millet manzarası göstermesi mümkün değildir. Milliyetçilik  duygusuna sahip olmayan, millî şuura sahip olmayan bir topluluğun bir arada  yaşaması da mümkün değildir. Böyle bir duygudan ve şuurdan mahrum toplulukların  dış olayların en ufak bir tesirine karşı kendilerini koruyamadıklarını, hatta  dış tesirler olmasa dahi kendi kendilerine dağıldıklarını ve belirli vasıfları  olan, belirli hedefleri olan bir topluluk hüviyetinden çıktıklarını görmekteyiz.  <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span>   </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Türk Milletinin yükselmesi ve tehlikelerden korunması,  Türk Milletini meydana getiren kişilerin teker teker millî şuur sahibi olmasına  ve kalplerinin millet sevgisi, vatan sevgisi ile çarpmasına bağlıdır. Bunun için  millî doktrin Dokuz Işık’ın birinci ilkesi olarak milliyetçiliği koymuş  bulunmaktayız. Şüphesiz burada bahis konusu edilen milliyetçilik Türk  milliyetçiliğidir. Türk milliyetçiliği ne demektir? Türk milliyetçiliği, Türk  Milletine karşı beslenen derin sevgi, bağlılık duygusunun, müşterek bir tarih ve  müşterek hedeflere yönelme şuurunun ifadesidir. Türk milliyetçiliği insani  duygularla beslenen bir anlayıştır. Türk milliyetçiliği garazı esas almayan,  sevgiyi esas alan bir düşünce tarzıdır. Milliyetçilik, milletini sevmek,  vatanını sevmek ve milletinin tehlikelere karşı korunması için her fedakârlığı  göze almak duygusu ve düşüncesidir. Türk milliyetçiliği bütün Türkleri kardeş  sayan bir düşüncedir. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan ve kendisini  Türk milletinin bir mensubu kabul eden herkesi kardeş sayan bir düşünce ve  görüştür. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span>   </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Türk milliyetçiliği Türk Milletinin gözüyle olayları  görmek ve değerlendirmek zihniyetini ifade etmektedir. İster Türkiye içinde  olsun, ister Türkiye dışında olsun, cereyan eden her olayın Türk Milletine zarar  getirmemesini istemek, düşünmek denilebilir. Bunun yanı sıra Türk Milletinin  gerek Türkiye&#8217;de gerek Türkiye dışında meydana gelen olaylardan azamî ölçüde  yararlanmasını istemek, meydana gelen her olayın Türkiye&#8217;ye azami ölçüde yarar  sağlamasını düşünmek ve bunun için çaba harcamakta Türk milliyetçiliğinin bir  gereği olarak görülmelidir. Milletin tarifinden hareketle<span>  </span>Türk Milliyetçiliği tanımını  belirlemekte<span>  </span>yarar vardır.  <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span>   </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Türk Milleti dediğimiz gerçek nedir? Bugün Türk  Milletini şu şekilde tarif etmek mümkündür. Müşterek bir tarihten gelen ve  müşterek bir tarih şuuruna sahip bulunan, aynı dine mensup, aynı kültürle  yoğrulmuş, aynı devleti kurmuş, yaşatmış ve bugün de aynı devletin sahibi,  bayrağı altında ve sınırları içinde yaşayan insan topluluğu Türk Milletini  teşkil etmektedir. Yani Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan ve Türklüğü  benimseyen, aynı tarihe mensup, aynı tarih şuurunu taşıyan ve aynı kültürle  yoğrulmuş, aynı dine mensup insan topluluğu bugünkü milletimizi meydana  getirmektedir. Türk Milleti tarifi, bu çizilen çizgilerin dışına taşmaktadır.  Türk Milleti büyük bir millet olduğu için bugün dünya yüzerinde geniş sahalara  yayılmış ve dağılmıştır. Bugün dünya üzerinde yaşayan aynı dine mensup, aynı  tarihe mensup ve aynı dili konuşan Türk Topluluklarının sayısı iki yüz elli  milyon civarındadır. Bunların ancak yaklaşık üçte biri Türkiye sınırları içinde  bulunmaktadır. Bugünkü Türkiye sınırları dışında kalan Türkleri Türk Milletinden  saymayacak mıyız? Bugünkü Türkiye Cumhuriyet sınırları dışında kalan Türkler de  Türk Milletindendir. Onlar da Türk Milleti deyiminin içindedirler. Ancak Türkiye  Cumhuriyeti sınırları dışında kalan Türkler başka topraklarda, başka milletlerin  idaresi altında bulunmaktadırlar. Türkiye Cumhuriyeti bütün Türklük meselelerini  sahibi ve temel varlığıdır. Bu bakımdan Türkiye Cumhuriyetinin birinci planda  ele alınması ve korunması, yüceltilmesi başlıca konuyu teşkil etmelidir. Türk  Milletinden olmak, Türk Milletini sevmek ve Türk devletine sadakatle hizmet aşkı  taşımak, vatana bağlılık duygusu içinde bulunmak<span>  </span>ve Türk Milletinin yükselmesi için elinden  gelen her fedakârlığı yapmak ve çalışmak duygusu ve şuurudur. Bu duygu ve bu  şuuru taşıyan herkes Türk&#8217;tür. Kalbinde yabancı başka bir milletin özlemini  özentisini taşımayan, kendisini Türk hisseden Türklüğü benimseyen ve Türk  Milletine, Türk devletine hizmet aşkı taşıyan herkes Türk&#8217;tür. İşte Türk  Milliyetçiliğinin temel görüşü budur. Bu görüş ışığında olayları değerlendirmek  zorunluluğu vardır. Türk Milliyetçileri sadece Türkiye Cumhuriyeti sınırları  içinde bulunan Türklerle mi ilgilenecektir? <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span>   </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında kalan Türklerle  münasebetlerimiz ve bunlara karşı tutumumuz ne olmalıdır? Bu sorulara verilecek  cevap şudur: Türk milliyetçiliği, dünya üzerinde nerede Türk varsa onlarla  ilgilidir. Onlara karşı derin bir sevgi ve ilgiyle doludur. Dünyanın neresinde  Türk varsa bu Türklerin iyi durumda olmaları, bu Türklerin yükselmeleri,  korunmaları, kendilerine mümkün olan her çeşit yardım ve desteğin sağlanması  Türk Milliyetçiliğinin şaşmaz düsturudur. Ancak Türk Milliyetçiliği Türkiye  Cumhuriyeti sınırları dışında bulunan Türklerle ilgisinde ve münasebetlerinde,  bu ilgi ve münasebetlerin Türkiye Cumhuriyeti’ni tehlikeye sokmayacak, Türkiye  Cumhuriyeti&#8217;ne zarar vermeyecek şekilde yürütülmesi prensibini esas alır.  <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span>   </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Yurdumuzda iç politika mücadeleleri, politika  menfaatleri dolayısıyla Türk Milletinin yüksek davaları çiğnenmiştir; zarara  sokulmuştur. Türkiye&#8217;de Turancılık görüşleri hakkında yalan yanlış iddialar  ortaya atılmış ve Turancılık düşüncesi, Turancılık fikri kötü, zararlı bir  düşünce olarak Türk Milletine tanıtılma yoluna gidilmiştir. Yunanlılar için  Enosis neyse, Ruslar için Panislâvizm neyse, Almanlar için Alman Birliği neyse,  Araplar için Arap Birliği neyse, İranlılar için Panaryanizm neyse, Türkler için  de Turancılık odur. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span>   </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Milliyetçilik, Türk Milletine karşı beslenen derin  sevginin ifadesidir. Kalbinde başka bir ırkın gururunu taşımayan ve kendisini  samimî olarak Türk hisseden ve Türklüğe adayan herkes Türk&#8217;tür. Biz; Türk  Milletine mensup olduğumuza göre, bu milletin içinden çıkmış insanlar olduğumuza  göre, elbette ki kendi milletimize karşı derin bir bağla bağlı olacağız ve bu  milletin yükselmesi için, bu milletin haklarını daima her çeşit tesirlerden  uzak, her şeyin üstünde bulundurulması için çalışmayı görev tanıyacağız. İşte bu  sebeplerden dolayı bizim milliyetçiliğimiz, Türk Milletine karşı duyulan derin,  köklü bir sevgi ve Türk Milletinin içinde bulunduğu müşkül durumdan bir an önce,  en modern uygarlığın en ön safına geçirilmesini sağlamak duygusundan kuvvet  alır. Milliyetçiliğimiz başkalarına karşı kin, garez duygularıyla beslenmez.  Demek ki, Türk Milliyetçiliği, Türk milletine karşı duyulan derin sevgi,  bağlılık ve onu güç durumdan, baskıdan uzak, şerefiyle yaşayan, müreffeh, mutlu  ve modern uygarlıkta en ön safa geçmiş bir hâle getirmek isteği ve bu isteğin  yarattığı duygudur. Birinci prensibimiz olan milliyetçiliğimizin özet olarak  tarifi budur. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span>   </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bunun yanında Türkçülük kelimesini de ilâve ediyoruz:  Milliyetçiyiz, Türkçüyüz. Neden Türkçüyüz? Çünkü milletimiz Türk Milletidir.  Türkçülük ne demektir? Türkçülük, Türk Milletinin hayatının her safhasında  yapacağı her şeyin Türk ruhuna, Türk geleneğine uygun olması ve Türk&#8217;e yararlı  olması amacının, fikrinin ön plânda tutulmasıdır, Türkçe konuşacağız, Türkçeyi  daima her şeyin üstünde tutacağız. Yapılacak her işte Türklük ruhuna, Türk&#8217;ün  özelliğine uygun ve Türk Milletine yararlı olması şartını göz önünden  kaçırmayacağız. Türkçülüğün de kısaca tarifi budur. Birinci prensibimiz olarak  aldığımız Milliyetçilik ve Türkçülük, kısaca yaptığımız bu izah ve tarifle işte  bu şekilde ortaya konmuş oluyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><span style="font-size: 13pt">GEÇMİŞTEN  GÜNÜMÜZE TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN <o:p></o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><span style="font-size: 13pt">TARİHİ  GELİŞİM SÜRECİ<o:p></o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Türk milliyetçiliğinin ilk izlerini 8. yüzyılın ilk  yarısında yazılmış bulunan Orhun Abideleri&#8217;nde görmekteyiz. &#8220;Türk&#8221; adı da yazılı  olarak ilk defa bu abidelerde zikredilmektedir. Abidelerde Türk adı, yalnızca  Türk kavminin adı değil Türk devletini karşılayan geniş bir deyim olarak  kullanılmıştır. Göktürk Hakanı Bilge Kağan, &#8220;Çin milletinin sözü tatlı, hediyesi  yumuşak imiş, Çin milleti tatlı sözü, yumuşak kumaşıyla Türk milletini kendine  yakınlaştırmış, kendine yakınlaşmayanı da öldürmüş. Pek çok Türk milleti bu  tatlı sözlere ve yumuşak hediyelere kanarak öldünüz&#8221; diye milletini uyarmış;  &#8220;Türk milletinin adı, sanı yok olmasın diye gece uyumadım, gündüz oturmadım.  Tanrı buyurduğu ve bahtlı olduğum için ölecek hâle gelen milleti dirilttim. Aç  milleti tok, az milleti çok hâle getirdim&#8221; diyerek milleti için çalışmanın  gerekliliğini belirtmiş; &#8220;Ey Türk, Oğuz Beyler, millet işitin! Yukarıda mavi gök  çökmezse, aşağıda yağız yer delinmezse, senin ilini töreni kim bozabilir? Ötüken  ormanında kalırsan, yurdunu ebediyen elinde tutacaksın&#8221; diyerek ülkenin ve  törenin önemini belirtmiş; &#8220;Türk beyler Türk adını bıraktı, gelinlik kızların  cariye, yiğit erkeklerin köle oldu&#8221; diyerek Türk adının önemini vurgulamış; &#8220;Ey  Türk titre ve kendine dön!&#8221; diyerek de millî şuurun ve benliğin önemini  belirtmiştir. Türklerin İslâmiyet ile tanışmasından hemen sonra 11.yy&#8217;da  Kaşgarlı Mahmut tarafından Araplara Türkçe öğretmek için yazılan ilk Türkçe  sözlük Divanü Lügati&#8217;t-Türk&#8217;te Kaşgarlı Mahmut &#8220;Gördüm ki Yüce Tanrı devlet  güneşini Türklerin burçlarından doğdurmuş, onlara Türk adını kendisi takmış,  hakanlığı onlara kendisi vermiş. Zamanımızın padişahlarını hep onlardan teşkil  etmiş. Cihan halkının dizginlerini onların ellerine bırakmış. Her kim onların  diline sığınırsa onu kendinden sayıyorlar, her türlü korkudan kurtarıyorlar.  Bunun içindir ki Türk olmayanlar da Türk diline sığınmakta, bu vesileyle zarar  ve ziyandan kurtulmaktadır&#8221; diye Türk milletini övmüş ve &#8220;Türk dilini öğreniniz  çünkü onların uzun sürecek saltanatları vardır&#8221; diye bir hadisi belirtmiştir.  Hadis doğruysa, Türk dilini öğrenmenin dinî bir vazife olduğunu, eğer hadis  doğru değilse böyle bir hadisin uydurulmasının Türk dilini öğrenmek veya  öğretmek ihtiyacından doğduğunu belirtmiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">18. ve 19.yy&#8217;da batıda Türkoloji çalışmaları artmış,  Orhun Abideleri ve Kutadgu Bilig gibi Türklerin temel kaynakları çözülmüştür.  Bir taraftan da Osmanlı Devleti devamlı toprak kaybediyordu. Eflâk ve Budan  kaybedilmiş, Sırplar, Yunanlılar ve en nihayet Bulgar da müstakil birer devlet  kurmaya muvaffak olmuşlar, gayri Türk unsurlar, Türk olmadığını söyleyen kendi  soyundan insanlarla birleşip teşekküller kurmaya  başlamışlardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bu yüzyılda Avrupa&#8217;daki Türkoloji çalışmaları Türkiye&#8217;de  de etkisini göstermiş Ahmet Vefik Paşa&#8217;yla başlayan ilmî milliyetçilik Süleyman  Paşa, Özbekler Tekkesi Şeyhi Süleyman Efendi, Ali Süavi, Ahmet Cevdet, Ahmet  Mithat Efendi, Veled Çelebi, Şemseddin Sami ve Bursalı Tahir&#8217;le devam  etmiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Lise tahsilini Fransa&#8217;da yapan Ahmet Vefik Paşa, birçok  doğu ve batı ülkesinde elçilik yapmış, maarif nazırlığı, dâhiliye nazırlığı ve  sadrazamlık (Başbakanlık) görevlerinde bulunmuş, Avrupa&#8217;daki Şarkiyat  çalışmalarını yakından takip etmiş bir milliyetçiydi. Önce Ebülgazi Bahadır  Han&#8217;ın Şecere-i Türk adlı eserini Çağatayca Türkçesinden Osmanlıca Türkçesine  aktarmıştır. Bu suretle Orta Asya tarihinin bilinmeyen bir kısmını Türkiye  Türklerine tanıtmak ve bizim millî tarihimizin Osmanlılarla başlamadığını,  Türk&#8217;ün çok daha eski ve asil bir tarihi olduğunu ortaya  koymuştur.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">23 Aralık 1876&#8242;da başlayan I. Meşrutiyet Devri, 13 Şubat  1878&#8242;e kadar devam etmiştir. Bundan sonra imparatorluk 30 yıl sürecek Abdülhamit  Devri&#8217;ne girmiştir. Bu dönemde meşrutiyeti savunan birçok aydın Avrupa&#8217;ya kaçmak  zorunda kalmıştı. Abdülhamit yönetimi esas itibariyle Tanzimat&#8217;la başlayan  Osmanlılık politikasını savunmuştur. 1890&#8242;dan itibaren de Panislâmizm’e  kaymıştır. Burada asıl gaye ülkeyi böldürmemektir. Abdülhamit döneminde tarihle  ilgili kitapların arttığını, bunların gazetelerde tefrika edilerek halka inme  imkânına da kavuştuğunu görmekteyiz. Bu dönemde Şemseddin Samî, Necip Asım,  Veled Çelebi gibi şahsiyetler ortaya çıkmıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Aslen bir Arnavut olan Şemseddin Sami ilmî Türkçülük  alanında eserler vermiş olup onun en önemli eseri üç sütun üzerine 1574 sayfa  tutan Kamus-ı Türkî adlı eseridir. Ona göre &#8220;Lisan ve cinsiyet Sultan Osman&#8217;dan  ve devletin kuruluşundan eskidir. Bu lisanı konuşan kavmin ismi Türk&#8217;tür.  Lisanın ismi de Lisan-ı Türkî&#8217;dir. Türk ismi ise Adriyatik sahilinden Çin  hududuna ve Sibirya&#8217;nın iç taraflarına kadar yayılmış bir milletin adıdır. Bunun  için bu unvanı küçük görmek şöyle dursun, onunla övünmek ve sevinmek  lazımdır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">19. asrın sonunda ise milliyetçilik inancını şiir  sahasına naklederek Türk edebiyatında açık bir şekilde Türkçülüğü ilk defa bir  sanat ideali hâline getiren Mehmet Emin Yurdakul&#8217;dur. Yeni Türk şiirinde sade ve  tabiî bir halk dili kullanmayı ülkü edinen şair, bilgi ve şuuruyla edebiyatta  Servet-i Fünunculardan siyasette ise Osmancılık güden İttihat ve Terakkicilerden  ayrılmıştır. Şair sesini ilk defa 1897&#8242;de yazdığı ve<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">&#8220;Ben bir Türk&#8217;üm, dinim, cinsim  uludur,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Sinem, özüm ateş ile doludur&#8221;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Mısralarıyla edebiyat tarihine girerek sesini  duyurmuştur.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">1899&#8242;da şiirlerini topladığı Türkçe Şiirler adlı kitabı  içte ve dışta büyük yankı bulmuş, hatta 1903&#8242;te Rus Türkoloğu Minorskiy  tarafından Rusça&#8217;ya aktarılmıştır. 1910 yılında Türk Yurdu dergisinin imtiyazını  alan şair Türk Sazı, Ey Türk Uyan, Tan Sesleri, Turana Doğru gibi eserlerde  yayımlamıştır<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bu arada 19.yy.&#8217;ın 2. yarısında Osmanlı Devleti&#8217;ndeki  milliyetçilik hareketlerine eşanlamlı uyanışları Türk dünyasının diğer  bölgelerinde de görmekteyiz. Azerbeycan&#8217;da millî edebiyatın kurucuları olarak  Mirza Fethali Ahunde ile Sabir&#8217;i görmekteyiz. Mirza Fethali, Azerbeycan  Türklerine Avrupa kültür ve medeniyetini tanıtmak suretiyle kalkındırmak  istiyordu<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Yalnız Rusya Türkleri arasında değil, bütün Türklük  âleminde büyük bir tesir yaparak Türkçülük cereyanına hız vermiş olan Kırımlı  İsmail Gaspıralı Beydir. İsmail Bey uzun müddet öğretmenlik yaptıktan sonra  1874&#8242;te İstanbul&#8217;a gelerek Türk ordusuna zabit olarak katılmak istemiş, fakat  isteği geri çevrilince tekrar Kırım&#8217;a dönmüştür. İsmail Bey, Türk kavimlerinin  kültür seviyesini yükseltmek, eski ve geri kalmış zihniyet veya müesseseleri  yıkmak, Türk milleti arasında müşterek kültürü kurmak düşüncesiyle &#8220;Dilde,  Fikirde, İşde Birlik&#8221; şiarıyla 1883 yılında Rusça-Türkçe Tercüman gazetesini  çıkarmıştır. Tercüman birkaç yıl içinde Sibirya&#8217;dan İstanbul&#8217;a kadar okunan en  büyük gazete olmuştur. Bu gazetenin etkisiyle Usul-i Cedit hareketi  doğmuştur.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Usul-i Cedit hareketi Avrupa tarzında düzenlenmiş  ilkokullarda ilk eğitimin mahalli lehçelerle olmasını ve bunun 3 sene sürmesini,  dördüncü seneden itibaren eğitimin umumî, edebî Türk dili olan sadeleştirilmiş  İstanbul şivesiyle yapılmasını savunuyordu. Bu hareket, hayatın bütün  safhalarına yayılarak Türkler arasında okuma yazma oranı artmış. Bilahare  Azerbeycan ve Kazan&#8217;da millî kültürüne sahip, yabancı dil bilen ve batı  medeniyetlerine vakıf bir aydın kitlesi ortaya çıkmıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">1905–1917 yılları arasında Rusya Türkleri arasında baş  gösteren milliyetçilik hareketleri Türkiye&#8217;yi de olumlu bir şekilde  etkilemiştir. Öncelikle aydınlar &#8220;Tercüman&#8221;ın kullandığı sadeleştirilmiş  İstanbul Türkçesini tercih etmişlerdir. Böylece aradaki lehçe farkının  giderilmesi için önemli bir adım atılmıştır. Aydınların karşılıklı  geliş-gidişlerinin yanı sıra zengin aileler veya Cemiyet-i Hayriyeler  kabiliyetli Türk çocuklarını İstanbul&#8217;a göndermişlerdir. A.Cevdet gibi pek çok  öğretmen İstanbul&#8217;dan Rusya&#8217;nın çeşitli şehirlerindeki okullara ve medreselere  davet ile istihdam olunmuş, özellikle Azerbeycan&#8217;daki mektep ve medreselerin  teşkilât yapısı, Osmanlı mektep ve medreselerinin teşkilât yapısına  uydurulmuştur. 1905&#8242;ten sonra başlayan kongreler dönemi Rusya Türklerinin  Osmanlı İmparatorluğu&#8217;na duydukları sevgi ve bağlılık hislerinin ortaya  çıkmasına vesile olmuştur. 1912&#8242;deki Balkan Savaşı sırasında Tercüman, Vakit,  Yıldız gibi yayın organlarında Bulgarlar, Sırplar ve Yunanlılar tarafından  acımasızca katledilen Türklere dair dramatik haberler ve Osmanlı Devleti&#8217;ni  haklı çıkaran yazılar yer almakta, Hilal-i Ahmer (Kızılay) için yardımlar  toplanmaktadır. Bu yardımların büyük bir kısmı Türkiye&#8217;ye ulaşmıştır. Rusya&#8217;daki  Türkler, Osmanlı savaş esirleriyle yakından ilgilenmiş, hatta onlarla ilgili  raporlar göndermişlerdir. İsmail Gaspıralı, İstanbul&#8217;a geldiği zamanlar  konferanslar vermiş, &#8220;Türk Yurdu&#8221; dergisine yazılar yazmışlar, 1911&#8242;de İttihat  ve Terakki Partisi&#8217;nin genel merkez üyeliğine seçilmiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Aynı şekilde İsmail Bey, damadı Nasip Yusufbeyli ile  birlikte İstanbul&#8217;da Türkçülerin ilk resmî derneği olan Türk Derneği&#8217;nin üyesi  idi. 1917 İhtilali sonrası kurulan genç Türk Cumhuriyetinin yıkılmasıyla  Türkiye, Ahmet Ağaoğlu, Prof. Yusuf Akçura, Prof. Sadri Maksudi Arsal, Prof.  Abdülkadir İnan, Dr. Hamit Zübeyr Koşay, Prof. Dr. Reşit Ahmedi Arat, Prof.Dr.  Akdes Nimet Kurat, Prof. Dr. Ahmet Caferoğlu, Prof.Dr. İsmail Ertaylan, Prof.  Dr. Zeki Velidi Toğan ve daha birçok aydına kucak açmıştır. Bu aydınların hemen  hepsi Türkiye&#8217;deki Türkçü derneklerin kurulmasında rol almışlardır. Bunlardan en  önemlisi Türk fikir hayatına imzasını atan Yusuf  Akçura&#8217;dır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Akçura, 1897&#8242;de Tataristan&#8217;da doğmuş, babası öldükten  sonra annesiyle İstanbul&#8217;a gelmiş, tahsilinin büyük bir kısmını İstanbul&#8217;da  yapmıştır. Yazları Kazan&#8217;a giderek eniştesi İsmail Gaspıralı&#8217;nın yanında kalıyor  ve Ondan feyz alıyordu. Türkiye&#8217;de Harbiye&#8217;ye giren Akçura Jön Türkler  hareketine katılınca okuldan atılarak Trablusgarp&#8217;a sürgüne gönderilmiştir.  Buradan Paris&#8217;e kaçan Akçura, Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirince 1903  yılında Kazan&#8217;a dönmüş, burada Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun dağılmasını önleyecek  tedbirleri içeren<span>   </span>&#8220;Üç Tarz-ı Siyaset&#8221;  adlı makalesini kaleme almıştır. Daha sonra İstiklâl Savaşı&#8217;na katılan, İstanbul  ve Kars mebusu olan Akçura Ankara Hukuk Fakültesi&#8217;nde dersler vermiş, Türk Tarih  Kurumunun başkanlığını yapmış ve 11 Mart 1935 günü vefat etmiştir. Akçura&#8217;nın  Ulûm ve Tarih, Türk Germen ve İslavların Münasebat-ı Tarihiyeleri, Osmanlı  İmparatorluğu&#8217;nun Dağılma Devri, 18. ve 19. Asırlar, Zamanımız Avrupa Siyasî  Tarihi gibi eserleri önem arz etmektedir<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">1908&#8242;de başlayan II. Meşrutiyet tamamıyla Jön Türklerin  eseri olmuştur. Jön Türkler ve kuruluş amacıyla Osmanlılık siyasetini izleyen  İttihat ve Terakki daha sonraları kısmen Türkçülüğe meyletmişler, fakat  siyaseten Akçura&#8217;nın Üç Tarz-ı Siyaset&#8217;i arasında gidip gelmişlerdir. Meşrutiyet  havasıyla ve Rusya&#8217;dan gelen Türk aydınlarının da katılmasıyla Kasım 1908&#8242;de  Türk Derneği kurulmuştur. Dernek, Yusuf Akçura, Necip Asım (Yazıksız), Velet  Çelebi (İzbudak) önderliğinde başka milliyetçi aydınlarla Mülkiye Mektebi Müdürü  Mehmet Celâl&#8217;in odasında kurulmuştur. Dernek daha sonraki faaliyetlerine Ahmet  Mithat&#8217;ın yardımıyla Yeni Gazete İdarehanesi&#8217;nde devam etmiştir. Dernek Türk  Derneği Dergisi adı altında ancak yedi sayı çıkarabilmiştir. Derneğin  nizamnamesinin ilk maddesine göre dernek ilmî bir kuruluştur. İkinci maddede  derneğin amacı &#8220;Türk diye adlandırılan bütün kesimlerinin tarihini ve bugünkü  durumlarını, eserlerini araştırmak, böylece ortaya çıkan sonuçları dünyaya  tanıtmaktır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Derneğin üyeleri arasında İsmail Gaspıralı&#8217;dan Bursalı  Mehmet Tahir&#8217;e, Rıza Tevfik&#8217;e, Mehmet Emin Yurdakul&#8217;a hatta Agop Boyacıyan&#8217;dan,  Vilademir Gordicuski&#8217;ye, Antuan Tıngır&#8217;a, Rahip Karaçun&#8217;a kadar değişik  yelpazedeki ve inançtaki şahısların bulunması, derneğin ilmi ve medenî  milliyetçilik prensiplerinden hareket ettiğini göstermektedir. Dernek Necip Asım  ve Fuat Kösearif&#8217;in vazife icabı ayrılmaları ve 1911 yılında fiilen Türk  Ocağının kurulmasıyla kapanmıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bu tarihlerde İstanbul&#8217;da bunlar olurken Selanik’te 1911  yılında Genç Kalemler adıyla bir dergi çıkarılmaya başlanmıştır. Genç Kalemler,  Ömer Seyfettin ve Ali Canip&#8217;in gayretleriyle çıkmaya başlamış, daha sonra bu  gruba Ziya Gökalp, Aka Gündüz, Mehmet Fuad&#8217;ın katılmasıyla güçlenmiştir. Ömer  Seyfettin&#8217;in derginin ilk sayısında kaleme aldığı &#8220;Yeni Lisan&#8221; adlı uzun  makalesi geniş akisler uyandırmış, Tanzimat&#8217;la başlayan dil milliyetçiliği  akımının mihenk taşlarından biri olmuştur.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Dergide Tevfik Sedat, Demirtaş, Gökalp, mahlasıyla önce  Turan ve Altın Destan şiirleri yayımlanan Ziya Gökalp, bugün bile  unutulmayan<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">&#8220;Vatan ne Türkiye&#8217;dir Türklere, ne  Türkistan,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Vatan büyük ve bir ülkedir:  Turan!&#8221;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Mısralarını kaleme alarak fikirleriyle ön plâna  çıkıyordu. Aynı zamanda İttihat ve Terakki Cemiyeti&#8217;nin genel merkez üyesi olan  Gökalp, Cemiyet merkezinin 1912 yılında İstanbul&#8217;a taşınmasıyla buraya gelmiş,  bu yıllarda İstanbul&#8217;da coşkun bir şekilde başlayan Türkçülük faaliyetlerine  aktif bir şekilde katılmıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">İstanbul&#8217;un işgaliyle Malta&#8217;ya sürülmüş, 1921&#8242;de Malta  esaretinden kurtularak Diyarbakır&#8217;a gelmiş ve Küçük Mecmua&#8217;yı çıkarmıştır. Bir  müddet sonra Ankara&#8217;ya dönerek Maarif Vekilliği telif ve tercüme encümeni reisi  olmuştur. Türk Töresi, Türkçülüğün Esasları ve Türk Medeniyeti Tarihi adlı  eserlerini bu dönemde kaleme almıştır. Bunların dışında Malta Mektupları adlı  eseriyle, Kızıl Elma, Yeni Hayat, Altun Işık gibi şiir kitapları vardır. Daha  sonra 25 Ekim 1924&#8242;teki vefatına kadar Diyarbakır milletvekilliği  yapmıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Türkçülüğe önce Turancılıkla başlayan Ziya Gökalp,  Türkçülüğün sosyolojik temellerini ortaya atan ilk şahsiyettir. Darülfünun&#8217;daki  ilk sosyoloji enstitüsünü de o kurmuştur. Ziya Gökalp&#8217; e göre &#8220;Türkçülük, Türk  milletini yükseltmek demektir. Millet, ne ırkî, ne kavmi, ne coğrafî, ne siyasî,  ne de idarî bir zümredir. Millet, lisanca, dince, ahlâkça ve edebiyatça  müşterek, aynı terbiyeyi almış fertlerden mürekkep bir harsî  zümredir.&#8221;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Ziya Gökalp&#8217;e göre Türkçülüğün üç büyük mefkûresi  (ülküsü) olmalıdır: &#8220;Bunların hakikate en uygun olanı Türkiyeciliktir. İkinci  mefkûre Oğuzculuk veya Türkmenciliktir. Çünkü kültür bakımından birleşmesi en  kolay olan Türkler, Oğuz Türkleri yani Türkmenlerdir. Nihayet üçüncü bir mefkûre  daha vardır ki, bu da istikbalde diğer Türklerin Oğuzlarla bütünleşeceği  Kızılelma&#8217;dır. Bu, bir hayal dahi olsa Türkçülük için kuvvet menbaıdır. O Turan  ki mazide bir hakikatti. Mete&#8217;ler, Göktürk hükümdarları bir zamanlar bütün  Türkleri birleştirmemişler miydi?&#8221;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Ziya Gökalp&#8217;in içtimaî mefkûresi, &#8220;Türk milletindenim,  İslam ümmetindenim, garp medeniyetindenim&#8221; cümlesiyle özetlenebilir. Gökalp&#8217;in  bu fikri terkibinin arkasında onun &#8220;hars&#8221; (kültür) ile &#8220;medeniyet&#8221; kavramlarına  atfettiği farklı anlamlar yatmaktadır. Buna göre, medeniyet Avrupa&#8217;dan  alınabilir, çünkü insanlığın ortak malıdır. Hars ise millîdir. Ziya Gökalp&#8217;in  milliyetçilik anlayışı şoven veya mutaassıp değildir. Gökalp&#8217;in kültürel  temeller üzerine oturttuğu millet ve milliyetçilik anlayışı kapsayıcı ve  gelişmeci bir muhtevaya sahiptir. Türk milletinin atlattığı badirenin toplum  içinde dayanışmayı ve iş birliğini zorunlu kıldığına inanmış ve bunu ülkeler  düzeyinde izah etmeye çalışmıştır. Gökalp, bu çerçevede millî devletin, millî  kültürün ve eğitimin önemine dikkat çekmiştir. Türkçülerin temel vazifesini,  millî kültürü öğrenmek ve korumak ile garp medeniyetini halka götürmek olarak  belirlemiş olması bu sebepledir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">1911 yılında Mehmet Emin (Yurdakul), Ahmet Hikmet  (Müftüoğlu), Ahmet Ağaoğlu, Hüseyinzade Ali, Dr. Âkil Muhtar ve Yusuf Akçuraoğlu  tarafından Türk Yurdu adlı bir cemiyet kurulmuş ve bu cemiyet aynı adla bir  dergi çıkarmıştır. Bu dergi daha sonra Askerî Tıbbiye talebeleri tarafından 1911  yılında kurulma kararı alınan 25 Mart 1912&#8242;de resmen kurulan Türk Ocakları  Derneği&#8217;nin resmî yayın organı olacaktır. Türk Ocağı&#8217;nın kurucuları Şair Mehmet  Emin, Ağaoğlu Ahmet, Dr. Fuat Sabit Beylerdir. Derneğin ilk başkanı Ahmet Ferit  (Tek)&#8217;tir. Daha sonra Hamdullah Suphi başkan, Yusuf Akçura ikinci başkan  olacaktır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Derneğin hars ve ilim heyetinde ise Halide Edip,  Hamdullah Suphi, Mehmet Emin, Ağaoğlu Ahmet, Ziya Gökalp, Mehmet Fuat,  Hüseyinzade Ali Bey gibi maruf ilim adamları bulunmaktaydı. Türk Ocağının  amaçlarının ifade edildiği temel kaynak nizamnameleridir. Ocak nizamnamesinin 2.  ve 3. maddelerine göre derneğin amacı ve faaliyetleri şöyle  belirtilmiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">&#8220;Cemiyetin maksadı, akvam-ı İslâmiye&#8217;nin bir rükn-i  mühimi olan Tüklerin millî terbiye ve ilmî, içtimaî, iktisadî seviyelerinin  terakki ve ilâsıyla Türk ırk ve dilinin kemaline çalışmaktır&#8230; Cemiyetin  maksadını elde etmek için Türk Ocağı adlı kulüpler açarak dersler, konferanslar,  müsamereler tertip, kitap ve risaleler neşr edecek mektepler açmaya  çalışacaktır.&#8221;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Türk Ocağı, dağılma aşamasındaki imparatorluğun içinde  Arapların Ahailü&#8217;l-Arabî, Kürtlerin Hivi, Arnavutların Başkum, Yahudilerin  Makabi, Ermenilerin Hınçak ve Taşnak gibi azınlık örgütlerinin bölücü  faaliyetlerinin yaygın olduğu bir zamanda kurulmasıyla millî birlik açısından  önemli bir rol oynamıştır. Türk Yurdu dergisi ise etrafında topladığı aydınlarla  Cumhuriyetin ilmî temelini ve kadrosunu oluşturmuştur. Nitekim Atatürk, yeni  kurulan Cumhuriyetin milletvekili ve bakanlarını bu aydın kadrodan seçmiştir.  Türk Ocağı ekibinden bir kısmının 1913 yılında Türk Bilgi Derneği adlı bir  dernek kurduklarını fakat derneğin, 1914 yılına kadar faaliyetini sürdürdüğünü  görmekteyiz. Bilgi adlı bir mecmua da çıkaran dernek Türkoloji Enstitüsü gibi  çalışmaktaydı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">1918&#8242;de imzalanan Mondros Mütarekesi sonucunda Osmanlı  Devleti&#8217;ni yok olmaya doğru sürükleyen gelişmeler, yalnız politikacıları ve  bürokratları değil aydınları da bir yol ayrımının eşiğine getirmiştir. Bu  problemlerin faturasının İttihatçı Talat, Enver ve Cemal Paşalara çıkarılması ve  bunların yurt dışına kaçmak zorunda kalmalarıyla İttihat ve Terakki kendini  resmen feshetmiştir. Bu dönem İzmir ve İstanbul başta olmak üzere Anadolu&#8217;nun  fiilen işgaliyle aynı zamana rastlamaktadır. Türk Ocaklılar İzmir&#8217;in işgaliyle  büyük mitingler tertipleyerek halkı uyandırmışlar, İstanbul&#8217;un işgaliyle  Anadolu&#8217;ya geçerek Müdafa-i Hukuk teşkilâtlarında çalışmışlar, İstanbul&#8217;dan  Anadolu&#8217;ya silâh kaçıran &#8220;Karakol&#8221; teşkilâtında fiilî rol oynamışlardır. Mustafa  Kemal ve arkadaşlarının çabaları daha önceden başlamış olan mahallî  teşkilâtlanmaları ve direnişleri birleştirerek tek merkez altında toparlanmak  üzere yoğunlaşmıştır. Bu büyük ölçüde başarıldıktan sonra millî mücadeleden  zaferle çıkmak mümkün olmuştur. Anadolu&#8217;daki bu hareket, batıda modernleşmeci ve  demokrat bir muhtevaya sahip olarak gelişen milliyetçiliğin bozularak  emperyalizme dönüşmesine karşı kalkınmacı ve bağımsızlıkçı bir milliyetçiliğin  gelişimini simgeliyordu. İçerde ise biraz da tarihî zorunluluk olarak millî bir  devletin inşasına yöneliniyordu. Milliyetçi/Türkçü aydınlar bu yeni durumun Türk  milletinin yaşama ve kalkınma azmini temsil ettiğine ve bunun da son tarihî  fırsat olduğuna inanarak yeni kurumların ve politikaların savunucuları  olmuşlardır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Buna bağlı olarak Cumhuriyetin kurucularının öncelikli  amacı yeni millî devlete ve bu devletin hedeflerine meşruiyet sağlayacak bir  ideolojinin yaratılması ve Osmanlının son döneminden itibaren gelişmeye başlayan  millî bilincin kökleştirilmesi olmuştur. Ziya Gökalp ile Yusuf Akçura&#8217;nın  öncülüğündeki Türkçü/Milliyetçi fikir akımı bu açıdan belli başlı esin  kaynaklarıydı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em><span style="font-size: 13pt">Cumhuriyet  Dönemi <o:p></o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">1920&#8242;lerin ikinci yarısında oluşmaya başlayan ve  1930&#8242;larda giderek netleşen &#8220;Kemalizm&#8221; batıcı lâik yönü ağır basan  entellektüellerin katkılarıyla yeni bir milliyetçilik ve modernleşme anlayışı  yaratmıştır. Nitekim 1931 ve 1935 CHP programlarıyla resmileşen milliyet  anlayışı, dil ve kültür birliği ile bir ülkü etrafında toplanmayı içeriyordu.  Milliyetçilik ise millî birliği sağlamayı ve yeni Cumhuriyeti korumayı temel  almaya başlamıştı. Biraz da konjektörün zorlamasıyla, bağımsızlığın ve  sınırların korunması hemen hemen tek nihaî hedef gibi görünüyordu. Türk  milliyetçiliğinin önemli bir parçası olan Anadolu dışındaki Türklerle  ilgilenmek, kültür birliğini ve dayanışmayı geliştirmek şeklindeki &#8220;Turan  idealleri&#8221; gözle görülmez olmuştu. Milliyetçilik anlayışının bir diğer önemli  parçası olan din olgusu için de aynı şey geçerliydi. Bunlara son olarak Osmanlı  devrinin yok sayılması da eklenmiştir. Bu program İsmet İnönü zamanında devlet  yönetimi içerisinde daha çok istihdam edilen eski Marksist ve hümanist kadrolar  tarafından geliştirilmiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bu düşünceler ve radikal kültürel reformlar gerek  Atatürk&#8217;ün bir kısım silah arkadaşları (Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Rauf  Orbay) gerekse Ziya Gökalp ve Sadri Maksudi Arsal gibi milliyetçi aydınlar  tarafından farklı bir siyasetle karşılanmış, bu durum &#8220;batıcı-milliyetçi&#8221; ve  &#8220;muhafazakâr-milliyetçi&#8221; gibi kavramlarla tanımlanabilecek bir yol ayrımına  sebep olmuştur. Neticede Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası&#8217;nın kurulması ve bu  fırkada Türk Ocaklarının yer alması Tek Parti iktidarınca hoş karşılanmayarak  Türk Ocakları 1931 yılında kapatılmış, bütün malları CHP&#8217;nin gençlik kolları  gibi çalışan Halkevleri&#8217;ne devredilmiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Türk Ocaklarının kurulmasından hemen sonra 1923 yılında  İstanbul Darüfünunu Talebe Cemiyeti kurulmuş, daha sonra bu dernek diğer talebe  birliklerinin katılımıyla Millî Türk Talebe Birliği (MTTB) adı altında  birleşmiştir. Birliğin başkanlığına Tahsin Bekir (Balta), sekreterliğine ise  İbrahim (Öktem) Bey getirilmiştir. MTTB, Tek Parti yönetimince kapatılana kadar  ve bilâhere Tevfik İleri zamanında tekrar açılınca öğrenci hareketlerinin büyük  bir kısmını sevk ve idare etmiştir. Dernek 1933 yılında bozkurtu kendine amblem  olarak seçmiştir. MTTB, &#8220;Vatandaş Türkçe Konuş/Yabancı Tramvay Şirketine  Boykot/Yerli Malı Kullanma Haftası/Türk Mezarlığına Saldıran Bulgaristan  Gençlerini Telin/Nazım Hikmet&#8217;e Af Kampanyasına Karşı Çıkma&#8221; gibi millî  hareketlerin hep içinde bulunmuştur. 1930 yıllarının başında Tek Parti  yönetiminin dışında kalan ve yukarıda belirttiğimiz resmî milliyetçilik anlayışı  yetersiz bulan, Turan idealini canlı tutmaya çalışan Nihal Atsız ve arkadaşları  Adsız Mecmua girişiminde bulunmuşlardır<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Atatürk&#8217;ün ölümünden sonra Tek Parti yönetiminin dış  politikası, bağımsızlık anlayışı ve millî kültür politikalarının değişmesi ve  devlet idaresinde sol bürokratların kadrolaşması tepkilere yol açmıştır. Bu  dönemdeki Marksist faaliyetlerin asıl hedefleri dışında ülke politikalarını  etkilemek ve yönlendirmek; milliyetçi fikir ve akımları karalayarak geriletmek  ve Türkiye&#8217;nin Sovyet Rusya ile ilişkilerini geliştirmesini teşvik etmek gibi  ara hedefleri vardı. Nitekim o dönemin Marksistleri bazen hümanizm, bazen  batıcılık ve ilimcilik adı altında birçok faaliyette bulunmuşlar, askeriyeye ve  eğitim camiasına sızarak kadrolaşmaya başlamışlardır. Hükûmette Millî Eğitim  Bakanı olan Hasan Ali Yücel&#8217;in de teşvikiyle başta Köy Enstitüsü olmak üzere  eğitim kurumlarında yuvalanmışlardır<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bu gelişmeler sonucunda Nihal Atsız, Orhun Dergisi&#8217;nde  ilki 1 Mart 1944, ikincisi 21 Mart 1944&#8242;te olmak üzere dönemin Başbakanı Şükrü  Saraçoğlu&#8217;na iki açık mektup göndermiştir. Atsız, ilk mektubunda tehlikeye  dikkat çekmiş, ikinci mektubunda ise, isim isim bazı komünistlerin faaliyetleri  üzerinde durmuştur. Orhun Dergisinde yayınlanan bu mektuplar yakın tarihimizde  1944 Milliyetçilik Olayları olarak bilinen süreci başlatmıştır.<span>  </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><span style="font-size: 13pt">1944  OLAYLARI<o:p></o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><span style="font-size: 15pt"><o:p> </o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><span style="font-size: 15pt"><o:p> </o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><strong><span style="font-size: 13pt">1944 Yılı  Türkçülük <o:p></o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><strong><span style="font-size: 13pt">Turancılık  Davası<o:p></o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt"><strong><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">1944 olayları Türk milliyetçilerinin, devletin  kurumlarında yerleşmeye başlayan Marksist -<span>   </span>Komünist zihniyete ve bu zihniyetin temsilcilerine göstermiş oldukları ve  Nihal Atsız Bey’in şahsında bayraklaşan tepkilerinin ifadesidir.1944 Olayları  sonucu Türk Milliyetçileri ağır baskı ve işkencelere maruz kalmış fakat Türk  Milliyetçiliği bu süreç sonrasında siyasî ve toplumsal alanda büyük ivme  kazanmıştır. Kısacası tarih yine tekerrür etmiş vatanseverler, vatansever  olmanın bedelini ağır ödemişler buna rağmen davalarını  yüceltmişlerdir,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Atsız mektuplarında;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">&#8220;Solculuk, gördüğü müsamaha ve kayıtsızlıktan  faydalanarak sinsi sinsi ilerliyor. Öğretim kurumlarında bu fikre saplanmış  hastalar görülüyor. Bu hastalık arasına gayri memnunları ve Türk olmayanları da  alarak büyüyor. Yalnız düşünce hâlinde kalmayarak hareket hâline geçiyor. Boy  boy dergileri çıkıyor. Bu dergilerde aynı teranelerle ahlâka, vatan ve şeref  duygusuna, millet hakikatine saldırıyor. Taassupla mücadele ediliyormuş gibi  gözükerek mukaddesatla eğleniliyor&#8230; Bu vatan düşmanı fikrin bazen devletçi,  bazen vatancı, bazen insancı, bazen ilimci kılıklarda Türk milletini  zehirlemesine niçin müsaade ediyorsunuz?&#8221;<span>    </span>gibi samimî fakat sert üslûplar kullanması iktidarı rahatsız etmiş,  sonucunda Sabahattin Ali, Atsız&#8217;ı mahkemeye vermiştir. İlk mahkeme 26 Nisan 1944  günü milliyetçi gençlerin aşırı izdihamından yapılamamış ve 3 Mayıs&#8217;a  ertelenmiştir. Bu süre zarfında milliyetçi gençler İstanbul ve Ankara&#8217;da  gösteriler yaparak Atsız&#8217;ı desteklemişler, nihayet mahkeme günü büyük bir  gösteri yapmışlardır. Bu Türkçülük adına yapılan ilk tepki ve gösteri  hareketiydi. Nitekim 3 Mayıs günü hâlâ Türkçüler/Milliyetçiler günü şekliyle  anılır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em><span style="font-size: 13pt">1944  Olaylarının Tarihi Süreci<o:p></o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Türkiye&#8217;de Cumhuriyetin ilânından sonraki ilk 25 yılda  Türk toplumu milliyetçiliği &#8220;din&#8221; ile birlikte benimsedi. Materyalist  milliyetçilik ise ufak bir aydın zümresi tarafından kabullenilmişti. Bu iki  milliyetçilik anlayışı zaman zaman birbiriyle çatışmış neticede bazı pratik  sonuçlar doğurmuştur. Her şeyden evvel çeşitli halk tabakalarının ortak kültürel  gayeler etrafında birleşmesi kolaylaştı. Bununla birlikte Millî dayanışma  duygusu meydana getirdi. Memleketin kültürel gelişmesine, millete gerçek  karakterine uygun bir yön verdi. Türklere milli bir gurur aşıladı. Ayrıca  1930&#8242;lu ve 1940&#8242;lı yıllara kadar, Türk milliyetçiliği sağa sola kaymayan,  başından sonuna kadar Kemalist çizgiye sadık kalan bir ideoloji görünümündeydi.  Bu dönemde siyasi mücadele tek parti yönetimiyle sınırlandırılırken resmi  milliyetçilik anlayışının dışındaki özellikle Pantürkist eğilimli muhalif  unsurlar sıkı bir takibata uğradı ve saf dışı bırakılmak  istendi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Türkiye&#8217;nin II. Dünya Savaşı&#8217;ndaki durumu stratejik  konumunun önemi dolayısıyla, gerek Müttefiklerin, gerek Mihverin Türkiye&#8217;yi  kendi yanlarında savaşa sokmak için harcadıkları çabaların ve Türkiye üzerinde  yaptıkları baskıların hikâyesinden başka bir şey değildir. Buna karşılık  Türkiye&#8217;nin politikası ise savaşın dışında kalmak ve ülkeyi savaşın  yıkıntılarından korumak olmuştur.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Almanya, Rusya üzerine saldırırken Türkiye&#8217;yi kendi  yanına çekmek için gerekli teşebbüs ve baskıyı yapmış, dış politikada her türlü  tedbiri almış bunla birlikte Türkiye&#8217;nin iç siyasetine müdahale etmek  istemiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Almanya I. Dünya Savaşı&#8217;nda Osmanlı Devleti&#8217;nin izlediği  veya izlemeye çalıştığı Turancı politikayı desteklediği gibi, II. Dünya  Savaşı&#8217;nda da Sovyetler Birliği&#8217;ne saldırısından sonra Türkiye&#8217;yi savaşta kendi  safına çekebilmek için Turancı akımları desteklemiştir. Bu şekilde Türk  hükümetini Almanya&#8217;nın yanında savaşa girmesi için harekete geçirmeye çalışmış  ve bu sayede Türkiye üzerinde baskı kurmak istemiştir. Alman ordularının II.  Dünya Savaşı&#8217;nın başında, Sovyetler Birliği topraklarında ilerledikleri sırada  Almanya&#8217;nın Türkiye Büyükelçisi Von Papen, Rusya&#8217;nın Türkçe konuşulan bölgeleri  hakkında bilgi edinmek, bu bölge halklarının desteğini sağlamak ve Türkiye&#8217;deki  Turancılık akımını Almanya yararına istismar etmek için bazı Turancı gruplarla  temasa geçti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Von Papen, Sovyetlerde yaşayan Türkler ile ilgili İsmet  İnönü ile de görüşmek istemiştir. Ancak İsmet İnönü&#8217;den aldığı cevap Türkiye&#8217;nin  o dönemle ilgili politikasını ana hatlarıyla ortaya koymaktadır. İsmet İnönü,  &#8220;Bu tür konularda ancak Sovyetler Birliği&#8217;nin yenilgisi gözle görülür şekilde  gerçekleştiği vakit görüşmenin mümkün olacağını&#8221;  belirtmiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Görüldüğü gibi Türk Hükümeti, resmi politikada ilke  olarak, Panturanist eğilimleri reddetmiş, ancak Kırım bölgesindeki ve  Kafkaslardaki Türk kökenli komşu halkların geleceği konusuna tamamen ilgisiz  kalmakta istememiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Türkiye&#8217;de Alman ordularının 1942 yılında Kafkaslara  doğru ilerlemesi sırasında Panturanist Alman propagandası artmış ve  yoğunlaşmıştı. Cumhuriyet, Tasvir ve Vakit gazeteleri Alman yanlısıydı. Fakat  daha sonraları bu gazeteler dava sırasında tamamen Türkçülük ve milliyetçilik  aleyhi bir tutum takınmışlardır. Dönemin etkin sayılabilecek gazetelerinin  tavırlarını bu derece anî ve kesin hatlarla değiştirmelerindeki en önemli sebebi  Millî Şef İnönü&#8217;nün basın üzerindeki tesirinin de güçlü olmasıyla izah etmek  mümkündür.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Almanya&#8217;nın iç ve dış politikayı bu şekilde  yönlendirmesi halkoyunda 3 Mayıs 1944 Davasının Nazi yanlısı, antisovyet ve  antikomünist hükümeti devirmeyi amaçlayan bir dava olarak algılanmasına yol  açacaktır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Türk hükümetlerinin Turancılığı aktif olarak  desteklemekten vazgeçmesi ve Sovyetlerin karşısında yer almaya başlaması üzerine  Almanya, Türkiye&#8217;de bu tür hareketleri kışkırtmaktan  vazgeçmiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">CHP yönetimi savaşın kaderinin değiştiği ve Alman  yenilgisinin başladığı 1943 yılına kadar, açık olmasa bile ses çıkarmayarak,  Alman yanlısı neşriyat ve hareketlere göz yummuştur. Antisovyet Türkçü yayın ve  etkinlikler ise tamamen İnönü yönetiminin savaş politikası amaçlarına uygun  olarak yakından izlenmiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">II. Dünya Savaşı&#8217;nın genel seyri içinde, Rus ordularının  Avrupa&#8217;da ilerlemeleri ile orantılı olarak Türkiye&#8217;de komünist faaliyetler  artmıştır. Ruslar galip geldikçe komünistler birer birer açığa çıkarak, Rusların  Polonya ve Balkanlardan sonra Türkiye&#8217;yi de işgal edeceği söylentisini  yaymışlardır. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Görüldüğü gibi II. Dünya Savaşı, gerek Almanya&#8217;nın  durumu gerekse Rusya&#8217;nın galibiyetlerine paralel olarak Türkiye&#8217;de dış  politikanın iç politikayı yönlendirmesiyle  neticelenmiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Rusya&#8217;nın II. Dünya Savaşı sırasında birtakım işgallere  giriştiği dönemde İsmet İnönü belki de Türkiye&#8217;nin işgal edilmesi endişesiyle  Sovyet yanlılarının faaliyetlerine göz yummuş ve bu dönemde komünist faaliyetler  başlamıştır. Türkiye Gizli Komünist Partisi Şefi olan Dr. Şefik Hüsnü&#8217;nün  Moskova&#8217;ya gönderdiği gizli raporda &#8220;1943 baharından 1944 baharına kadar olan  sene, harp devresinin en verimli ve hareketimizin kredisini azamî yükselten sene  oldu&#8221; demesi bu tür faaliyetler hakkında açıkça bilgi vermektedir. Yine Faris  Erkman&#8217;ın hazırladığı &#8220;En Büyük Tehlike&#8221; adlı broşürün neşri büyük yankılar  uyandırmıştır. Milliyetçiliğe, dış Türklere, milliyetçilere pervasızca saldıran  ve çok sayıda bastırılıp bedava dağıtılan bu broşür komünist neşriyat arasında  önemli bir yere sahiptir. Bu broşür TBMM&#8217;nin gündemine de girmiş, görüşmeler  sırasında Dışişleri Bakanı&#8217;nın şu konuşması CHP&#8217;deki değişikliğin belirtisi  kabul edilmiştir: &#8220;Bizim Türklüğümüz bu vatanın sınırları içine girmiş olan  Türklere ait ve münhasırdır&#8221; .<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">1939&#8242;da Ankara Üniversitesi DTCF&#8217;de açılan Felsefe  kürsüsüne Pertev Naili Boratav, Niyazi Berkes gibi belli fikri yapıda kimselerin  alınması Millî Eğitim Bakanlığı tarafından milliyetçi neşriyata karşı alınacak  tedbirlerin rapor hâlinde hazırlanması, sosyalist ve komünist &#8220;Yurt ve Dünya&#8221; ve  &#8220;Adımlar&#8221; mecmualarına Millî Eğitim Bakanlığı&#8217;nın abone olması, Millî Eğitim  Bakanı H. Ali Yücel zamanında Bakanlık tarafından basılan 496 klâsik eserin  içinde 63 Rus klasiğinin yer alması, buna karşılık bir tek Türk klâsiğinin yer  almaması, komünist bir derleme şiir kitabının bütün okullara tavsiye olunması bu  dönemin komünist faaliyetlerine örnek olarak  gösterilebilir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Yine Sabahattin Ali ve Nazım Hikmet&#8217;in himaye edilmesi  bu tür faaliyetlere Bir diğer örnektir. Tan gazetesi de dönemin komünist  basınının önde gelen gazetesidir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Cumhuriyet döneminde, Türkçülüğü ve Turancılığı  benimseyen ve bu doğrultuda yayın yapan en önemli dergi şüphesiz Hüseyin Nihal  Atsız&#8217;ın yönetiminde yayımlanan “Orkun” dur. İlk kez 1933 yılında yayın hayatına  başlayan Orkun, 1934&#8242;te kapatılmıştır. 1 Ekim 1943&#8242;te tekrar yayımlanmaya  başlanan dergi, 1 Nisan 1944&#8242;te tekrar kapatılmıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bu dönemin önde gelen Türkçü ve Turancı dergileri  arasında “Ergenekon”, “Bozkurt” ve “Gök Börü’nün” ayrı bir önemi vardır. Her üç  dergide fikri anlamda daima aynı çizgiyi devam ettirmiş ve her biri adeta  birbirinin devamı olarak çıkarılmıştır. Bu dergilerden Ergenekon 1938’de  kapatılmış arkasından Mayıs 1939’da Bozkurt yayımlanmaya başlamıştır. Mustafa  Kızılsu, İsmet Rasin, Nurullah Barıman, Sami Karayel ve Reha Oğuz Türkkan gibi  isimlerin gayretleriyle yayımlanan Bozkurt, ikinci sayısının Haziran 1939’da  çıkmasıyla kapatılmış, üçüncü sayısı ancak 1940 yılında yayımlanabilmiştir. Daha  sonra R.Oğuz Türkkan, Bozkurt dergisinden ayrılarak Kasım 1942’den itibaren Gök  Börü dergisini çıkarmaya başlamıştır. Gök Börü&#8217;de Abdulkadir İnan ve Zeki Velidî  Togan’ın da yazıları yer almıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Mayıs 1942 yılından itibaren Rıza Nur tarafından “Tanrı  dağı” adıyla çıkarılan derginin yazarları arasında Nejdet Sancar, Hüseyin Namık  Orkun, Ahmet Rasim Aras gibi önemli isimler yer almıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bu dergilerin yanı sıra Yusuf Ziya Ortaç ve Orhan Seyfi  Orhon’un, Ağustos 1941 yılından itibaren yayımladıkları “Çınaraltı”, Türk  birliğini kültürel anlamda savunan fikrî bir çizgide kalarak daha ılımlı ve  makul bir seyir takip etmiştir. Hüseyin Hüsnü Erkilet, Hüseyin Namık Orkun ve  Nejdet Sancar gibi aydınların yazılarının sıkça rastlandığı Çınaraltı dergisi  yayın hayatı Temmuz 1944 yılına kadar devam edebilmiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em><span style="font-size: 13pt">3 Mayıs 1944  Tarihli Gösteriler ve Dava <o:p></o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Tarihte 3 Mayıs olayları adıyla anılan olaylar Nihal  Atsız&#8217;ın, hakkında açılan dava için Ankara’ya geldiği sırada başlamıştır. Bu  tarihte gençlik komünizm aleyhine bir gösteri düzenler ve beraberinde Nihal  Atsız’a sevgilerini belirtirler. Mahkeme salonuna giremeyen gençler, Ulus  Meydanı’na doğru yürüyüşe geçmişler burada millî marşlar söylemiş ve komünizm  aleyhine sloganlar atmışlardır. Kafile Ulus Meydanı’ndan sonra Başbakan Şükrü  Saraçoğlu ile görüşmek istemişse de bunda başarılı olamamışlardır. Milliyetçi  gençlerin gösterileri hükümet tarafından şiddetle önlenmiştir. Bu gösterilerde  tutuklanan üniversiteli gençlerin sayısı 165 olarak tespit  edilmiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Ancak gençliğin bu masum hareketi devrin millî şefine  bir ihtilâl olarak intikal ettirilir. H. Ali Yücel, Nevzat Tandoğan ve F. Rıfkı  Atay üçlüsünün gayretleriyle ırkçılık ve Turancılık adı verilen milliyetçilik  düşmanı dava ortaya çıkarılmıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bu gösteriye kadar Türkiye’de yapılan bütün nümayişlerde  hep hükümet parmağı bulunmuştu. Turancılık davasının mağdurlarından Alparslan  Türkeş’in konuyla ilgili tespiti şu şekildedir; &#8220;Bunlar millî şef ve onun gözde  Millî Eğitim Bakanına nasıl gösteri yapabiliyorlardı? O zamana kadar millî şefin  müsaade etmediği hiçbir gösteri yapılmazdı. Demokrasi&#8230;. Hürriyet&#8230; Eşitlik&#8230;  Gençlik&#8230; Bütün bunlar Türkiye&#8217;nin 1944 iktidarında hep palavralardır. Halkın  alkışları, gençlikten çıkacak “yaşa” naraları kayıtsız şartsız İnönü’nün  tekelinde kalmalıdır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Esasında 3 Mayıs olayları, II. Dünya Savaşı&#8217;nın seyri  ile alâkalıdır ve dönemin hükümetinin Almanlara karşı üstünlük kuran Ruslara  Türkçüleri feda ederek bir siyasî rüşvet vermesi olayıdır. Türkiye Ruslara  karşı, yalnızlık içinde karşı koymaya çalışmaktadır. 3 Mayıs 1944 duruşması o  sırada tam aranılan fırsat olarak değerlendirilir. Türkçüler üzerinde şiddet  uygulanarak Ruslar bir şekilde memnun edilmeye çalışılır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">3 Mayıs&#8217;ta bir araya gelen ve gösteriler yapan gençler  birer birer tespit edilip toplanır ve tutuklanır. Millî şefin şahsî emriyle  saldıranlara zerre kadar merhamet tanımamışlardır. Milliyetçi gençler kıyasıya  dövülür. Nihal Atsız&#8217;da aynı gün duruşmadan çıktıktan sonra polis tarafından  gözaltına alınır. Alparslan Türkeş anılarında bu olayları şu şekilde  anlatmaktadır; <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">&#8220;3 Mayıs 1944 günü heyecanla sokağa fırlayan gençler  kıyasıya dövüldüler. Kafaları yarıldı, gözleri patlatıldı. Bazılarının kolları,  kaburgaları kırıldı&#8221; .<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Gösterilerin ardından tutuklanan onlarca gencin ailesi  yaklaşan 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı&#8217;ndan umutludur. Gençlik Bayramı&#8217;nda  bir yığın masum gencin, bayramı zindanlarda geçirmesine millî şefin gönlü razı  olmayacağını sananlar çoktur. Öyle umulur ki İnönü, 19 Mayıs&#8217;ın neşesini bozmak  istemeyerek ve bir emirle zindanların kapılarını açtıracak, manasız bir sebeple  tutuklanmış aydın gençleri hürriyete iade edecektir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em><span style="font-size: 13pt">19 Mayıs 1944  Nutku ve Sonrası <o:p></o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Millî Şef, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, gençleri ve  ailelerini sevindirmek şöyle dursun, bilakis Ankara Stadyumu&#8217;nda, 19 Mayıs günü  Gençlik ve Spor Bayramı nutkunda Irkçılık ve Turancılık iddiaları hakkındaki  görüşünü bütün açıklığı ile ortaya koyarak, milliyetçileri hayal kırıklığına  uğratan bir konuşma yapar. Millî şef, henüz tahkikat safhasında bulunan olay ile  Türkçüler ve milliyetçiler aleyhine çok ağır ithamlarda bulunur. Bu konuşmanın  tam metni şu şekildedir;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em><u><span style="font-size: 13pt">İsmet  İnönü’nün 19 Mayıs Nutku<o:p></o:p></span></u></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">“Türk milliyetçisiyiz, fakat memleketimizde ırkçılık  prensibinin düşmanıyız. Memleketimizde politika garezleri için uydurulan  ırkçılık önderlerinin çok acıklı faciaları hatıralarımızda canlıdır. l9l2  senelerinde Rumeli&#8217;de tutunmak için tırnaklarıyla kayalara yapışarak son  gayretlerini sarf eden Türk erlerine Arnavut Priştineli Hasan ve Derviş Hima ile  beraber arkadan hücum tertipleyenlerin Türk ırkçı politikacısı olduğu, Büyük  Millet Meclisinde ispat olunmuştur. &#8220;Politika icabı&#8221; diye tefsir etmekten en  ufak bir güçlük çekmeyen bu adamlar, sözlerine inanıp daha büyük bir felâkete  uğradığımız zaman gene &#8220;Politika İcabıdır&#8221; diyerek yeni bir fesat prensibi  yaratmakta geri kalmayacaklardır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Köy Enstitülerinde, her çeşit okullarımızda,  müesseselerimizde, ordumuzda müşterek vatanın ülkülerini Türk çocuklarına, eşit  adalet ve şefkat hisleriyle vermeye çalışıyoruz. Onları büyük cumhuriyet  potasında kaynatıp meydana Türk vatanseveri çıkarmaya uğraşıyoruz. Vatandaşlarım  emin olabilirler ki muvaffakiyetlerimiz esaslıdır ve gelecek zamanda daha göz  alıcı olacaktır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Türk milliyetçiliği içinde vatan çocuklarının temiz  ülkülü ve vatan fikirli olarak birbirine dayanan sağlam bir millet olması,  erişilmez ve yanlış bir hayal değildir. Bunun doğru bir fikir ve erişilir bir  hedef olduğunu, elle tutulur ve gözle görülür neticeleriyle tamamıyla alıyoruz.  Şimdi insaf ediniz. Türk vatandaşı yetiştirmek için bütün iyi şartları özünde  toplamış olan bu feyizli yolu bırakır da, ırkçıların milleti bin bir parçaya  ayıracak fesatlı ve nifaklı zehirlerine cemiyeti kaptırır  mıyız?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Turancılık fikri, yine son zamanların zararlı ve  hastalıklı gösterisidir. Bu bakımdan cumhuriyeti iyi anlamak lâzımdır. Millî  kurtuluş sona erdiği gün, yalnız Sovyetlerle dostluk ve bütün komşularımız eski  düşmanlıklarının bütün hatıralarını canlı olarak zihinlerinde tutuyorlardı.  Herkesin kafasında, biraz derman bulursak sergüzeşti, saldırıcı bir siyasete  kendimizi kaptıracağımız fikri yaşıyordu. Cumhuriyet kuvvetli bir medeniyet  yaşayışının şartlarından bir esaslısını, milletler ailesi içinde bir emniyet  havasının mevcut olmasında görmüştür. İmparatorluktan son zamanlarda ayrılmış  olan komşularıyla da iyi ve samimî komşuluk şartlarının temin edilmiş olmasını,  milletin saadeti için lüzumlu saymıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Görülüyor ki, millî politikamız memleket dışında  sergüzeşt aramak zihniyetinden tamamen uzaktır. Asıl mühim olan da bunun bir  zaruret politikası değil, bir anlayış ve bir inanış politikası olmasıdır. Ancak  bu inanışa vardıktan sonradır ki, etrafımızda bulunan milletleri daha yakından  tanımak imkânlarını bulduk. Nereden zarar gelir ve nereden zarar gelmez, bunu  ayırt etmek için zihinlerimizde ayarlı ölçüler hâsıl oldu. İçerde milletin hayrı  ve saadeti için çalışma ve dışarıya karşı milletin emniyet ve müdafaası için  lâzım olan tedbirler, salim ölçülerle gözümüzün önünde belirdi. Ve nihayet  asırlar ve asırlar süren köklü düşmanlıklar yerine, yirmi sene gibi kısa bir  müddette hürmet ve itimat duygularının uyanmasına imkân  verdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Turancılar, Türk milletini bütün komşularıyla onulmaz  bir surette derhâl düşman yapmak için birebir tılsımı bulmuşlardır. Bu kadar  şuursuz ve vicdansız fesatçıların tezvirlerine Türk milletinin mukadderatını  kaptırmamak için elbette Cumhuriyetin, bütün tedbirlerini kullanacağız.  Fesatçılar, genç çocukları ve saf vatandaşları aldatan fikirlerini millet  karşısında açıktan açığa münakaşa edemeyeceğimizi sanmışlardır. Aldanmışlardır  ve daha çok aldanacaklardır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Şimdi vatandaşlarımdan iki suale zihinlerinde cevap  bulmalarını isteyeceğim: Irkçılar ve Turancılar gizli tertipler ve teşkillere  başvurmuşlardır. Niçin? Kandaşları arasında gizli fesat tertipleriyle fikirleri  memlekette yürür mü? Hele doğudan, batıdan ülkeler gizli Turan cemiyetiyle zapt  olunur mu?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bunlar o şeylerdir ki, ancak devletin kanunları ve esas  teşkilatı ayakaltına alındıktan sonra başlanabilir. Şu hâlde yaldızlı fikirler  perdesi altında doğrudan doğruya Cumhuriyet&#8217;in, Büyük Millet Meclisinin  mevcudiyeti aleyhinde teşebbüsler karşısındayız. Tertipçiler, on yaşında  çocuklarımızdan bize kadar derece derece, perde perde hepimizi aldatmak  iddiasındadırlar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Vatandaşlarıma ikinci sualimi soruyorum: Dünya  olaylarının bugünkü durumunda Türkiye&#8217;nin ırkçı ve Turancı olması lâzım  geldiğini iddia edenler, hangi millete faydalı, kimlerin maksadına  yararlıdırlar? Türk milletine yalnız belâ ve felâket getirecek olan bu fikirleri  yürütmek isteyenlerin Türk milletine hiçbir hizmetleri olamayacağı muhakkaktır.  Bu hareketlerden yalnız yabancılar faydalanabilirler. Fesatçılar, yabancılara  bilerek mi hizmet ediyorlar? Yabancılar, fesatçıları idare edecek kadar yakından  münasebette midirler? Bunları hüküm olarak kestirmek bugün mümkün değildir. Ama  yabancıya hizmet kasti ve yabancının ilişiği hiçbir zaman meydana çıkmasa dahi  hareketlerin, Türk milletine, Türk vatanına zararlı olması ve bunlardan yalnız  yabancıların faydalanmış olması söz götürmez bir  hakikattir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Vatandaşlarım! Emin olabilirsiniz ki vatanımızı bu yeni  fesatlara karşı da kudretle müdafaa edeceğiz&#8230;.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">İsmet İnönü <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">19 Mayıs Nutku Alman cephesinde hızla ilerleyen Ruslara  karşı bir söz rüşveti olarak nitelendirilmiştir. Bu meşhur nutuktan sonra her  meslekten ve her sahadan kimseler, yıldırıcı, ezici ceberutlukla sanki  Türkiye&#8217;nin her yeri sıkıyönetim bölgesiymiş gibi, rasgele emrivakilerle, ceket  gömlek İstanbul&#8217;a sıkıyönetim komutanlığı emrine teslim edilmiştir. Özellikle 47  kişi hakkında rapor hazırlanır. 3 Mayıs dava dosyasının başında yer alan bu  kişiler 1 numaralı Sıkıyönetim mahkemesine gönderilir. Aslında bu kişilerin  hiçbir zaman kafatası ölçtüğü, kaç göbek soy sop aradığı  görülmemiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">İsmet İnönü&#8217;nün nutkundan sonra tutuklanan insanların  suçlandığı temel fikirleri şunlardır;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">* TBMM tayin suretiyle doldurulmuştur, hür seçim  yoktur.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">* Cumhuriyet lâfta kalmıştır, idare şekli  diktatörlüktür.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">* CHP istismar ve istibdatla memleketi idare etmektedir.  Halk sefalet içindedir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">* Suiistimal, sefahat, israf, rüşvet, soygunculuk  gittikçe gelişmektedir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">* Milliyetçilik ve Türkçülük hareketlerine tamamen  muhalif bir yola sapılmıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">* Türkiye&#8217;de İslâm düşmanlığı  ilerlemiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Türk milletinin istikbali tehlikeye düşmek  üzeredir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Görüldüğü gibi aslında bunlar çok partili hayatın hâkim  olduğu dönemlerde tabiî görülen fikirlerdir. Bu fikirlerin oluşması İnönü  devrinin dikta rejimi olup olmadığı sorusunu akıllara getirmiş, bu konuyu  tartışmaya açmıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bu davada Alparslan Türkeş ise &#8220;yalnız Türk soyundan  gelenler yaşamalıdır&#8221; biçimindeki sözlerinden dolayı  yargılanır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em><span style="font-size: 13pt">Basın ve  Turancılık Davası<o:p></o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">İsmet İnönü&#8217;nün 19 Mayıs Nutku&#8217;ndan sonra basın ve radyo  millî şefin ve iktidarının ithamlarına, sözlerine bin bir delil ve gerekçe  bulmak gibi bir vazifeden dolayı kendilerini sorumlu hissetmişlerdir. İsmet  İnönü&#8217;nün açıklamalarından sonra Milliyetçilik aleyhine yapılan neşriyat artmış,  Orhun dergisine abone olanlar, bu dergide bir tek yazıları çıkmış olanlar, Nihal  Atsız&#8217;a sokakta bir defa selâm vermiş olanlar dahi basının da etkisiyle  tutuklanmışlardır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Vatan gazetesi ve Ulus gazetesinde yazan F.Rıfkı Atay&#8217;ın  yazılarını esas alarak 3 Mayıs 1944 gösterisini Romanya&#8217;nın başına Millî  tarihlerinin en büyük felâketini getiren Gardistlere benzetmiş ve bu nümayişe  katılan gençlerin aslında aldatılmış olduklarını iddia etmiştir. Aynı gazete  daha sonraki günlerde Turancılık-Türkçülük fikriyle ilgili görüşlerini beyan  etmeye devam etmiş, kamuoyu oluşturmaya çalışmıştır. Gazete yine F. Rıfkı  Atay&#8217;ın yazısını esas alarak; &#8220;Türkiye&#8217;yi içinden dağıtıp tahrik etmek için  gökten bir belâ ısmarlansa ırkçılıktan beteri Türkiye&#8217;ye  inemez.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">İkinci bir belâ ısmarlansa İslam ittihatçılığı ham  hayalinin yerine Turancılık ütopyasını geçirmekten âlâsı bulunamaz tarzındaki  ifadelere yer vermiştir. Vakit gazetesinin başyazarı Asım Us da Türkçülük  fikrini ırkçılık olarak ele almış, bu fikrin nifak için üretildiğini ve hatta  yabancıların bu fikri ileri sürdüğünü iddia etmiştir. Yine aynı başyazar dönemin  Türkçülük fikirlerinin Atatürk ile bağdaşmadığını, Turancılık fikrinin ise  siyasî istiklâllerini kaybetmiş olan Türkler için manevi bir teselli  olabileceğini yazmıştır. Asım Us, 1944 Davası&#8217;nın gençliği uyandıracağını iddia  etmiş, millî şefin nutkuna da aynen katıldığını  belirtmiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Cumhuriyet gazetesi, Turancılık ile ilgili fikirlerini  Nadir Nadi&#8217;nin kaleminden, millî şefin nutkundan sonra ifade etmiş ve millî  şefin nutkunu &#8220;Türk vicdanının gür sesi&#8221; şeklinde yorumlamıştır. Ulus Gazetesi  ise hükümet yanlısı bir politika takip etmekteydi. Diğer gazeteler Ulus  gazetesinin güçlü kalemi F. Rıfkı Atay&#8217;ın yazılarından devamlı alıntı yapmıştır.  F. Rıfkı Atay ırkçılığı iç harp, Turancılığı dış harp kabul etmiş ve ırkçılığın  ve Turancılığın herhangi bir halka ile dışarıya bağlanan tarafını cinayet olarak  yorumlamıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span> </span>Ulus gazetesi  Türkçülük fikrine duyduğu tepkiyi Hasan Ali Yücel&#8217;in ağzından şu şekilde ifade  eder : &#8220;Bunlar, mekteplere kötü bir suyun delik bulup sızması nev&#8217;inden  sızmışlardır&#8230; Bunlar okul içine sokulmadığı gibi, memleket içine de sokmamak  zorunda olduğumuz mahzurlu fikirlerdir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Tanin gazetesi ırkçılık, Türkçülük, milliyetçilik  fikirlerini aynı potada değerlendirerek bu tür fikirleri savunanların aslında  gerçek amaçlarının bu olmadığını zira din ile ırkçılık fikirlerinin asla yan  yana gelmeyeceğini başyazarı H. Cahit Yalçın&#8217;ın kalemiyle ifade eder. Yine  Tanin&#8217;de H. Cahit Yalçın, Türkçülük fikrinin sadece çalışmakla geçerliliğinin  olacağını ifade etmiş, bir başka yazısında bu fikrin &#8220;Yurtta sulh, cihanda sulh&#8221;  prensibi ile uyuşmadığını iddia etmiştir. Hatta hedef gösterircesine Türk  gençliğini istismar edenler olarak Nihal Atsız, R Oğuz Türkkan, Z. Velidi Togan,  Hasan Cansever&#8217;in isimlerini açıklamıştır. H Cahid Yalçın, daha sonraki  yazılarında üslûbunu sertleştirerek Turancılık davasında Nazilerin rolünün  olduğunu ortaya atarak, Turancılığı &#8220;halis bir Nazi öksesi&#8221; olarak yorumlama  gafletinde dahi bulunmuştur.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em><span style="font-size: 13pt">Davanın  Gelişimi <o:p></o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">3 Mayıs tarihli gösterilerin ve 19 Mayıs Nutku&#8217;nun  ardından toplanan milliyetçilerin davası, İstanbul 1 numaralı Örfi İdare  mahkemesinde görüşülmeye başlanmıştır. Davada toplam 23 sanık  yargılanmıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">İstanbul Tophane Askeri Hapishane&#8217;sinde bulunan asker  sanıklar;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">* Dr. Yüzbaşı Hasan Ferit Cansever<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">* Dr. Üsteğmen Fethi Tevetoğlu<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">* Piyade Üsteğmen Alparslan Türkeş<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">* Piyade Teğmen Nurullah Barıman<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">* Topçu Asteğmen Zeki Özgür  (Sofuoğlu)<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">* Ulaştırma Asteğmen Fazıl  Hisarcıklı<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Aynı cezaevinde bulunan sivil  sanıklar;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">* Hüseyin Nihal Atsız Edebiyat  Öğretmeni<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">* Hüseyin Namık Orkun Tarih  Öğretmeni<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">* Nejdet Sancar Edebiyat Öğretmeni<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">* Saim Bayrak Temyiz Mahkemesi Evrak  Memuru<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">* İsmet Rasin Tümtürk İstanbul Belediyesi  Murakıbı<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">* Cihat Savaşfer Y.Mühendis Mektebi  Öğrencisi<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">* Muzaffer Eriş &#8221; &#8221; &#8220;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">* Fehiman Altan &#8221; &#8221; &#8220;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">* Yusuf Kadıgil Lise Öğrencisi<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">* Cebbar Şenel Adana Adliyesi&#8217;nde Hâkim  Adayı<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Sansaryan Han&#8217;da bulunan Emniyet Müdürlüğü hücrelerinde  bulunan sivil sanıklar;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">* Zeki Velidi Togan Türk Tarihi  Profesörü<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">* Orhan Şaik Gökyay Ankara Konservatuarı  Direktörü<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">* Hikmet Tanyu İçişleri Bakanlığında  Memur<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">* Reha Oğuz Türkkan İ.Ü. Doktora  Öğrencisi<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">* Hamza Sadi Özbek Aydın Maliye Tahsilât  Şefi<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">* Cemal Oğuz Öcal Gazi Eğitim Enstitüsü  Öğrencisi<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">* Said Bilgiç Ankara Adliyesi&#8217;nde Hâkim  Adayı<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Aynı davadan sanık olarak Mehmet Külâhlıoğlu ve Osman  Yüksel Serdengeçti de bir süre tutuklu kalmışlardır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">1944 Olayı sanıklarından Alparslan Türkeş, İsmet  Paşa&#8217;nın 19 Mayıs Nutku&#8217;ndan birkaç gün sonra görev yeri olan Erdek&#8217;te gözaltına  alınmıştı. Gözaltına alma sırasında bölük odası ve evi aranmış, daha sonra  İstanbul Merkez Komutanlığına götürülerek 13 Haziran 1944 günü Askerî Tutuk ve  Cezaevi&#8217;nin hücresine kapatılmıştır. Burada beş ay tutuklu kalan Türkeş,  rahatsızlığı sebebiyle Haydarpaşa Askerî Hastanesi&#8217;ne nakledildi ve bir ay  süreyle tedavi gördü. Daha sonra sıkıyönetim komutanlığının baskısıyla  hastaneden alınarak tekrar Tophane’deki hücresine konuldu. Hücreye döndükten  birkaç gün sonra Emniyet Müdürlüğü olarak kullanılan Sansaryan Han&#8217;a götürülerek  sorgulanmaya başlandı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Yakın tarihimize &#8220;Tabutluklar&#8221; adı ile geçen,  tavanlarında beş yüzer mumluk ampullerin yandığı işkence odalarına kapatıldı.  Dönemin Emniyet Müdürü Ahmet Demir ve Savcı Kazım Alöç tarafından Nihal Atsız  yazmış olduğu mektuplar yüzünden sorguya çekildi. Hükümeti devirmek amacıyla  ihtilâl hazırlığı yapmakla suçlandı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Suçlamaları kabul etmeyen Türkeş&#8217;in sorgulama  sırasındaki ifadeleri ibret vericidir. Türkeş anılarında konuyu şöyle izah  etmektedir; &#8220;Biz, milliyetçiyiz. Biz bütün Türklerin, dünyada yaşayan Türklerin  mutlu olmasını istiyoruz, esaretten kurtulmasını istiyoruz. Yani bu fikir, eğer  Turancılıksa; bu fikri taşıyoruz. Biz komünizme karşıyız. Komünizm ideolojisi,  beğenmediğimiz bir siyasî ve iktisadî görüştür. Biz milliyetçi yazılar yazmayı,  memlekete hizmet kabul ettik. Onun için, Orkun dergisine yazı gönderdim. Nihal  Atsız Bey&#8217;le zaman zaman memleket meseleleri üzerine mektuplaştık.&#8221;<span>  </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Alpaslan Türkeş, anılarında kendisine yapılan işkenceler  hususunda ise şunları söylemektedir; &#8220;Acımasızca parmaklarımdan birini  yakalayıp, tırnağımı çektiler. Aslında, ben o görevlilere acıyordum. Yönetim,  bizi faşistlikle suçluyor ama tüm faşizan yöntemleri kendileri kullanıyordu.  İçimden bu da geçer yahu, diyordum. Memurların gözü bir şey görmüyordu&#8221;  .<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Turancılık davası, 7 Eylül 1944 günü başladı. Duruşma  açıldığında, sıkıyönetim komutanlığının son tahkikat kararı, Savcı Kazım Alöç  tarafından okundu. Kararın başlangıcında yer alan &#8220;vatana ihanetleri sabit  olanlar&#8230;&#8221; ibaresi sanıkları daha yargılamadan suçlu ilân ediyordu. Esasında bu  üslûp, İsmet Paşa&#8217;nın 19 Mayıs Nutku&#8217;nun bir taklidinden başka bir şey  değildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Muhakeme sırasında Türkçüler kendilerine yapılan  işkencelerden bahsetmişler, faşizmi (ırkçılık) raşitizm (çocuk hastalığı) olarak  telâffuz eden savcı sanıkların ifadelerini mahkeme zabıtlarına geçirtmemiş,  itirazları yapanlar ya azarlanmış ya da dışarı atılmıştır. Türk ülkesinde, Türk  mahkemelerinde, suçları Türkçülük olanları cezalandırabilmek için çok değişik  oyunlar oynanmıştır. İşkence iddialarıyla ilgili olarak Savcı Kazım Alöç&#8217;ün şu  ifadeleri işkencelerin yapıldığını doğrular mahiyettedir : &#8220;Biz bunları  huzurunuza vatan hainleri, caniler ve katiller olarak getirdik. Bunları Pera  Palas Oteli&#8217;nde yatıracak değildik. Onlar müstahak oldukları muameleyi  görmüşlerdir. Elbette onlara her nevi zulüm yapılmış ve  yapılacaktır&#8221;.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Muhakeme sırasında Alparslan Türkeş ile Mahkeme başkanı  arasında cereyan &#8220;Türk Birliği&#8221; konusundaki tartışma sırasında Türkeş&#8217;in  geleceğe matuf şu ifade ve tespitleri oldukça dikkat çekicidir; &#8221; &#8230;meselâ,  1917&#8242;de olduğu gibi 1965&#8242;te veya 1990&#8242;da da Rusya&#8217;da bir ihtilal zuhur edebilir.  O zamana kadar Türkiye harb endüstrisi bakımından da, ilim ve irfan bakımından  da ilerlemiş bulunur ve Türkiye&#8217;nin de yardımı ile bu birliğe doğru  yürünebilir&#8230;&#8221;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">1 Nolu Sıkıyönetim Mahkemesinde, 7 Eylül 1944 ile 29  Mart 1945 tarihleri arasında 65 oturum devam eden yargılama sonunda  milliyetçiler muhtelif hapis ve sürgün cezalarına mahkûm olmuşlardır. Davada on  üç sanık beraat etti. On sanık ise on yıla kadar çeşitli hapis cezaları aldılar.  148. maddeye muhalefet ile yargılanan Alparslan Türkeş ise 9 ay 10 gün hapse  mahkûm olmuştur. Verilen bu karar temyiz edilmiş ve askerî temyiz mahkemesi bu  mahkûmiyet kararlarını esastan ve usulden bozarak 23 milliyetçinin telgraf ile  26 Ekim 1945 tarihinde tahliye edilmelerini sağlamıştır. Bilahare davaya 2 Nolu  Sıkıyönetim Mahkemesi&#8217;nde devam edilmiş ve neticede milliyetçilerin hepsi 31  Mart 1947 tarihinde beraat etmişlerdir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Okunması dört saat süren beraat kararında kanunî, fiilî  ve vicdanî unsurların geniş bir şekilde tahlile tâbi tutulduğu görülmektedir.  Kararda, o günlerde komünizm faaliyetlerinin artmaya başlaması, Sabahattin  Ali&#8217;nin Nihal Atsız aleyhine dava açması gibi sebeplerle heyecanlanan gençliğin  komünistlere karşı duyulan kin ve nefreti izhar etmek istediği anlatılıyor &#8220;Bu  nümayiş, millî bir ideolojinin millî olmayan bir ideolojiye karşı ifadesinden  ibarettir&#8221; deniliyordu. Ancak bu kararı veren Ali Fuat Erden, Tümgeneral Kemal  Alkan ve Tümgeneral İsmail Berkok hemen tayin  edilmişlerdir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">1944 yılı olayları ile ilgili olarak neticede şunlar  söylenebilir; Türkiye&#8217;de, Kemalist milliyetçilik anlayışından farklı bir  milliyetçilik anlayışının yeniden baş göstermeye başlaması 1930&#8242;lu yıllara  tesadüf eder. Bu yeni milliyetçilik anlayışı Türk ırkının tarihî sembollerine ve  kan birliğine önem vermektedir. Bu tarz bir anlayış, faaliyetlerinin ve  yayınlarının kısıtlı olmasına karşın daha açık ve şiddetli olarak 1939&#8242;da  gündeme getirilmiştir. Atatürk&#8217;ün vefatından sonra kuvvetlenen ve yön değiştiren  &#8220;tek parti&#8221;, &#8220;tek şef&#8221;, &#8220;tek millet&#8221; gibi kavramlar yeni bir anlayışa izin  verecek türde değildi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Dönemin başbakanı Şükrü Saraçoğlu&#8217;nun konuşmasıyla  başlayan olaylar zinciri, Nihal Atsız&#8217;ın mektuplarıyla devam etmiş, 3 Mayıs 1944  tarihli milliyetçilerin gösterisi ile sona ermiştir. İsmet İnönü&#8217;nün 19 Mayıs  Nutku ile yeni çehreye bürünen ve çok farklı, maksatlı bir bakış açısıyla  &#8220;Turancılık Davası&#8221;na dönüşen hadiseler Cumhuriyet dönemi Türk siyasî tarihinde  önemli bir nirengi noktası olmuştur. İsmet İnönü için olayların ilk ve önemli  ismi durumunda olan Atsız, davanın Türkçülüğü yıkmayıp güçlendirdiğini, ancak  İsmet İnönü&#8217;nün yıkıldığını söylemektedir. 3 Mayıs Nihal Atsız&#8217;a göre  &#8220;Türkçülüğün gafletten ayrılışı can düşmanlarını tanıdığı dost sandığı hainleri  ayırdığı&#8221;<span>  </span>gündür.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Nejdet Sancar&#8217;a göre &#8220;en hain düşman komünizme  dikilme&#8221;<span>  </span>günüdür.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bütün bu tepkiler ve yorumlar içinde ele aldığımız 1944  Türkçülük Davası aslında devlet politikası içinde incelenmelidir. Devletler,  politikaları gereği zaman zaman milliyetçi akımları el altında tutmuş,  desteklemiş ve hatta kullanmıştır. 1944 yılında bu tür bir davanın başlaması  Rusya&#8217;nın baskıları ile yakından alâkalıdır. Rusya karşısında tutunabilmek için  aradığı desteği bulamayan Türk hükümeti, Alman karşıtı olduğunu göstermek için  fırsat kollamıştır. Aranan bu fırsat Nihal Atsız&#8217;ın mektupları ile  yakalanmıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">19 Mayıs Nutku ile olayların büyümesine sebep olan İsmet  İnönü&#8217;nün asıl amacı bütün dünyanın dikkatini Türkçülerin ve Turancıların nasıl  ezildiklerine çekmek ve dış politikadaki çelişkili uygulamalarından dolayı  ortaya çıkan hatalarını örtbas etme gayretinden ibarettir. İnönü&#8217;nün 1944 olayı  karşısındaki tavrı ve sertliği ile Rusya&#8217;ya şirin görünebilme çabası  içerisindeyken Rus yetkililerinin Türkçülerin ve Turancıların yargılanmalarını  maskaraca bir oyun olarak görmeleri dönemin siyasî iktidarı adına büyük bir  gaftır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bu olay milliyetçilerin mağdur olmasıyla sonuçlanmış  ancak bu mağduriyet milliyetçilere darbe olmamış, bilakis güçlendirmiş ve Türk  milliyetçilerine &#8220;Kurtuluş Günü&#8221; adıyla bilinen, manası, prensipleri ve amacı  belirli bir ülkü hâline gelen kutlu bir gün  kazandırmıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">3 Mayıs&#8217;ın ilk yıl dönümü 1945 senesinde o sıralarda  Tophane&#8217;deki Askeri Cezaevinde tutuklu bulunan bir avuç Türkçü tarafından  örtüsüz bir masa etrafında yapılan bir toplantı ile anılmış, daha sonraki  yıllarda ise çeşitli törenlerle kutlanmıştır. 3 Mayıs&#8217;ın mağdurlarından  Alparslan Türkeş&#8217;te bu tarihin &#8220;Türkçüler Günü&#8221; adıyla kutlanmasını bizzat  sağlamış ve bu geleneği hayatı boyunca devam ettirmiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt"><strong><em><span style="font-size: 13pt">1944 Sonrası  Türk Milliyetçiliğinin <o:p></o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt"><strong><em><span style="font-size: 13pt">Gelişimi<o:p></o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Türk milliyetçileri teşkilâtlanmalarını dergileşmenin  yanı sıra dernekleşmeyle de sürdürmüşlerdir. Aralarında Şevket Akçalı, Faruk  Sükan, Turgut Atasoy, Faruk Kadri Timurtaş, Bekir Berk gibi gençlerin de  bulunduğu bir grup üniversite öğrencisi 1946 Nisanında &#8220;Türk Kültür Ocağı&#8221;&#8216;nı;  1946 Eylülünde Fethi Gemuhluoğlu, Osman Nedim Tuna, Celâl Sungur, İlhan  Darendelioğlu, Nuri Killigil gibi milliyetçilerin bulunduğu grup &#8220;Türk Kültür  Çalışmaları Derneği&#8221;ni; 1947 yılında Mehmet Emin Alpkan, Gökhan Evliyaoğlu,  Galip Erdem, Arslan Topçubaşı, Mehmet Metin Ören, Şadi Pehlivanoğlu, Necati  Tanrıkulu gibi bir kısım milliyetçi üniversiteli &#8220;Türk Gençlik Teşkilâtı&#8221;&#8216;nı  kurmuşlardır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bunlardan özellikle Türk Gençlik Teşkilâtı diğer  dernekleri pasif bularak, komünist faaliyetlere set koymaya çalışmıştır. &#8220;Tanrı  Türkü Korusun&#8221; sloganını ilk defa yayan bu teşkilât Tanrıdağ diye bir dergi de  çıkartmış ve çok hizlı bir şeklide teşkilâtlanmıştır. 1949 yılında Türk Ocakları  tekrar faaliyete geçmiş fakat eski fikirlerine göre daha ılımlı bir tablo ortaya  koymuştur. 1946 yılında MTTB tekrar faaliyete geçmiştir. Ayrı ayrı dernek ve  teşkilâtlarda da olsalar Türk milliyetçileri Nazım Hikmet&#8217;e Af Kampanyası,  &#8220;Kıbrıs Olayları&#8221;, &#8220;Çiçek Palas Olayları&#8221; gibi hadiselerde hep müşterek ve ortak  tavır koymuşlardır. Türk milliyetçileri arasında dağınıklıktan şikâyet etmek,  birlikte hareket etmek ve birleşmenin gerekliliği yüksek sesle tartışılmaya  başlayınca Türk Kültür Ocağı, Türk Gençlik Teşkilâtı, Türk Kültür Çalışmaları  Derneği, Türk Kültür Derneği, Kayseri Türk Kültür Birliği ve Genç Türkler  Cemiyeti müşterek hareket etme noktasında 1950 Nisanında bir araya gelerek  Milliyetçiler Federasyonu&#8217;nu kurmuşlardır. Federasyon bir yıllık geçiş ve  hazırlık döneminden sonra 1951 Nisanındaki Büyük Kongrede oy birliğiyle birleşme  kararı alarak adını da Türk Milliyetçiler Derneği olarak değiştirmiştir. Türk  Milliyetçiler Derneği çok teferruatlı bir program hazırlayarak hareketinin adını  Türk Milliyetçiliği olarak belirlemiştir. Türk Milliyetçiler Derneğinin  milliyetçilik tanımı ve önemi şu şekildedir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">&#8220;Milliyetçilik, Türk vatan ve milletinin selâmeti,  yükselişi ve payidar olması için her Türk&#8217;ün tabiî olarak benimseyeceği, millî  bir mefkûre olarak kabul edeceği bir vasıta olduğu cihetle, Dernek çalışmaları  evvel emirde milliyetçilik potası içinde yoğrulmuş Türk gençliğini çoğaltmak  gayesine matuf olacaktır.&#8221;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Türk Milliyetçiler Derneği çok hızlı bir şeklide  teşkilâtlanmasını tamamlayarak şube sayısını bir yılda 60&#8242;a ulaştırmıştır.  Derneğin halkın teveccühünü kazanması ve telkin faaliyetlerde bulunması hem  solcuları, hem DP&#8217;lileri ürkütmüş Adnan Menderes, 17.1.1953 tarihinde Antep&#8217;te  yaptığı konuşmada tıpkı İnönü&#8217;nün yaptığı gibi milliyetçilik faaliyetlerini yarı  gizli ve ayırımcılık güden 1944&#8242;te kapatılmış ırkçı birliğin devamı faaliyetler  olarak nitelemiştir. Bunun sonrasında savcılık harekete geçerek derneği  22.1.1953 günü kapatmış, mallarına da el koymuştur. Hatta derneğin Genel Başkanı  DP Isparta milletvekili Sadettin Bilgiç ve Tahsil Tola partiden ihraç istemiyle  Haysiyet Divanına verilmişlerdir. Derneğin kapanmasından sonra aralarında Ferruh  Bozbeyli, Hüsnü Demirkıran, Cemal Külâhlı, Orhan Okay, Celâl Erçıkan&#8217;ın  bulunduğu milliyetçi öğrenciler Milliyetçiler Derneği&#8217;ni kurmuşlardır. Dernek  fiilen 1953 yılında, resmen 1954 yılında faaliyete geçmiş; çalışmalarını daha  çok seminer, konferans ve yayın neşretme yolunda sürdürmüştür. 7 Aralık 1956  yılında da Altan Deliorman, Demir Arslan, Ekrem Marakoğlu gibi şahsiyetler  tarafından İstanbul&#8217;da Türkiye Komünizmle Mücadele Derneği kurulmuştur. Derneğin  gayesi;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">&#8220;Millî bünyemizi meydana getiren ve kuvvetlendiren,  millet olarak yaşamamızı sağlayan unsurları takviye ederek komünizmle fikir  yoluyla mücadele etmek ve bu gayeye ulaşabilmek için tarihe, vatana ve Allah&#8217;a  bağlılığı kökleştirmektir.&#8221;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bu dernekler 1960 İhtilâli&#8217;ne kadar Kıbrıs ve Irak  Türklerine yapılan baskılara ortak tepki göstermişler, siyasî faaliyetlere fazla  katılmamışlardır. Siyasî plânda ise DP &#8216;den ayrılmak zorunda kalan bazı  milliyetçi politikacıların 1952 yılında Remzi Oğuz Arık&#8217;ın başkanlığında Türkiye  Köylü Partisi&#8217;ni kurdukları görülmektedir. Parti daha sonra Cumhuriyetçi Millet  Partisi ile birleşerek Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi&#8217;ni(CKMP) meydana  getirmiştir. 1960 İhtilâli&#8217;nden sonra teşekkül ettirilen Millî Birlik  Komitesi&#8217;nin üyelerinin bir kısmı 1944 Olaylarında ismi ön plâna çıkan Alparslan  Türkeş&#8217;in liderliğinde &#8220;Milliyetçi-Türkçü eğilimleri, bir kısmı da batıcı ve sol  eğilimleri temsil ediyorlardı. Komite, fikirlerin uygulama alanında ayrıntıya  indikçe farklılıklar çoğalmaya başlamış; CHP&#8217;nin de desteğiyle çoğunluğu  oluşturan grup, 14&#8242;ler olarak anılan Türkeş&#8217;in liderliğindeki grubu  13.11.1960&#8242;ta tasfiye ederek, yurt dışında değişik görevlere göndermiştir. Düşük  bir oyla kabul edilen 1961 Anayasası&#8217;nın getirdiği serbestlik ortamından  faydalanan sol grup ve örgütler faaliyetlerini arttırırken siyasî alanda ise  CHP, 1961 seçimlerinde istediğini bulamamıştır. CKMP milletvekili sayısını  arttırmasına rağmen siyasî ağırlığını giderek kaybetmiş, 1962&#8242;de Osman Bölükbaşı  ve arkadaşlarının da ayrılmasıyla iyice zayıflamıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">DP&#8217;nin devamı olarak görünen Adalet Partisi&#8217;nde ise  milliyetçi muhafazakâr kanadın lideri Sadettin Bilgiç başkanlık yarışını  kaybetmiş ayrıca Türk Ocakları genel başkanlığı yapmış bulunan Prof. Dr. Osman  Turan, AP içindeki mücadelede yenik düşmüştür. Bu siyasî ortam içinde Türkeş ve  arkadaşları 23.2.1963 tarihinde yurda dönmüştür.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Alparslan Türkeş, Mayıs 1963&#8242;teki Talat Aydemir&#8217;in darbe  girişimine karıştığı iddiasıyla tutuklanmış fakat beraat etmiştir. Türkeş ve  arkadaşları Türk Ocaklarında konferanslar vermişler Türkiye Huzur ve Yükseltme  Derneği adlı bir derneğin kurulmasını kararlaştırmışlar. 22–23 Şubat tarihinde  toplanan CKMP Kongresinde bu partiye katılmışlardır. Partiye katılan diğer  isimler arasında Muzaffer Özdağ, Dündar Taşer, Mustafa Kaplan, Ahmet Er, Numan  Esin, Rıfat Baykal gibi 14&#8242;lerin tanınmış simaları bulunmaktaydı. Türkeş, bu  partide genel müfettiş sıfatıyla görev almış bu sayede teşkilâtlarla da sıkı  ilişki kurmuş nihayet 1 Ağustos 1965&#8242;te yapılan genel kurulda partinin genel  başkanı seçilmiştir. Türkeş ve arkadaşları program meselesine büyük bir önem  vermişler ve 257 maddelik bir programla ortaya çıkmışlardır. Parti 1967&#8242;ye kadar  61 il ve 435 ilçede teşkilâtlanmış ayrıca 1967&#8242;deki kongrede 9 Işık olarak  tanımlanan yeni bir doktrini Türk milliyetçililerine sunmuştur. Parti, 8–9 Şubat  1969 tarihinde Adana&#8217;da toplanan genel kurulunda adını Milliyetçi Hareket  Partisi (MHP) amblemini de üç hilâl olarak belirlemiş, gençlik kolları için de  hilâl içindeki kurt amblemi benimsenmiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">MHP, bu tarihten itibaren o zamana kadar ağırlıklı  olarak fikrî ve kültürel faaliyetler şeklinde devam ede gelen milliyetçi  hareketin temel değerlerinin ve amaçlarının siyasî hayatta aktif bir şekilde  savunulması rolünün üstlenmiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">MHP&#8217;nin ideolojisinin iki sacayağı vardır. Bunlardan  birincisi daha önce Ziya Gökalp tarafından &#8220;Türkleşmek, İslâmlaşmak,  Muasırlaşmak&#8221; şeklinde formüle edilen Türk milletinin kültürel ve millî  değerlerini koruma ülküsünün Türk-İslâm Ülküsü etrafında sembolize edilmesidir.  Böylece MHP, dinin toplum içindeki önemini belirterek bu sentezi Ziya Gökalp’tan  sonra teori alanından eylem plânı içine aktarmıştır. Partinin ikinci sacayağını  ise, sosyal, siyasî ve ekonomik yapıya ve problemlere ait bakış açısını  belirleyen 9 temel prensipten müteşekkil &#8220;Millî Doktrin–9 Işık&#8221; oluşturur. 9  Işık&#8217;ın umdeleri şunlardır; 1)Milliyetçilik, 2)Ülkücülük, 3)Ahlâkçılık,  4)İlimcilik, 5)Toplumculuk, 6)Köycülük, 7)Hürriyetçilik ve Şahsiyetçilik,  8)Gelişmecilik, 9)Endüstricilik ve Teknikçilik<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Birbirine yakın gibi görünen ilk üç madde şöyle  özetlenebilir. Milliyetçilik, Türk milletine bağlılık, sevgi ve Türkiye  Devletine sadakat ve hizmettir. Ülkücülük ise, Türk milletini en ileri, en  medenî ve en kuvvetli varlık hâline getirme ülküsü ve gayretidir. Yani,  ülkücülük milliyetçiliğin aksiyoner bir şekli ve bir tavır alışlar bütünüdür.  Ahlâkçılık ise, Türk milletinin ruhuna, geleneklerine uygun ve yüksek varlığını  korumayı ve geliştirmeyi amaçlar. MHP&#8217;nin temel kavramları içinde &#8220;Millî  Devlet-Güçlü İktidar&#8221; kavramı önemlidir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Millî devlet, tek millet-tek devlet&#8217;in yanı sıra  bağımsızlığı konusunda olabildikçe hassas, milletin çıkarlarını en iyi temsil  eden ve devletlerarası camianın onurlu bir üyesi olmayı hedef seçen ve bunu  becerebilen devlettir. Güçlü iktidar ise, kuvvetli-adil ve hızlı bir icrayı  belirtir. Tek Meclis-Tek Başkanlık sistemi ise devlet başkanının halk tarafından  seçilmesini ve yürütmenin tek başlı olmasını sağlayacağı için bugün bile tercih  edilmektedir. MHP&#8217;nin ortaya attığı &#8220;Tarım Kentleri&#8221;, &#8220;Millet Sektörü&#8221; gibi  kavramlar birleşince ortaya &#8220;Milliyetçi Demokratik Devlet&#8221; çıkmaktadır. Bu  devlet, milletin bütün fert ve sosyal dilimlerinin yükselmesi, ekonomik ve moral  açıdan kalkınması amacını taşır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Burada üzerinde durulması gereken önemli bir husus da bu  fikirleri benimseyen gençlerin üniversitelerde kurdukları daha sonra  dernekleşen, öncelikle fikrî ve kültürel çalışmalar yapan Genç Ülkücüler  Teşkilâtı ve Ülkü Ocaklarıdır. Fakat komünistlerin 1968&#8242;den itibaren  üniversitelerde gittikçe artan, baskıyla bağlantılı siyasî faaliyetleri ve  ülkücü gençleri okullara sokmama gayretleri ülkücüleri nefs-i müdafaa konumuna  düşürmüştür. &#8220;Vatanım! Uğruna Ha Ekmek Yemişim Ha Kurşun&#8221; diyebilecek bir  seviyede millet ve vatan sevgisiyle dolu bu gençler 12 Eylül öncesi  komünistlerin kurtarılmış okullar/bölgeler stratejisine set çekmek uğrunda başta  bayraklaşan; Ruhi Kılıçkıran, Dursun Önkuzu ve Süleyman Özmen olmak üzere &#8220;Bir  gül bahçesine girercesine&#8221; beş bine yakın şehit  vermişlerdir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Ülkü Ocakları ve bu kurumun mensubu Ülkücüler bugün bile  hayret uyandıran bir şekilde Türkiye&#8217;de neredeyse köy bazında teşkilâtlanarak  milliyetçi-mukaddesatçı gençliğin tek adresi olmuşlardır. Bugün ülkücülerin iade  edilmeyen bir hakları da komünistlerin üniversitelerde yuvalanmalarına set  çekmeleri ve karşılarında gördükleri ülkücü tepki sonucunda komünistlerin bir  ihtilale teşebbüs edememeleridir. Ülkücüler üniversite öncesi gençliğe dönük  olarak da Büyük Ülkü Derneği&#8217;ni kurmuşlardır. Ülkü Ocakları Derneği, zaman zaman  bilhassa CHP&#8217;nin iktidar olduğu dönemlerde faaliyetlerini Ülkücü Gençlik  Derneği, Ülkü Yolu Derneği gibi adlarla sürdürmek zorunda  kalmıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">12 Eylül 1980&#8242;deki ihtilâlin neticesinde Millî Güvenlik  Kurulu, bir çoğu C–5 adıyla anılan işkence hanelerde alınan ifadelerle açılan  ferdî suçlarla ilgili davalara MHP ve ülkücü kuruluşların yöneticileri de dahil  edilerek &#8220;MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası&#8221; adı altında bir dava açmış, fakat  idarecilerin tamamı beraat etmiştir. Hareketin lideri dört yıl altı ay tutuklu  kalmıştır. Alparslan Türkeş savunmasında iddianameyi yalan ve iftira dolu  bularak ülkücülerin yaptıkları konusunda şunları  söylemiştir;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">&#8220;Türkiye&#8217;nin maruz kaldığı ideolojik nitelikteki ve  gayrinizamî harp metotları ile yürütülen en büyük hıyanet saldırısı karşısında,  dün Türkiye Cumhuriyeti Devleti&#8217;nin bağımsızlığını, ülkesi ve milletiyle  bölünmezliğini, insan haysiyetine uygun yegâne rejim olan hukukun üstünlüğüne  dayalı hür demokratik rejimi savunma yolunda her gün bir kaç arkadaşımızı Hakkın  rahmetine tevdi ederek, şehit vererek, meşruiyetten kıl payı ayrılmaksızın  siyasî bir mücadele verdik&#8221;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">12 Eylül hareketi en çok MHP&#8217;ye zarar vermiş, ülkücüler  haksız suçlamalarla, en ağır işkencelere maruz kalmışlardır. Ayrıca 12 Eylül  Anayasası, daha önceki milliyetçilik ilkesini &#8220;Atatürk Milliyetçiliği&#8221; şekline  dönüştürerek MHP&#8217;nin temsil ettiği milliyetçilik anlayışının meşruiyet zeminini  yok etmeye çalışmıştır. 12 Eylül darbesi sonucunda dışarıda kalan bir grup  milliyetçi 7 Temmuz 1983 tarihinde Muhafazakâr Parti(MP)&#8217;yi kurmuş, fakat seçim  öncesi Millî Güvenlik Konseyi tarafından iki ayrı veto yiyen parti ve  yöneticileri seçime katılamamışlardır. MP&#8217;nin 30 Kasım 1985 tarihinde yapılan  büyük kongresinde genel başkanlığa Ali Koç getirilmiş ve partinin adı Milliyetçi  Çalışma Partisi (MÇP) olarak değiştirilmiştir. 1987 yılında Ali Koç&#8217;un istifası  üzerine Abdülkerim Doğru genel başkanlığa seçilmiştir. 6 Eylül 1987 tarihinde  yapılan referandum sonucunda siyasî yasakların son bulmasıyla Alparslan Türkeş,  MÇP&#8217;ye girmiş ve 4 Ekim 1987 tarihindeki Olağanüstü Kongre&#8217;de yeniden genel  başkan seçilmiştir. 20 Ekim 1991 Genel Seçimlerinde ülke barajı sebebiyle MÇP,  Refah Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisi&#8217;yle bir seçim ittifakı yapmış,  bunun sonucunda barajı aşarak parlamentoya 19 milletvekili sokabilmiştir. Fakat  1992 Temmuzunda başını Sivas milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu&#8217;nun çektiği altı  milletvekili MÇP&#8217;den ayrılarak Büyük Birlik Partisi (BBP)&#8217;ni kurmuşlardır. BBP,  başlangıçta büyük hedefler göstermesine rağmen sonraları ideolojik arayış ve  varlığını ispatlama gayretine düşmüştür.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">MHP&#8217;nin yeniden açılması tartışmaları devam ederken 27  Aralık 1992 günü toplanan MHP&#8217;nin son kurultay delegeleri Partinin feshine,  isminin ve ambleminin de MÇP tarafından kullanılabileceğine karar vermiştir. Bu  gelişme üzerine, 24 Ocak 1993 günü toplanan MÇP 4.Olağanüstü Kongresi, MÇP&#8217;nin  isminin MHP olarak değiştirilmesine ve amblem olarak da üç hilâlin kabulüne  karar vermiştir. Böylece MHP, Türk siyasî hayatında yeniden doğmuştur. 27 Mart  1994 mahallî seçimlerinde %7,9 oy oranıyla 118 belediye başkanlığı kazanan MHP,  ne yazık ki aynı başarıyı 1996 Genel Seçimlerinde gösteremeyerek parlâmentoya  girememiştir. Fakat MHP ve Lideri Alparslan Türkeş her zaman siyasetin  merkezinde olmuşlardır. Ülkücülerin gözünde Türklerin Başbuğu olan Alparslan  Türkeş&#8217;in 4 Nisan 1997 günü vefat etmesiyle MHP uzun süren bir kongreler  dönemine girmiş, neticede Dr. Devlet Bahçeli genel başkanlığa  seçilmiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">MHP, 18 Nisan 1999 milletvekili seçimlerinde %18 oy  alarak tarihinin en büyük başarısını elde etmiştir. Demokrasi tarihimizin en  kritik seçimlerinden biri olan bu seçimlerde Türk milleti MHP&#8217;ye büyük bir  teveccüh göstermiş ve MHP Türkiye&#8217;nin her bölgesinden, her köşesinden oy alıp  milletvekili çıkaran en yaygın parti olmuştur. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Seçimlerden güçlü çıkan bir siyasî partinin iktidarın  dışında düşünülmesinin her şeyden önce milletin tercihine saygısızlıkla aynı  anlama geleceği kabul edilmiştir. MHP, bunun için iktidara gelmek konusunda  tamamen milletin yolunu takip etmiş ve onun isteğini dikkate alarak DSP ve ANAP  ile koalisyon kurarak zor şartlar altında iktidar sorumluluğunu paylaşmayı  tercih etmiştir. MHP 12 Bakanlık alarak ikinci büyük koalisyon ortağı olmuş ve  Türkiye&#8217;nin geleceğinin şekillendiği bir dönemde millî hassasiyetlerin iktidarda  temsilini mümkün kılmıştır. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">İktidara geldikten sonra 5 Kasım 2000 tarihinde 6.  Olağan Büyük Kongresi yapılmış ve bu kongre hem organizasyonuyla, hem de  mesajlarıyla Türk siyasî hayatında bir dönüm noktası olmuştur. Kongre&#8217;de belli  başlı kritik sorunlar ele alınmış ve yeni ufuklara uzanmanın önemi ve  gerekliliği vurgulanarak Türk milletinin geleceği adına &#8220;yeni yüzyılla sözleşme&#8221;  yapılmıştır. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">MHP&#8217;nin bu iddiası, ülkemizin ve dünyanın geldiği  bugünkü noktanın çok yönlü bir muhasebesini yaparak, milletimizin ilgisini  yeniçağın dinamiklerine ve insanlığın ortak geleceğine yöneltme düşünce ve  çabasını yansıtmaktadır. Ayrıca bu görüşler doğrultusunda yenilenen parti  programı ve parti tüzüğü oybirliğiyle kabul edilmiştir. Aynı Kongre&#8217;de Devlet  Bahçeli delegelerin oylarının tamamını alarak Genel Başkan seçilmiştir.  <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Dr. Devlet Bahçeli daha sonra 12 – 10 – 2003 Yılında  yapılan 7. Olağan Büyük Kongrede de oyların çoğunluğunu alarak yeniden Genel  Başkanlığa seçilmiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><o:p> </o:p></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><o:p> </o:p></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><o:p> </o:p></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><span style="font-size: 13pt">TÜRK SİYASİ  HAYATINDA TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ<o:p></o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><em><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">&#8220;Düşünceye,  ülküye, ideale dayanmayan aksiyon, beyinsiz hareket, dümensiz gemi gibidir&#8230;  Türk milliyetçiliği yolu Ziya Gökalp Bey&#8217;den kuvvetini alan bir yoldur. Elbet  yaşadığımız günler yeni şartlar getirmiştir. Bu yeni şartlara göre prensiplerde  bir takım tadiller yapılacaktır. Ama ana temel değişmemiştir. Türkleşmek,  İslâmlaşmak, Muasırlaşmak bu gün de değerini muhafaza eden temellerdir&#8221;.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Alparslan  Türkeş(Devlet, 4 Kasım 1974)</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span> </span>1945 yılından itibaren başlayan çok partili  hayata geçişte, Türkiye&#8217;de çeşitli partiler kurulmuş, parlâmenter rejimin  benimsenmesi ve tatbiki hususunda önemli sayılabilecek mesafeler alınmaya  başlanmıştı. Bu süreçte daha sonra ortaya çıkan partiler arasında Milliyetçi  Hareket Partisi (MHP)&#8217;nin ayrı bir yeri ve önemi vardır. Bilindiği gibi MHP,  daha önce kurulmuş olan Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi&#8217;nde (CKMP) 1964  tarihinde başlayan yapısal değişikliklerin bir neticesi olarak ortaya çıkmıştır.  1964 yılında Alparslan Türkeş&#8217;in bu partiye girişiyle başlayan gelişmeye yönelik  değişimler 1969 yılında MHP&#8217;nin doğuşunu zorunlu hâle getirmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">MHP&#8217;nin  siyasî seyrini ele almadan önce, öncelikle CKMP&#8217;nin tarihini ve partileşme  sürecini izah etmek konunun anlaşılması bakımından daha faydalı olacaktır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><o:p> </o:p></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong>MİLLET PARTİSİ<span>        </span><o:p></o:p></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">DP&#8217;nin ilk  büyük kurultayı, birinci kuruluş yıldönümüne rastlayan 7 Ocak 1947&#8242;de toplandı.  Kurultay sonunda bir karar sureti niteliğinde olan &#8220;Hürriyet Misakı&#8221; kabul  edildi. Ancak bu misak, iktidar ve basının tekrar muhalefete saldırmasına vesile  oldu. İktidar &#8211; muhalefet ilişkileri gerginleşti. 7 Hazirandan itibaren Bayar  ile İnönü arasındaki iyi diyaloglara rağmen, hükümetin başkanı sertlik  politikasını terk etmekten yana değildi. Bunun üzerine İnönü, Peker&#8217;i feda  etmeye karar verdi. Onun karşı çıkacağını bile bile ünlü &#8220;12 Temmuz  Beyannamesi&#8217;ni” yayımladı. Bu beyannamenin özü, partilerin Türk demokrasisinin  vazgeçilmez unsurları olduğu şeklinde özetlenebilir. Böylece iktidar,  muhalefetin varlığına tahammül etmeyi, onunla bir arada yaşamayı kabul ediyordu.  Bu arada İnönü, cumhurbaşkanı olarak çıktığı bir geziye DP milletvekillerinden  birinin de katılmasını istedi. Nuri Özsan&#8217;ın katıldığı bu gezide İnönü, partiler  arasındaki iyi ilişkilerin gerekliliğini hemen hemen her konuşmasında vurguladı.  Gittiği yerlerde DP il merkezlerini de ziyaret etti. Böylece bir yılı aşkın bir  mücadeleden sonra artık DP, iktidar tarafından tahammül edilen bir muhalefet  olarak güçleniyordu. Kuşkusuz bu güçlenmelerin getirdiği bazı sakıncalar da  vardı. DP&#8217;nin CHP ile yakınlaşmasını hazmedemeyenler DP içinde ayrı gruplar  oluşturmaya başladılar. DP içerisinde bu yumuşamayı, güdümlü demokrasiye geçiş  olarak niteleyen ve Bayar&#8217;ı suçlayan bir grup ortaya çıktı.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Müfritler  olarak adlandırılan ve DP&#8217;ye cephe alan bu gruptan bazıları, Celâl Bayar&#8217;ın 12  Temmuz Beyannamesi için; &#8220;Bu beyanname partinin şahsiyet-i maneviyesine mal  edilmiştir&#8221; iddiaları sonucunda partiden ayrılarak veya ihraç edilerek Müstakil  Demokratlar Grubunu kurdular. Bu grup, daha sonra Öz Demokratlar Partisi adıyla  yeni bir siyasî teşekkül olarak ortaya çıktı. DP ile zıt düşen bu topluluk,  DP&#8217;nin CHP ile danışıklı bir politika izlemesi ve Celâl Bayar&#8217;ı satılmışlıkla  suçlamasından dolayı kurulmuştur. Ayrıca DP&#8217;nin, muhalefet partisi olarak  görevini yerine getiremediği dolayısıyla yeterli derecede muhalefet yapmadığı  gibi gerekçeler yeni bir siyasî oluşumun sebepleri arasında gösterilebilir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">10 Mart  1948&#8242;de parti disiplinine aykırı hareket etmek suçuyla Sadık Aldoğan, Osman Nuri  Köni, Mithat Sakaroğlu, Necati Erdem ve Kemal Silivrili haysiyet divanına  verilmişlerdi. Bu olay DP içindeki bölünmenin başlangıcını belirler. Haysiyet  divanında uzun tartışmalardan sonra 19 Mart 1948 tarihinde ilk defa olarak adı  geçen milletvekilleri partiden ihraç edilmişlerdir. Bu kararın ertesi günü  milletvekillerinden Hazım Bozca yapılan hareketi doğru bulmayarak Demokrat  Parti&#8217;den istifa etti ve böylece partiden ayrılanların sayısı artmaya  başladı.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Bu altı  kişinin partiden ihracı meselesi tartışma konusu olarak devam ederken 24 Martta  şu isimlerden oluşan yeni ihraçlar gerçekleşti: Yusuf Kemal Tengirşenk, Emin  Sazak, Ahmet Oğuz, Hasan Dinçer, Enis Akaygen ve Ahmet Tahtakılıç.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Partinin en  kuvvetli elemanları olan bu kişilerin ihracı hadisesi kamuoyunda hayretle  karşılandı. Bu hususta bir açıklama yapan DP sözcüsü, son ihraç edilenlerin DP  başkanlığına toplu olarak istifa mektubu verdiklerini, birtakım delilsiz ve  mesnetsiz iddialarda bulunduklarını, bazı şartlar ileri sürdüklerini,  arzularının mutlaka yerine getirilmesini istediklerini, böylece beraber çalışma  imkânlarının ortadan kalktığını, bu sebeple de ihraç edildiklerini  söylemiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">21 Nisan  1948 tarihinde DP içinde ikinci bir hareket baş gösterdi. Bir kısım mebus, on  bir arkadaşının partiden ihraçlarını tasvip etmemişler ve onları tekrar partiye  almak için genel konseyi beklemeye, kurucular üzerinde baskı uygulamaya  çalışmışlar, ancak bu hareket DP üzerinde istenilen baskıyı sağlayamamıştır.  Bunun üzerine bu on mebus, parlâmentoda bir müstakil grup tesis etmiş ve parti  ile fiilen alâkasını kesmişlerdi. Bütün bu hareketler DP içinde yeni bir  partinin doğacağı havasını uyandırıyordu.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Gerçekte  yeni bir parti kurulacağı haberleri 8 Temmuzda meyvelerini verdi. Ankara&#8217;dan  dönen Kenan Öner&#8217; in gazetecilere yapmış olduğu açıklamalar ile 20 Temmuz  1948&#8242;de Millet Partisi&#8217;nin resmen kurulduğu açıklandı. Mareşal Fevzi Çakmak  başkanlığında, Ankara, Yenişehir Demirtepe, Sümer Sokak Numara 5&#8242;te, kurulan  Millet Partisi (MP), DP&#8217;den tamamen farklı bir teşekkül olarak hem DP&#8217;ye, hem de  CHP&#8217;ye karşı gerçek muhalefet cephesi olma iddialarıyla mücadele verme gayreti  içerisine girmiştir. Partinin kuruluşu vesilesi ile Genel Başkan Mareşal Fevzi  Çakmak millete şu beyannameyi yayımladı.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">&#8220;Sevgili  Vatandaşlarım,</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Cumhuriyet  ordusundaki hizmetim esnasında siyasetle uğraşmamayı esas ittihaz etmiş ve  yurdumuzun müdafaasını sağlayan ordumuzu da politikadan uzak bulundurmuştum. Bu  suretle muvazzaf hizmetimi tamamladıktan sonra vaki tebligat üzerine emekliye  ayrılmış ve evime çekilmiş idim. Bu arada Halk Partisi&#8217;nin milletvekili olmam  için yaptıkları teklifi de kabul etmedim.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Ancak 1946  seçimlerinde vatandaşlarımdan aldığım binlerce imzalı davet ve teklif karşısında  bağımsız olarak adaylığımı koymaya karar verdim.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">21 Temmuz  seçimlerinde zor ve hile ile seçimlere fesat karıştırıldı. Bu seçimlerden sonra  geçen iki yıl içinde de bir değişiklik olmadı. Bugünkü gidiş vatanı uçurumlara  sürüklüyor. Bugünkü muhalefet partileri iktidardan çekinmektedir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Biz sağlam  bir muhalefet partisi oluyoruz. Öyle bir muhalefet ki iktidarın tehditlerinden  korkmasın! Biz, hakka ve millete dayanıyoruz&#8221;.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Millet  Partisi&#8217;nin kurucuları ve idarecileri de şöyledir;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Kurucular;  Mareşal Fevzi Çakmak (İstanbul Milletvekili) , Prof. Hikmet Bayur  (Tarihçi-Gazeteci), Enis Akaygen (İstanbul Milletvekili),<span>  </span>Prof. Kenan Öner (Avukat), Dr. Mustafa  Kentli, Osman Bölükbaşı (Çiftçi), Osman Nuri Köni (İstanbul Milletvekili),  General Sadık Akdoğan (Afyonkarahisar Milletvekili).</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">İlk Genel  Yürütme Kurulu;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Fahrî  Başkan: Mareşal Fevzi Çakmak</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Genel  Başkan: Hikmet Bayur</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Genel  Başkan Vekili: Osman Nuri Köni</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Genel  Sekreter: Dr. Mustafa Kentli.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Diğer  Üyeler: Enver Kök, Suphi Batur, Yusuf Kemal Tengirşenk.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Sonradan  iltihak edenler: Ahmet Tahtakılıç (Kütahya) , Hasan Dinçer (Afyon), Ahmet Oğuz  (Eskişehir), Şahin Lâçin (Afyon), Reşat Aydınlı (Denizli).</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Partinin  faaliyete geçmesi ile DP&#8217;nin yıkılacağı ve vatandaş ekseriyetinin MP&#8217;yi  destekleyeceği ümit edilmiş, fakat neticeler hiç de tahmin edildiği gibi  olmamıştır. Basın, DP&#8217;nin yanında yer alırken, DP liderleri bu yeni partiye  oldukça lâkayt davranmışlardır. MP ise DP&#8217;li vatandaşları kendi tarafına çekmek  için oldukça büyük çaba sarf etmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">MP, gerek  Halk Partisi&#8217;ne gerekse DP&#8217;ye şiddetle muhalefet etmiş, izlediği bu politikayla  halk desteğini kazanmaya çalışmıştır. Liderleri arasında tanınmış ve ehliyetli  kimseler bulunmasına rağmen MP, 1950&#8242;ye kadar halk tarafından umduğu desteği  göremedi. Bunun sebebi partinin önemli meseleler üzerinde durmayarak CHP&#8217;nin ve  DP&#8217;nin politikasını tenkit etmek yerine özellikle İnönü&#8217;ye saldırmış olmasında  aramak lâzımdır. Ayrıca MP&#8217;nin takip edeceği politika konusunda liderler  arasında bile bir birliğin olmaması bir diğer sebep olarak mütalâa  edilebilir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em>Millet Partisi ve  Seçimler<o:p></o:p></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Kuruluşunu  takip eden aylar içinde, Millet Partisi, 1948 ara seçimi ile karşılaşmış ve DP &#8211;  CHP arasında cereyan eden şiddetli mücadelenin içinde bir siyasî parti olarak  varlığını korumaya çalışmıştır. Seçim kanununda kabul edilen tadilât, DP gibi  MP&#8217; yi de tatmin etmemiş, Parti Genel Yürütme Kurulu ara seçimlere girmeme  kararı almış ve bu hususta beyanname de yayımlamıştır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">MP, seçim  sistemi hususunda nispî temsil esasına taraf olmuş ve bu bakımdan CHP ile  birlikte hareket edeceğini açıklamıştır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">1950 Genel  Seçimleri öncesinde ise yeni seçim kanununu hazırlayacak olan ilmî heyetin  çalışmalarına katılmayacağını bildirmiş olan MP, kanunun Meclisteki  müzakerelerine iştirak etmiş ve mufassal bir programla yirmi iki ilden aday  göstererek seçime girmiştir. Neticede yalnızca Kırşehir&#8217;den bir milletvekilliği  kazanmış, fakat oy oranı ciddî ölçüde artmıştır. MP&#8217;nin bu seçimlerde aldığı oy  250.414 olup çıkardığı milletvekili sayısı birdir. MP, 1951 ara seçimlerine  katılmasına rağmen, ciddî anlamda bir başarı elde edememiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em>Millet Partisi  Kongreleri<o:p></o:p></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em>1.  KONGRE (1950) :</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong>1- MP&#8217;nin Mahiyeti:</strong> MP, hakikî  muhalefet partisidir. Şahsî idareyi yıkmak hususunda Birleşmiş Milletler ideali  ile müttefiktir, körü körüne muhalefet yapan bir parti değildir. Türk milletinin  tesellisi ve ümidi olan parti Atatürk inkılâplarına karşı cephe almamış,  faaliyetleri onun inkılâpları bakımından bir kazançtır. MP bir yenilikler  partisi olup, mürteci ve softalar partisi değildir. Şahsiyet ve kinle hareket  etmez, programı ise en büyük kuvvettir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong>2- DP ve CHP ile Mukayese:</strong> DP programı  yeni bir devir açacak esaslardan uzaktır. CHP&#8217;nin tahakküm zihniyetini yıkmak  isteyenler programına bakmadan onu desteklemişler ve ona katılmışlardır. Fakat  CHP&#8217;nin 12 Temmuz Beyannamesi&#8217;nden sonraki tutumu &#8220;her türlü tehlikeyi göze  alarak girişilecek&#8221; yeni bir hareketi zarurî kılmıştır. İşte bu hareket MP&#8217; yi  doğurmuştur. Bir &#8220;Rahat muhalefet partisi&#8221; olmayan MP, muhalefetteki gevşemeyi  önlemiş, 14 Mayıs Olayı&#8217;nı mümkün kılmıştır. CHP hükümetlerine teşekkür etmek  lâzımdır. Zira MP aleyhine açılan her türlü dava lehte sonuçlanmış ve partiyi  kuvvetlendirmiştir. İktidardan uzaklaşan CHP idaresi &#8220;meşruiyeti münakaşa mevzuu  olan bir Mecliste nev&#8217;i şahsına münhasır bir istibdat idaresi mahiyetini  almıştı&#8221;.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong>3- 14 Mayıs Hadisesi:</strong> Yirmi yedi  senelik iktidarı değiştiren genel seçim bir anlamda &#8220;şeflik sisteminin  tasfiyesidir&#8221;. MP&#8217;nin &#8220;hürmetle selâmladığı&#8221; bu netice sayesinde tarihimizde  hatta dünya tarihinde ilk defa fiilî bir diktatörlük halkın oy pusulalarıyla  sona ermiş bulunmaktadır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong>4- Anayasa Tadilâtı:</strong> DP programı bu  hususta bir prensibe dayanmamaktadır. Anayasaya aykırı kanunlara karşı teminat  teşkil edecek kazaî bir müessese yokluğu demokrasi için bir noksandır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong>5- Basına Karşı Partinin Durumu:</strong> Bir  delegenin basını itham etmesi hadisesi karşısında bu hareketin kongreye mal  edilmesi muhtelif önergeler ve Genel İdare Kurulu Tebliği ile birleşmiş,  basından özür dilenmesi kararlaştırılmıştır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em>2.  KONGRE (1951) </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong>1- DP İktidarını Tenkit:</strong> DP yeni bir  devir açmak taahhüt ve mesuliyetini unutmuştur. Köy muhtarlığından devlet  başkanlığına kadar iktidarın yeni bir kadro eline geçeceği telâkkisinin tesiri  altındadır. Nüfus politikasına geniş çapta yer verilmiştir. Af kanunu ve devr-i  sabık yaratmamak prensibi mesuliyetleri örtmek hususunda siyasî bir hiledir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong>2- MP&#8217;nin Faaliyet ve Programı:</strong>  Partinin programı ileride kurulacak hukukî nizamın taslağıdır. Tek milletvekili  ve her türlü müşkülâta rağmen MP ciddî bir muhalefeti temsil etmektedir. Program  14 Mayıs’tan sonra daha önem kazanmıştır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong>3- Partiler Arası Münasebetler:</strong>  Demokratik rejimlere has olan bu durum 1946&#8242;dan beri Türkiye&#8217;de bir hikâye  hâline dönüştürülmüştür. İktidar partisi ile iyi münasebet kurabilme zemini  oluşturulmamıştır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong>4- Dış Politika:</strong> Bu konudaki görüş ve  düşünceler, Meclis ve kamuoyunun denetimi altında bulunmaktadır. MP bu duruma  taraftardır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em>3.  KONGRE (1952) </em></strong><em><o:p></o:p></em></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">MP ne geri  ne de ihtilâl metotları kullanan siyasî teşekküllerden biridir. MP tekâmülcüdür.  Fakat partinin sağ ve sol ucunda bulunan az sayıda vatandaş bu prensibi yanlış  tefsir etmektedir. Bu mesele heyecanlı hadise ve münakaşalar tevlit etmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Ankara&#8217;da  toplanan bu üç kongrede genel başkanlar değişmiş ve sonuçta sıra ile başkanlık  Prof. Hikmet Bayur, Dr. Mustafa Kentli ve Enis Akaygen&#8217; e verilmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em>Millet Partisi Programı</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Millet  Partisi siyasî anlamda liberal görüşleri savunmasına karşılık kültürel konularda  dinî ve muhafazakâr bir tutum izlemiştir. Kuruluş gayesi şöyle ifade  edilmektedir:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">“Samimî ve  güvenli bir seçim sonucunda ortaya çıkacak olan millî iradeyi hâkim kılmak için  ve bu iradeyi insan haklarına uygun bir hükümet tesisine ve bekasına  çalışmaktır. İhtiyaca uymayan ferdin hak ve hürriyetini tehdit ve ilga eden  kanunları tenkiden onların ıslah ve tadiline çalışılmaktadır. Millet Partisi  programına göre devletin gayesi hürriyet, emniyet ve en zengin bir çeşitlilik  içinde gelişmesi zarurî olan insan şahsiyetinin serbestçe oluşması ve  gelişmesine engel olmamak, şahsî faaliyetleri halk için ve halkın onayı ile  uzlaştırmak ve adaleti temin etmektir. Bu bakımdan fert haklarını cemiyet  haklarından ayırarak onun aşağısında bir mahiyet taşımasına ve fertlerin kamu  menfaati icabı olarak görecekleri zararın tazmin edilmemesine müsamaha  edilemez.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Kamu yararı  karşısında bireysel çıkarları korumaya çalışan parti programı, yeni bir siyasal  rejim olarak demokrasiyi, fert hak ve hürriyetlerini devamlı teminat altında  tutan ve her biri birer hukuk devleti teşkil eden batı demokrasileri şeklinde  anlamış ve bu yüzden &#8220;bir zümrenin, bir içtimaî sınıfın diktatörlüğünü araç  edinen&#8221; doğu örneği demokrasiyi bozmuş ve totaliter bir rejim sayarak  reddetmiştir. Buna bağlı olarak parti, anayasasının hakikî demokrasiye uymayan  hükümlerini ve bilhassa CHP siyasî ilkelerini devletin ana vasıfları hâline  sokan ikinci maddesinin kaldırılmasını istemiştir.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Yukarıda  adı geçen ilkelerden &#8220;milliyetçilik&#8221; MP programında şu şekilde yer almaktadır:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Millet  kavramının en önemli unsuru bir nev&#8217;i bir düşünce ve his birliğidir ki millî  vicdanı oluşturur ve müşterek bir hayat ile gerçeğe inanışı içerir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Bu nedenle  parti; sosyal hayatta, itikatların, ahlâkın, geleneklerin, örf ve âdetlerin  büyük hisselerini tanımakta ve bunların sık sık değiştirilmesi ve devlet nüfusu  sahasının dışında kalması esasını kabul etmiş bulunmaktadır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Lâiklik  anlayışına gelince; parti din işlerinde devlet ile ayrılık esasını tercih  etmekle beraber din müesseselerine ve millî an’anelere hürmetkâr bulunmaktadır.  Din derslerinin ilk ve orta tedrisatta yer alması prensipleri arasında  bulundurması da ilginçtir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Parti  herkesin vicdan ve itikat hürriyetini dilediği dilde, dilediği şekilde ibadet  etme hakkını kutsal tanımakta ve Türkiye&#8217;de muhtelif din ve mezheplere mensup  cemaatlerin dinî teşkilât vücuda getirmelerini tasvip ve müdafaa etmektedir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">MP&#8217;nin  kabul ettiği devrimcilik, insan tabiat ve içtimaî amil ve şartları zorlamadan  daima ilerlemek manasında tekâmülcülüğün başka bir kelime ile ifadesinden  ibarettir. Millet ve memleketi, her sahada ilerlemiş memleketler paralelinde  yürütülecek ve medeniyet icaplarına uyacak her faaliyetle istikbali göz önünde  tutarak sarsıntı vücuda getirmeden millî ve içtimaî faaliyet idare  edilecektir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">&#8220;Halkçılık&#8221;  konusunda parti, hiçbir ferde, zümreye veya içtimaî sınıfa hususî bir hak, bir  imtiyaz veya asalet unvanı tanımamak görüşünden hareketle halk kavramını  vatandaş bütünü olarak kabul etmiş ve kendilerine halk demokrasileri adını veren  bazı rejimlerin güttüğü vatandaşlardan bir kısmının diktatörlüğünü istemek gibi  esasları tasvip etmemiş, böylelikle sınıf farklılıklarının bulunmadığı ve sınıf  çıkarlarının uzlaştığı bir toplum ülküsünü ortaya koymuştur.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">&#8220;Parti,  mülkiyet ve tasarruf hakkının adilâne olmayan bir suretle sınırlandırılmasını ve  servetin devlet eli ile idaresini benimseyen bütün rejimlere aleyhtardır.  İnsanlar malların ortak kullanılması rejiminden, şahsî mülkiyeti sağlayan medenî  kanunların himayesi altında yaşamak için vazgeçmişlerdir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Toprak  aristokrasisinin mülkiyet haklarını korumak üzere maddeler getiren MP programı,  endüstri ve ticaret burjuvazisine ters düşecek bir anlayışın sözcülüğünü  yapmıştır. Parti ekonomi sahasında mutedil liberalizmi savunur. Serbest mübadele  ekonomisine taraftardır. Bununla birlikte bu liberallik &#8220;bırakın yapsın&#8221; formülü  ile ifade edilen başıboş liberalizm değildir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Programın  bu konuda karşı olduğu doktrinler ise, ürün ve üretim araçları üzerindeki şahsî  mülkiyet hakkını devlet lehine ihlâl ve ferdî teşebbüsleri sınırlamaya ve  kaldırmaya eğilimli olan devletçilik ve sosyalistlik ile Türkiye&#8217;de uygulanmakta  olan aşırı devlet sermayeciliğidir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Bu yüzden  partinin reformlarından biri de devlet sermayeciliğinin ihtiyatla ve giderek  tasfiyesidir. Devlet, prensip olarak harp endüstrisi hariç, ziraat ve ticaretle  uğraşmamalı; bu alandaki sorumlulukları gittikçe gelişme gösteren yerli ve ferdî  müteşebbise bırakmak zorundadır. Parti, ferdî ve yerli sermayeden rağbet  görmeyen işlerin, bu arada limanlar, büyük su işleri, enerji kaynakları, demir  yolları, posta, telgraf, telefon tesisatının devlet eli ile yapılmasını ve  işletilmesini tasvip eder.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">MP  programında bir Ayan Meclisi kurulması istenmekte ve hâkim teminatı üzerinde  durulmaktadır. İdare tarzının demokrasinin gereklerine göre değiştirilerek  cumhurbaşkanının sadece bir devre için seçilmesi lüzumuna işaret etmektedir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">MP ayrıca  okullarda vatan sevgisine dayanan yeni bir eğitim sisteminin uygulanmasını  savunmuş, işçilere grev hakkı tanıyarak, köylülere toprak ve tarım araçları vaat  etmiştir. Fakat toprak dağıtımında özel mülkiyete saygı gösterilmesi  gerekliliğini taahhüt etmeyi de ihmal etmemiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Özellikle  CHP, iktidara karşı muhalefet eden MP &#8216;yi &#8220;Atatürk inkılâplarına cephe almamakla  birlikte millî hareketin geçmişi ile kesinti hâlinde belirmesini en büyük  felâket&#8221; şeklinde niteleyerek eleştirmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">5 Temmuz  1949&#8242;da Müstakil Demokratlar Grubunun MP&#8217; ye katılmasıyla idareciler arasında da  bazı değişiklikler olmuş, Parti Genel Sekreterliğine Ahmet Tahtakılıç  getirilmiştir. Bundan başka 27.8.1948&#8242;de Afyon&#8217;da Hilmi Bozca, Kâşif  Tiryakioğlu, Mazhar Aren tarafından kurulan Öz Demokratlar Partisi de  9.8.1949&#8242;da MP&#8217; ye katılmıştır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">10 Nisan  1950&#8242;de Mareşal Fevzi Çakmak&#8217;ın vefatı üzerine MP önemli bir sarsıntı  yaşamıştır. Fevzi Çakmak&#8217; ın cenaze merasimi büyük bir kalabalık tarafından  kaldırıldı. Halk ve gençler tekbir getirip dualar okuyarak Beyazıt Camii&#8217;ne  gelindiğinde kalabalık elli bin kişiyi bulmuştu. Tertip edilen askerî merasim  kalabalık nedeniyle yapılamamış, ordu ve gençler arasında nahoş hadiseler  cereyan etmişti. Dönemin İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay&#8217;ın dirayetli  çabaları sayesinde müessif hiçbir hadise olmadı.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Mareşal&#8217; in  vefatı MP&#8217;nin seçim şansı üzerinde de büyük bir darbe indirmiş oluyordu. Bunun  yanı sıra Sadık Akdoğan’dan sonra 16 Nisanda MP&#8217; nin ileri gelen hatiplerinden  Fuat Arna da hükümetin manevî şahsiyetini tahkir suçundan tevkif  edilmişlerdi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Nihayet 14  Mayıs 1950 seçimleri büyük seçmen kitlesinin iştirakiyle temiz ve nezih bir  şeklinde cereyan etti. Bu seçimle birlikte 27 yıllık bir parti, yerini başka bir  partiye devretti. 1950 seçimleri sonucunda seçime katılan üç partiden DP oyların  %53&#8242;ünü alıp 434 milletvekili çıkardı. CHP, oyların %40&#8242;ını alarak 51  milletvekili kazanırken, MP; 250.414 oyla, oyların %3&#8242;ünü kazanıp 1 milletvekili  (Osman Bölükbaşı) çıkardı. Sonradan katılanlarla birlikte MP&#8217;nin milletvekili  sayısı 3&#8242;e yükselmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Tutumunu  gittikçe sertleştirerek karşıt partileri hedef alan DP, ilk olarak MP&#8217; nin 1953  yılında yapılan 5. Kongresinde (bu kongrede Enis Akaygen genel başkan  seçilmişti) ortaya çıkan parti içi bir krizden yararlanarak muhalefetin bu  kesimini susturmak yoluna gitmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Gerçekten  bu kongrede halk yığınlarını kazanmak için tutulacak yolun &#8220;inkılâpçılık&#8221; mı,  yoksa &#8220;din politikacılığı&#8221; mı olacağı konusundaki tartışmalar parti aleyhine  geniş yankılar doğurmuş ve partinin dini, politikaya alet ettiği, gerici bir  parti olduğu, aralarında saltanatçı, hilâfetçi bir grubun gizli çalışmalarda  bulunduğu ileri sürülmüştür.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Hatta bu  kongrede bazı partililer tekrar Arap alfabesine ve eski kılık-kıyafetlere  dönülmesini savunmuşlardır. Bu nedenle bazı üyelerle birlikte Hikmet Bayur gibi  önde gelen isimler, MP&#8217;nin gerici ve Kemalizm aleyhtarı bir politika  izlediklerinden dolayı partilerinden istifa ettiler.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Böylelikle  MP, iktidar tarafından ihtilâlci metotlarla davranan, gizli tertipler kuran,  siyasî mücadelelerde dini temel alan, halkın duygularını bu yolla sömüren bir  parti olarak suçlanmıştır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Örneğin,  Başbakan Menderes Mecliste MP&#8217; den söz ederken &#8220;Bunlar kendi nizamnamelerinin  dışına çıkmışlardır. Buna aykırı hareket etmişler ve gizli faaliyetlerde  bulunmuşlardır. Bunlar memleketin her tarafında halkı ayaklanmaya davet  etmektedirler&#8221; diyerek bu suçlamaları dile getirmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Sonunda  MP&#8217;nin devrim ve rejim aleyhtarı bir eğilim ve hareket izlemeye başladığı ve bu  yolda çalışmalarda bulunduğu konusunda ihbar ve kanıtlara rastlandığı göz önüne  alınarak mahkemece, partinin bütün örgüt çalışmalarının engellenmesine ve  mallarının koruma altına alınmasına karar verilmiş ve 8 Temmuz 1953 tarihinde  merkezi ile birlikte bütün şubeleri mühürlenerek kapatılmıştır. 27 Ocak 1954  tarihinde de Ankara 3. Sulh Ceza Mahkemesi gerekçeli kararında &#8220;MP&#8217;nin dinî  esasa dayanan ve gayesini saklayan bir cemiyet olduğunu&#8221; açıklamıştır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong>CUMHURİYETÇİ MİLLET PARTİSİ  <o:p></o:p></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">MP&#8217;nin  kapatılmasından sonra yöneticilerden bir kısmı tasfiye edilmiş ve birtakım  program değişiklikleri yapılarak kabiliyetli bir hatip olan Osman Bölükbaşı&#8217;nın  liderliğinde MP, Cumhuriyetçi Millet Partisi (CMP) adıyla yeniden  teşkilâtlanmıştır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">10 Şubat  1954 tarihinde kurulan CMP amacını şöyle açıklamıştır: Türkiye&#8217;de insan  haklarını hâkim kılacak ve bunları güvenilir teminata bağlayacak bir devlet  nizamı kurmak olarak belirleyen CMP, bu amaca ulaşmak için &#8220;hürriyet, emniyet,  müsavat, adalet mefkûrelerine, millî hâkimiyet ve lâik cumhuriyet esaslarına,  garp örneği demokrasi hukukuna, milliyetçilik akidesine&#8221; bağlılığı gerekli  saymıştır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Yeni parti,  MP&#8217;nin kapatılmasına yol açan mevzuat ve uygulamalara karşı güvenliğini teminat  altına almak amacıyla &#8220;lâiklik, din ve vicdan hürriyeti&#8221; gibi konularda da  ılımlı bir politika takip etmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Özellikle  Birleşmiş Milletler tarafından yayımlanan İnsan Hakları Evrensel  Beyannamesi&#8217;ndeki hak ve hürriyetlerin anayasamızda açıkça ifade edilmesi ve  teminata bağlanması, kanunların anayasaya aykırılığı hakkında dava hakkı  tanıması, anayasaya aykırı kanun teklif edilmemesi ve yapılmaması, mahkemelerin  istiklâli ve hâkimlerin her türlü nüfuz ve tesirden uzak kalması hususunun  anayasa teminatı altına alınması, lâiklik, din ve vicdan hürriyeti gibi modern  devlet esaslarının anayasa ile tarif ve tespit olunması, siyasî partilerin  anayasaca tanınması ve teminata bağlanması gibi konularla ilgili olarak  anayasada değişiklikler yapılmasını istiyordu.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span> </span>CMP, ayrıca ikinci bir meclisin kurulmasını  acil bir zaruret olarak görürken, kanunların anayasaya aykırılığı davalarına  hükmeden bir anayasa mahkemesinin kurulmasını ve bir yüksek hâkimler meclisinin  oluşturulmasını istiyordu.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Partinin  &#8220;lâiklik&#8221; konusunda görüşleri şöyledir: Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı  olması, devlet ve hükümet işlerinde kanunların milletin ihtiyaçlarına ve ilmin  esaslarına göre hazırlanması ve tatbik edilmesi, bunun yanında din ve vicdan  hürriyetinin diğer hak ve hürriyetler gibi mukaddes olarak kabul edilmesi ve  teminat altına alınması CMP&#8217; nin lâiklik görüşünün ifadesidir. Lâiklik hiçbir  zaman din düşmanlığı değildir. CMP programı &#8220;düşünce ve his birliği ve müşterek  bir hayat ve istikbale inanış&#8221; olarak tanımladığı &#8220;milliyetçilik&#8221; i,  &#8220;memleketimizin vasıl olduğu terakki merhalesinden geri götürecek bir zihniyeti  ret&#8221; anlamında bir ilerleme ilkesi olarak ifade etmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">CMP&#8217; nin  ekonomi politikasının temeli özel teşebbüsün desteklemesi fikrine dayalıdır.  Sosyal hizmet ve alt yapı kuruluşları dışında kalan bütün sahalarda öncelik özel  teşebbüse ait olmalıdır. Ancak, CMP, özel teşebbüs gücünün kâfi gelmediği  hususlarda devlet teşvikçi ve yardımcı olmalıdır anlayışıyla özel girişkenliğine  dayanan bir ekonomik sistemi savunmuşsa da bu alanda MP&#8217; ye oranla daha da  kuralcı hükümler getirmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Memleketin  imarı ve iktisaden kalkınması mevzuunda parti, devleti birinci derecede vazifeli  saydıktan sonra &#8220;emeğin istismarına yol açan faaliyetleri durdurmak kanunî veya  fiilî her çeşit inhisarcılığa son vermek, emek ve sermaye münasebetlerinde  hakkaniyeti hâkim ve memleket menfaatlerini nazım kılmak emelinde&#8221;<span>  </span>olduğunu belirtmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Parti  programında, insan hak ve hürriyetlerini taklit eden komünist akideye muhalif  olunduğu ve komünizmin kanun dışı sayılması gerektiği açıkça dile  getirilmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Tıpkı MP  gibi herhangi bir sosyal kategorinin çıkarlarını ve ideolojisini de dile getirme  şansından yoksun olan CMP, Türk politika hayatında özellikle kurucu üyelerinin  kişisel ve bölgesel etkinliklerinden öteye geçemeyen bir tesir imkânı  bulamamıştır. Partinin daha çok CHP ile bazı noktalarda ortak hareket ettiği  gözlenir. Bu şekilde 1954 seçimlerine giren parti 434.085 oyla hiç milletvekili  çıkaramamıştır. 1957 seçimlerinde 652.064 oyla o sırada hükümeti tenkit ettiği  için hapiste bulunan Osman Bölükbaşı da dâhil dört milletvekili çıkarmıştır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">1957  seçimlerinden sonra daha da kuvvetlenen parti diğer iki büyük muhalefet  partisinin benimsediği genişleme politikasına ayak uydurarak Türkiye Köylü  Partisi ile birleşmiş ve adını Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) olarak  değiştirmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><span style="text-transform: uppercase"><o:p> </o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><span style="text-transform: uppercase">Türkiye Köylü Partisi<span>  </span><o:p></o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><o:p> </o:p></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">19 Mayıs  1952 tarihinde, Ankara Yenişehir, Demirtepe, Sümer Sokak Numara 21 adresli  merkezde kurulan Türkiye Köylü Partisi&#8217;nin (TKP) kurucusu ve idarecileri  şunlardır;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Fahrî  Başkan: Ord. Prof. Ethem Menemencioğlu</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Genel  Başkan: Prof. Remzi Oğuz Arık</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Genel  Sekreter: Tahsin Demiray</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Genel  Merkez İdare Kurulu Üyeleri: Hakkı Kamil Beşe, Dr. Süreyya Endil, Yusuf Ziya  Eker, Asım Günç, Asaf İlbay, Cemil Kantemir ve Dr. Cezmi Türk.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">TKP,  TBMM&#8217;nin 9. Dönem II. toplantısı sırasında kurulmuştur. 6 Mayıs 1952&#8242;de kurulan  Liberal Köylü Partisi&#8217;nin katılmasıyla kalabalık bir kurucu heyetine sahip olan  TKP&#8217;nin kurucuları arasında partiden ayrılarak kendisini Mecliste temsil eden  dört milletvekili de bulunmaktadır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">TKP,  taşıdığı ada rağmen sınıf tekeline dayanan bir örgüt değil, köylünün yaşama  standardını yükseltmek ve köy sorunlarına halkın ilgisini çekmek amacında olan  bir partidir. Tarımsal kalkınma konusuna özel bir önem vermekle birlikte  partinin programı, genel olarak siyasî sorunlarla ilgilidir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Gerçekten  de &#8220;Kuruluş Beyannamesi&#8221;nde belirtildiği gibi TKP, bir sınıf savaşı yapmak ve  bundan zümre menfaatleri elde etmek gayesiyle kurulmuş siyasî bir birlik  değildir. Onun biricik gayesi Türk milletinin hürriyet ve eşitlik içinde  birliğini sağlamaktır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Türk  içtimaî bünyesinin temelini teşkil eden köy ve köylü hiç şüphesiz bütün sosyal  meselelerimizin düğüm noktasıdır. Partinin adı da bunu ifade etmektedir. Bu  bakımdan milletimizi bir an evvel kalkındırabilmek için büyük köylü kitlesini ön  plânda tutmak zarureti vardır. Bu kanaat partinin programına baştan sona hâkim  olmuştur.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Bu parti de  yeni bir anayasa, bir anayasa mahkemesi ve iki meclisli yeni bir sistem  kurulmasını istemiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">TKP, 1954  seçimlerinde 60.900 oy alarak hiç milletvekili çıkaramamıştır. 1955&#8242;te yapılan  mahallî seçimlerde söz konusu olan 11.807 üyelikten yalnızca 262&#8217;sini TKP  kazanmıştır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Fakat bu  sonuç partinin kendi gücü ile elde edilmiş olmayıp diğer büyük muhalefet  partilerinin seçimi boykot etmesi ile sağlanabilmiştir. TKP&#8217;nin, 30 il ve 120  kazada teşkilâtlanmasına rağmen, gerçek kuvveti tam anlamıyla tespit  edilememiştir. 1955&#8242;te yapılan TKP&#8217;nin 4. Parti Kongresinde idealizmi bir tarafa  bırakılırsa orijinal bir siyasî görüşü olmadığı ortaya çıkmıştır. TKP, 1957  seçimlerine girmemiş, seçimden sonra da CMP ile birleşerek siyasî sahneden  çekilmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><span style="text-transform: uppercase">Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi<span>   </span><o:p></o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Türkiye  Köylü Partisi&#8217;nin 16 Ekim 1958 tarihinde, CMP&#8217;ye katılması ile Cumhuriyetçi  Köylü Millet Partisi kurulmuştur (CKMP). Genel Başkanı Osman Bölükbaşı, amblemi  ise terazidir. Mahalli özelliği ağır basan bir partidir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">18–20 Kasım  1959 tarihleri arasında yapılan CKMP Kongresi Bölükbaşı&#8217;yı tekrar genel  başkanlığa getirmiştir. Osman Bölükbaşı&#8217;nın 13 Haziran 1962&#8242;de 29 milletvekili  ile birlikte CKMP&#8217;den ayrılarak tekrar Millet Partisi&#8217;ni kurmasından sonra  İstanbul Milletvekili Ahmet Oğuz, CKMP Genel Başkanlığına getirilmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Partinin  ana ilkesi; Türk insanının hak ve hürriyetlerini, Türk vatandaşlarının ve  toplumun refah ve huzurunu sağlamak ve savunmak olarak tespit edilmiştir.  Milliyetçilik anlayışı ise Türk milletine, kültürüne, devletine, sevgi, saygı,  bağlılık ve hizmet ülküsü olarak belirtilir. CKMP milliyetçiliğin özelliklerini  Türk tarihinden, halk sevgisinden, toplum geleneklerinden ve Atatürk  ilkelerinden alan barışçı, hürriyetçi, demokratik ve her türlü emperyalizme  karşı bir milliyetçilik olarak ifade etmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">İhtilâlden  sonra siyasî hayatımızın yeni baştan düzenlenmeye çalışıldığı bir dönem  başlamıştır. Böylece, Türk toplumunun çeşitli eğilimlerini temsil etmek üzere  siyasî hayata birçok yeni parti katılmıştır. Şubat ayında, eski CHP ve CKMP&#8217; nin  yanı sıra Adalet, Yeni Türkiye ve Türkiye İşçi Partisi gibi birtakım partiler  kurulmuştur.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">CKMP, 1961  seçimlerinde 1.415.390 oyla, oyların %14&#8242;ünü toplamış ve 54 milletvekili  çıkarmıştır. Senato&#8217;da ise 1.350.892 oyla 16 sandalye elde etmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Seçim  sonunda İnönü başbakanlığında kurulacak koalisyon hükümetine karşı çıkarak genel  başkanlıktan istifa eden Bölükbaşı&#8217;nın yerine 14 Aralık 1961&#8242;de Ahmet Tahtakılıç  getirilmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">31 Mayıs  1962&#8242;de I. İnönü Koalisyonu&#8217; nun dağılması üzerine CKMP, ülkeyi hükümetsiz  bırakmamak için II. İnönü Koalisyonu&#8217;na katılacağını açıklamış, bu karar üzerine  başkanlıktan ayrılmış olan Bölükbaşı beraberinde 28 milletvekili ile 3 Haziran  1962&#8242;de İnönü&#8217;nün II. Koalisyon hükümetine altı bakanla katılmıştır. Ancak  Bölükbaşı ve arkadaşları 27 Kasım 1963&#8242;te II. İnönü Koalisyonu&#8217;ndan ayrılarak  hükümetin düşmesine sebep olmuştur.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em>Alparslan Türkeş&#8217;in CKMP&#8217; ye Girişi ve CKMP&#8217;  de Yeni Kimlik<span>    </span><o:p></o:p></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">23 Şubat  1963 tarihinde Alparslan Türkeş&#8217;in Türkiye&#8217;ye dönüşü yelpazenin özellikle sağ  kanadında büyük bir hareketlenme meydana getirdi. Adalet Partisi içinde Gökhan  Evliyaoğlu idaresindeki bir grup aşırılar Türkeş&#8217;i AP&#8217;ye sokmak istemişler,  fakat parti buna karşı çıkmıştı. Bu karşı çıkışın asıl sebebi, bütün partilerin  Alparslan Türkeş&#8217; ten çekiniyor olmalarıdır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">2 Mayıs  1963&#8242;te bir basın toplantısı yapan Türkeş, &#8220;Ya parti kuracağız ya da mevcut  partilerden biri doktrinlerimizi benimseyecektir&#8221;<span>  </span>diyerek, Türkiye Huzur ve Yükselme Derneği&#8217;ni  kurduğunu açıklamıştır. Ancak Türkeş bir süre sonra Harp Okulu eski Komutanı  Talat Aydemir&#8217; in kalkıştığı ihtilâl girişiminin içinde bulunmakla suçlanmış ve  idam istemi ile yargılanmıştır. Dört ay kadar tutuklu kaldıktan sonra  Sıkıyönetim Mahkemesinde yargılanmış ve neticede beraat etmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Bu arada 17  Kasım 1963&#8242;te yapılan yerel seçimler halkın eğilimini göstermesi açısından  önemli bir olaydı. Seçimler muhalefetteki AP&#8217; nin zaferi ile sonuçlanmıştı.  Oyların, % 48.087&#8217;sini AP toplarken CKMP sadece %2,6 oranında oy  alabilmişti.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Bu  sonuçlardan da anlaşılacağı üzere AP büyük ölçüde güç toplarken ortaklarından  CKMP hızla zayıflamaktaydı.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Seçim  sonrasında her parti mensubu kendine göre birtakım öneriler ortaya atmaktaydı.  İşte bu ortamda koalisyonu oluşturan partiler arasında çözülmeler başlamış, CKMP  ve YTP birer gün ara ile hükümetten çekilmişlerdir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">23 Şubat  1963 tarihinde Türkeş ve arkadaşları Türkiye&#8217;ye döndüğünde, ülkedeki siyasî  atmosfer ve milliyetçi camia karanlık bir görüntüye sahipti. Türkeş ve  arkadaşlarının ülkenin kültürel, ekonomik, siyasî sorunları ve dış politikası  gibi konularda hazırlıklı oldukları, projeler geliştirdikleri faaliyetlerinden  anlaşılmaktaydı. Arkadaşlarıyla çeşitli görüşmeler yaptıktan sonra Alparslan  Türkeş, 22–23 Şubat 1964 tarihinde toplanan CKMP Kongresi sırasında bu partiye  katılma kararı almıştır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Alparslan  Türkeş CKMP&#8217;yi tercih edişinin temel sebebi kendisine çok sonraları sorulan &#8220;12  Eylül&#8217;den sonra parti kurmayı düşünmeyip DYP veya ANAP içinde kalmayı, kadroları  orada toparlayıp büyük kitle partisinde mücadele etmeyi düşünüp düşünmediği&#8221;  şeklindeki soruya verdiği şu cevaptan anlamaktayız;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">&#8220;Ben o  şekilde politika gütseydim 1965&#8242;te CKMP&#8217;de bulunmaz, Adalet Partisi&#8217;ne geçerdim.  O zaman da &#8220;milliyetçiler bugün Adalet Partisi&#8217;ndedir. Prof. Osman Turan,  Saadettin Bilgiç, Faruk Sükan vs. burada diye isimler sayıyorlardı. Biz de ona  karşılık Türk milliyetçiliğini siyasî aksiyon olarak iktidara getirmek  mecburiyetindeyiz dedik ve ayrı bir parti hâlinde çalışmaya koyulduk. Eğer bugün  de aynı şekilde düşünürsek MÇP küçüktür, gelişemez, ANAP var DYP var dersek,  yeni kadrolar yetişmez, idealistlik ortadan kalkar, idealizmimiz ölür. Ama bugün  ben hâlâ aksiyonun başında liderim. İdeolojinin temsilcisiyim. Prensipleri ben  koyarım. Bu iş tutacak ve hareket, göreceksiniz yine eskisi gibi büyüyecektir &#8221;  .</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Alparslan  Türkeş kendisi gibi vaktiyle MBK&#8217;de bulunan ve bilahare &#8220;14&#8242;ler&#8221; diye bilinen ve  MBK&#8217;den tasfiye edilen grupta beraber oldukları Mustafa Özdağ, Numan Esin&#8217;le  birlikte törenle CKMP&#8217;ye girmiş ve kısa bir zaman sonra da &#8220;parti müfettişliği&#8221;  ne getirilmiştir. Çok geçmeden MBK&#8217;nin dört eski üyesi de CKMP&#8217;ye  katılmışlardır. Alpaslan Türkeş&#8217;e yakınlıkları ile bilinen 60&#8242;dan fazla  politikacı partiye katılmış ve bu kongre, Ahmet Oğuz&#8217;un tekrar genel başkan  seçilmesiyle sonuçlanmıştır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Alparslan  Türkeş, 14&#8242;lerin ortaya koydukları görüşlerle partinin yeni bir güç kazanacağını  belirterek kongrenin bir an önce yapılmasını istedi. Kongrenin Haziran 1965&#8242;te  yapılması genel idare kurulu tarafından kararlaştırılınca Ahmet Oğuz, 17 Haziran  1965&#8242;te partiye yeni katılan Türkeş ve arkadaşlarının huzursuzluk yarattığını  belirterek genel başkanlıktan ayrıldı.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Bu gelişme  sonrasında CKMP&#8217;nin Türkeş ve arkadaşlarının katılımından sonraki ilk büyük  kongresi, 1 Ağustos 1965 tarihinde yapılmıştır. Bu tarihe kadar CKMP parti genel  müfettişi olan Türkeş, partinin taşra teşkilâtıyla sıcak ilişkiler içine girmesi  sonucunda kongrede Ahmet Tahtakılıç&#8217;a karşı genel başkanlık mücadelesini  kazanmıştır. Kongrede partinin eskiler kanadı Ahmet Tahtakılıç&#8217;ı, yeniler kanadı  ise Alparslan Türkeş&#8217;i aday göstermişlerdi. Tahtakılıç&#8217;ın 516 oyuna karşılık  Türkeş 698 oy almıştır. Bu tarihten sonra parti yeni bir kimlik  kazanacaktır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Türkeş&#8217;in  genel başkanlığa seçilmesinden sonra CKMP&#8217;de Türkeş ve ekibine bağlanmak  istemeyen bir grup partilinin mücadele vermektense ayrılmayı tercih ettikleri  görülmektedir. Nitekim CKMP&#8217;nin o günkü koalisyon hükümetinde Millî Savunma  Bakanı olarak vazife gören Afyon Milletvekili Hasan Dinçer, Köyişleri Bakanı  Eskişehir Milletvekili Seyfi Öztürk ile birlikte 6 milletvekili ve senatör  partilerinden istifa etmişlerdir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Bu  istifaları eski Adalet Bakanlarından Konya Milletvekili İrfan Baran&#8217;ın 2 Eylül  1965 tarihli istifası izledi. AP&#8217;ye geçen İrfan Baran istifa gerekçesi ile  ilgili olarak verdiği beyanatta &#8220;CKMP&#8217;nin şahsî ihtiraslarını devam ettiren eski  cunta üyelerinden kurulu bir topluluk hâline geldiğini ve bunun seçimler için  hazırlanan aday listesinden anlaşıldığını&#8221;<span>   </span>ileri sürüyordu. Bunların yerine yenilerin üç bakanı Mehmet Altınsoy,  Hazım Dağlı ve Mustafa Kepi kabineye girmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Alparslan  Türkeş siyasî hayatı boyunca, İrfan Baran&#8217;ın partiden ayrılırken ortaya koyduğu  bu ve buna benzer haksız ve mesnetsiz suçlamalarla daima karşılaşmıştır. Dikkat  edilirse, Türkeş&#8217;in CKMP&#8217;ye genel başkan seçilmesinde meşru ve demokratik  usuller uygulanmış, dolayısıyla bu durum bir siyasi partide olması gereken  şekliyle tecelli etmiştir. Bu gerçeğin bilinmesine rağmen Türkeş&#8217;in CKMP&#8217;ye  genel başkan olması, &#8220;tarihi yapana sadık kalmayan yazarlar&#8221; tarafından daima  bir &#8220;ele geçirme&#8221; şeklinde ifade edilmiştir. Bu ve buna benzer üstü örtülü ifade  tarzları ile yapılmak istenilen, Alparslan Türkeş&#8217;in 27 Mayıs Hareketi ile  ortaya çıkan &#8220;kudreti&#8221;ni meşru olmayan zeminlere dayandırmak suretiyle ona  birtakım olumsuz sıfatlar isnat edebilmektir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Bu arada 10  Ekim 1965 genel seçimlerinden çıkan sonuç Adalet Partisi&#8217;nin tek başına iktidarı  anlamına geliyordu. Seçim sonuçlarına göre; AP %53 oy ile 240 milletvekilliği  çıkarıyordu. Bu seçimlerde CKMP %2,2 oy ile 11 milletvekili çıkarabilmiştir. Oy  oranlarında büyük bir düşüş gözlenen CKMP&#8217;nin oylarının bir bölümü Millet  Partisi&#8217;ne kaymıştır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Seçimlerden  çok kısa bir süre önce CKMP bünyesinde ortaya çıkan değişikliğin hemen  sonuçlarını vermesi beklenemezdi. Türkeş ve arkadaşlarının partiye taze kan  getirdikleri doğrudur. Teşkilâtı genişletip, canlandırmışlardır. Bunda Türkeş  ekibinin askerlikten gelme ciddî, disiplinli, plânlı çalışmaları büyük rol  oynamıştır. Türkeş, CKMP müfettişi iken adım adım teşkilâtı dolaşmış, partili  olduğunu unutmuş, eski CKMP&#8217;cilerin isimlerini bulmuş, mektuplar yazmış,  toplantılar düzenlemiş ve onları yeniden partiye ısındırmıştır. Ayrıca yeni  iltihaklarla teşkilâtı genişletmiş ve güçlendirmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Ancak yeni  yönetimin iş başına gelir gelmez başta &#8220;faşizm&#8221; olmak üzere çeşitli eleştirilere  ve suçlamalara muhatap olması CKMP&#8217;nin gelişimini yavaşlatmıştır. Ayrıca  yukarıda da değinildiği gibi eski CKMP&#8217;lilerin bir kısmının partiden ayrılarak  başka partilere girmesi teşkilâtlanmanın büyük ölçüde yeni baştan yapılanmasına  sebep olmuştur.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Dolayısıyla  partinin 60&#8242;lı yıllardaki durumu bir program ve teşkilât yaratma ve benimsetme  çabaları ile sınırlı kalmıştır. 1970&#8242;li yıllar ise yeni bir isim ve imajla  birlikte kendini milliyetçi camiaya kabul ettirme ve kitleselleşme sürecini  ifade etmektedir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Bu süreçte  Alparslan Türkeş diğer parti liderlerinden farklı bir idealizm ve millî doktrin  ile siyasî sahneye çıkmıştır. Alparslan Türkeş, diğer siyasî partilerden farklı  ve yaratıcı bir programla halk karşısına çıkarak CKMP&#8217;de büyük bir değişimin  gerçekleşmesini sağlamıştır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Türkeş ve  arkadaşlarının yönetimi altında yapılan CKMP&#8217;nin ilk Büyük Kongresinin ortaya  koyduğu sonuçlar bunu göstermiştir. 24–25 Kasım 1967 tarihindeki kongreye  ilişkin olarak yapılan bir değerlendirmede şöyle denilmektedir. &#8220;Kongre klâsik  bir kanunî formaliteyi yerine getirmekten ziyade Türkiye&#8217;deki milliyetçilerin  toplanması ve bir kurultay havası içinde Türkiye&#8217;nin dertlerine değinilmesi  bakımından ilgi çekiciydi. Bilhassa bu milliyetçi kuruluşa henüz kayıtlarını  yaptırmamış milliyetçilerin kongreyi ilgiyle izlemeleri ve olumlu düşüncelerle  ayrılmaları, gelecekteki CKMP&#8217;ye katılmaların olacağını gösteren delillerdi&#8221;  .</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">1965–1967  yılları arasında parti teşkilâtının ve programının gelişimi ise şöyle  özetlenebilir; 1965 yılında CKMP&#8217;nin teşkilâtlandığı il sayısı 25 iken bu sayı  61 il ve 435 ilçeye yükselmiştir. Yine bu kongrede &#8220;Dokuz Işık&#8221; olarak  tanımlanan yeni doktrin parti teşkilâtına tanıtılmıştır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span> </span><strong><em>1969 Adana Kongresi Ve MHP’nin Doğuşu<span>      </span><o:p></o:p></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">CKMP&#8217;nin  hem fikrî hem de teşkilâtlanma düzeyinde milliyetçi camiayı temsil etme çabaları  8–9 Şubat 1969 tarihinde Adana&#8217;da toplanan Olağanüstü Büyük Kongresi ile  birlikte yeni bir aşamaya gelmiştir. 1965–1969 yılları arasındaki bu değişim  sürecini &#8220;Milliyetçi Hareket Partisi&#8221; ismi en anlamlı şekilde sembolize  etmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Bu isim  değişikliğinin gündeme gelişi birkaç yıl öncesine kadar uzanmaktadır. Bu dönemde  parti genel idare kurulunun tespit ettiği isimler arsında &#8220;9 Işık Partisi&#8221;,  Millî Hareket Partisi&#8221; ve &#8220;Milliyetçi Köylü Partisi&#8221; gibi isimler yer  almaktaydı. Daha sonra yapılan genel idare kurulunun toplantılarında kongreye  teklif edilecek isim olarak &#8220;Millî Hareket Partisi&#8221; ismi ağırlık kazanmıştır.  Aynı toplantılarda partinin ambleminin de bu isme uygun olarak Türk-İslâm  ülküsünü sembolize edecek bir şekilde olması kararlaştırılmıştır. Sonuç olarak  &#8220;millî&#8221; kavramının kullanılabilmesi için Bakanlar Kurulu&#8217;nun iznine bağlı olması  gibi bazı bürokratik engeller sebebiyle genel idare kurulu, &#8220;Milliyetçi Hareket  Partisi&#8221; isminde karar kılmıştır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Bu isim  kabul edildikten sonra partinin amblemi de değiştirilmiş, &#8220;Terazi&#8221; olan eski  amblem yerine &#8220;Üç hilâl&#8221; sembolü benimsenmiştir. Gençlik kollarının amblemi ise  &#8220;Hilâl içinde Kurt&#8221; motifi benimsenmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Milliyetçi  Hareket Partisi bu tarihten itibaren Türk siyasî hayatında yerini almıştır. Bu  tarihten sonra milliyetçi camianın özellikle de aydınların ilgisini üzerinde  toplamıştır. Milliyetçi akımın değer ve amaçlarını Türkiye&#8217;ye tanıtmaya  çalışmıştır. Bu nedenle 1969 yılı milliyetçi akım için bir başlangıç teşkil  eder. Ancak her ne kadar Milliyetçi Hareket Partisi 1969 yılında kurulmuş gibi  gözükse de asıl hareketlenme Türkeş&#8217;in CKMP bünyesine katılımı ile  gerçekleşmiştir. Asıl temeller de bu tarihten itibaren atılmaya  başlanmıştır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">MHP&#8217;nin  1969 yılında ortaya çıkışını, Türk milliyetçiliği adına ortaya konan bir siyasî  tavır olarak kabul etmek gerekir. Bu tavrı, Atatürk&#8217;ün ölümüyle birlikte atıl  kalan, pasifleştirilen ve sınırlı sayıdaki aydınlarımızın zihinlerinde muhafaza  edilmeye çalışılan Türk milliyetçiliği fikriyatının, saklandığı zihinlerden  tekrar çıkarılması ve ataletten kurtarılması şeklinde mütalâa etmek  mümkündür.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Çok partili  hayata geçişle birlikte kurulan, 1945&#8242;te Millî Kalkınma Partisi, 1946&#8242;da  Demokrat Parti, 1948&#8242;de Millet Partisi, 1952&#8242;de Türkiye Köylü Partisi ve 1957&#8242;de  Cumhuriyetçi Köylü Partisi&#8217;nin kendi dönemleri içinde Türk siyasî hayatında  bıraktığı tesirler MHP&#8217;nin gelişme zeminini hazırlayan olaylardır. Yukarıda adı  geçen bütün bu siyasî partiler millî şef döneminin antidemokratik uygulamalarına  tepki olarak farklı zaman ve zeminlerde ortaya çıkmışlar, birtakım farklılıkları  olmakla birlikte hemen hemen hepsi aynı &#8220;milliyetçi çizgi&#8221; üzerinde  siyasetlerini geliştirmeye çalışmışlardır. MHP ise ortaya koyduğu ideoloji ile  bu partilerin farklılıklarını ortadan kaldırarak onların bir yekûnu ve Türk  milliyetçiliği fikriyatının ulaşması gereken tarihî ve tabiî sonucu olmuştur.  Dolayısıyla MHP&#8217;nin doğuşu Atatürk dönemi sonrasında Türk milliyetçiliğinin  geçirdiği çetin ve sert aşamaların tabiî bir sonucudur. Türk milliyetçiliği, hak  ettiği kıymeti 1969&#8242;dan itibaren MHP&#8217;nin ortaya koyduğu siyasî söyleminde  bulacaktır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">MHP, diğer  partilerde görüldüğü gibi yukarıdan bir emirle kurulmuş veya herhangi bir  partinin bakiyeleri üzerine oturmuş bir siyasî teşekkül olarak da doğmamıştır.  Tam aksine tarihî bir görevi, toplumun şartlarına göre, adım adım gerçekleştirme  idealini benimseyen, milletin temel değerlerine sahip çıkan bir parti  hüviyetiyle oluşmuştur.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Bu tarihten  sonra MHP yeniden teşkilâtlanma dönemini yaşamıştır. Yine bu süre içerisinde  &#8220;14&#8242;ler&#8221;den Türkeş&#8217;e yakınlığı ile bilinen bazı isimlerin partiden ayrıldığı  görülür.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">MHP yeni  adı ile ilk defa 12 Kasım 1969 seçimlerine girdi. Bu seçimler sonucunda oy  oranını 1965 seçimlerine göre artırmasına rağmen %3.03 oranında oy topladı ve  yalnızca Alparslan Türkeş Adana Milletvekili olarak Meclise girebildi. Bu  dönemde sesini sık sık duyurabilmesine ve örgütlenme özelliklerine rağmen  MHP&#8217;nin belli bir seçmen tabanı dikkat çekmektedir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">MHP&#8217;nin  sadece ismine ve sembolüne baktığımızda onun ideolojisi hakkında az çok bir  fikre sahip olabiliriz. MHP&#8217;nin ideolojisinin birinci boyutunu Türk-İslâm  sentezi oluşturur. Bu sentez parti kurulduğunda ortaya atılan bir olgu değildir.  Senelerden beri var olan ve günümüze kadar gelen birtakım değerlerin  birleşimidir. Bu değerler birleşimi Ziya Gökalp&#8217;ın &#8220;Türkleşmek, İslâmlaşmak,  Muasırlaşmak&#8221; formülüne dayandırılabilir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Orhan  Türkdoğan&#8217;ın da dediği gibi ilk defa bir parti dinin Türk toplumu içindeki  yerini ve değerini belirtmiştir. O güne kadar bir teori şeklinde yer alan din ve  milliyetçilik sentezi artık MHP ile birlikte siyasî hayata geçiriliyordu.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">MHP&#8217;nin  ideolojisinin ikinci boyutunu &#8220;Dokuz Işık&#8221; doktrini oluşturmaktadır. Alparslan  Türkeş bu boyutu &#8220;Görüşlerimizin temeli Türk milliyetçiliği ise siyasî aksiyonun  dayandığı doktrin 9 Işık&#8217;tır&#8221; şeklinde özetlemiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Çeşitli  tarihlerde kabul edilmiş parti programlarında ve Türkeş&#8217;in eserlerinde MHP&#8217;nin  amacı &#8220;yeni bir devlet düzeni kurmak&#8221; olarak belirtilir. Dündar Taşer ise bu  amacı &#8220;Milliyetçi hareket, yeni bir yolun takipçisidir. Bu yol, Türk milletini  millet yapan unsurları, asıl benliğine kavuşturmak, ona sonradan eklenmiş, ondan  olmayan, onun öz benliğine aykırı olan yamalardan kurtarmaktır&#8221;<span>  </span>şeklinde izah etmektedir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Bu düzeni  kurmak için &#8220;İslav Marksizmine&#8221; veya Anglo-Sakson kapitalizmine&#8221; gerek  olmaksızın &#8220;üçüncü bir yol&#8221; önerilmektedir. Bu üçüncü yol &#8220;dünya proleteryası  diktatoryası kurma ütopyasına bir tekme vurup tam olarak Türk Milletinin  güçlenmesini amaç edinen bir millî ülkü&#8221; olacaktır. Bu ülkü &#8220;Türk Milletinin  toplum olarak büyük bir hızla kalkınmasını sağlayacak yüzde yüz yerli, yüzde yüz  millî bir doktrin olmalıdır.&#8221; Bu doktrinin ruhu &#8220;Her şey Türk Milleti için,  Türk&#8217;e doğru Türk&#8217;e göre prensipleri olmalıdır denilmektedir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">MHP  antikomünist ve antikapitalist bir tutum aldığını açıklarken &#8220;üçüncü yol&#8221;un  gerçekleşmesinde &#8220;Dokuz Işık&#8221;ın esaslarını şöyle açıklamaktadır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong>1- Milliyetçilik<o:p></o:p></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Millî  birlik ve bütünleşmenin tesisinde, millî mukaddesler, şuur ve ülküler etrafında  kaynaşmış bir toplum olmada insanlarımızı güçlü ve Büyük Türkiye Ülküsü yolunda  harekete geçirmede, kalkınmanın psikolojik dinamiğini teşkil edeceğine inanılan  milliyetçilik, Türk Milletine karşı beslenen derin sevginin bir ifadesidir.  Kalbinde başka bir ırkın gururunu taşımayan ve kendini samimî olarak Türk  hisseden ve Türklüğe adayan herkes Türk&#8217;tür. Türk Milletine mensup olan herkes,  bu milletin haklarını daima her çeşit tesirlerden uzak, her şeyin üstünde  bulundurulması için çalışmak zorundadır. Bu sebepten dolayı milliyetçilik, Türk  Milletinin içinde bulunduğu müşkül durumdan bir an önce en modern en ilmî  metotlarla çıkarılacak, en kısa yoldan modern uygarlığın en ön safına  geçilmesini sağlama duygusundan kuvvet alır. Özetle her şey Türk Milleti için,  Türk Milleti ile beraber ve Türk Milletine göre sözleriyle anlatılabilecek  milliyetçilik ilkesi Türk Milletine bağlılık, sevgi, Türkiye devletine sadakat  ve hizmettir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong>2- Ülkücülük<o:p></o:p></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Nemelâzımcılığın,  vurgunculuğun, kozmopolitliğin yaygınlaştığı bir cemiyet yapısında feragati,  fedakârlığı ön plâna alan devlet ve millete hizmet aşkını ifade eden ülkücülük  Türk Milletini en kısa yoldan, en kısa zamanda modern uygarlığın en üst  seviyesine çıkarmak, mutlu, müreffeh hâle getirmek, bağımsız, özgür, kendi  haklarına sahip hayata kavuşturmaktadır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Ülkücülük  bir macera fikri değildir. Türkiye&#8217;yi hiçbir zaman tehlikelere, risklere,  maceralara sürüklemeyecek bir yol üzerinde bulunmayı esas kabul eder. İlim, akıl  ve tecrübe ülkücülüğün ruhunu oluşturur.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong>3- Ahlâkçılık<o:p></o:p></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Manevî  değerlerin ayaklar altında çiğnendiği, insanlarda Allah korkusunun, acıma  duygusunun, vicdan muhasebesinin zayıfladığı, her geçen gün yozlaşan ve çözülen  sadece, maddeye önem veren bir toplum yapısından; birbirini seven sayan, beşerî  ilişkilerde ahlâklı ve faziletli, maneviyatta en yükseğe çıkmış bir toplum  olarak en yüksek moralle kalkınma davasına koşabilmek için gerekli olan  ahlâkçılık ilkesi, Türk milletinin ruhuna örf ve âdetlerine uygun yüksek  varlığını korumayı ve geliştirmeyi öngören esaslara dayanır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Şüphesiz  ahlâkçılık çok önemli bir prensiptir. Ahlâk herkesin esasıdır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Ahlâkı  olmayan bir toplumun hiçbir işi başarılı olamaz ve o toplumda hiçbir şey yolunda  gitmez. Fakat ahlâkçılığın dayandığı birtakım temeller vardır. Bizim  ahlâkçılığımızın dayanacağı temeller şunlardır: Türk ahlâkı, Türk geleneklerine,  Türk ruhuna, Türk Milletinin inançlarına ve İslam’a uygun olacaktır. Türk ahlâkı  hiçbir zaman tabiat kanunlarına aykırı olmayacak, tabiat kanunlarıyla da  bağdaşan birtakım temellere dayanmış bir ahlâk olacaktır. Türk milletinin  yaşamasına zararlı olacak kaideler Türk ahlâkçılığının içinde yer alamaz. Bizim  ahlakçılığımız İslam ahlakından ileri gelir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong>4- İlimcilik<o:p></o:p></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">&#8220;İlim  Çin&#8217;de de olsa arayınız&#8221; düsturunun ışığında dünya çapında bir âlimler ordusu  yetiştirmeyi gaye edinecek en kısa zamanda, en kısa yoldan muasır milletler  seviyesinin üstüne çıkma ülküsü yolundaki gayretlerde müspet ilimlere olan  ihtiyacın bir ifadesi olarak ilimcilik, olayları ve varlığı ön yargılardan ve  art düşüncelerden sıyırarak ilim mantalitesiyle incelemek ve girişilecek her  çeşit faaliyette ilmi önder yapma prensibidir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong>5- Toplumculuk<o:p></o:p></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Bir yandan  &#8220;Komşusu açken tok yatan bizden değildir&#8221; inancıyla, diğer yandan milletimizin  &#8220;Devlet Baba&#8221; geleneği içerisinde toplumun her ferdini gözetip, &#8220;Dağda kaybolan  koyundan sorumluluk duymak&#8221; felsefesi ile insanımıza yaklaşmanın ve kucaklamanın  yolu olarak ifade edilen toplumculuk, her çeşit faaliyetin toplum yararına  olacak şekilde yürütülmesi görüşüdür. Üç ayrı bölümde izah edilebilir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span> </span>A- Özel Teşebbüs: Toplumun kalkınmasında özel  teşebbüs desteklenip, himaye edilecektir. Ancak bu konuda işverenle işçinin  karşılıklı olarak haklarının korunması ve bu iki tarafın münasebetlerinin  milletin zararına olmayacak şekilde kontrol, tanzim ve nezaret altında  bulundurulması şarttır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">B- Küçük  Sermayelerin Birleşmesi: Memleketimizde yapılması icap eden büyük işlerin  başarılması için halkın elindeki küçük tasarruflar teşvik edilerek devlet  tarafından tanzim ve organize edilerek halkın sermayedar olacağı büyük ekonomik  teşebbüslere girişilmesini gaye edinen bir görüştür.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">C- Sosyal  Yardım ve Güvenlik Teşkilâtı: Türk milletini içine alacak bir sosyal yardımlaşma  ve güvenlik teşkilâtı meydana getirmek görüşüdür. Ayrıca sağlık ve adalet  güvenlinin sağlanması da düşünülen diğer bir iştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong>6- Köycülük<o:p></o:p></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">İleri ve  modern bir tarım seviyesine ulaşmış her türlü sanayi imkânlarının tahsis  edilerek tarım sanayi yapısına kavuşmuş; devletin her türlü hizmetlerinden  yararlanılmak suretiyle yokluk ve sefaleti yenerek milletin sosyal dilimleri  içerisinde lâyık olduğu yeri alacak köycülük ilkesi geliştirilmiştir. Köylünün  tefecilerin elinden kurtarılması ve ihtiyacı olan kredi ve diğer yardımların  sağlanması için kooperatifleşmeyi hedef alır. Bilhassa orman bölgesinde yaşayan  köylüleri öncelikle ve hızla refaha kavuşturmak amacını güder .</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><span> </span>7-  Hürriyetçilik ve Şahsiyetçilik<o:p></o:p></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Kişi ve  toplum mutluluğunu engelleyici bütün tesirleri yıkarak hürriyetleri sağlama ve  korumayı devletin asıl görevi sayan bir anlayışla zulme, baskıya, sömürüye,  güdümlü toplum olmaya karşı insan şeref ve haysiyetini temel hak ve hürriyetleri  gerçekleştirmeyi, inançları serbestçe yaşamayı ilke edinen bir zihniyet  içerisinde hürriyetçilik ve şahsiyetçilik ilkesi geliştirilmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Burada  bahsedilen &#8220;Hürriyet&#8221; Birleşmiş Milletler Anayasası&#8217;nda yazılı olan bütün  hürriyetlerin sağlanması anlamında kullanılmıştır. (Söz, vicdan, yazı, bilim  hürriyeti, sosyal, ekonomik hürriyet &#8230;)</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong>8- Gelişmecilik ve  Halkçılık<o:p></o:p></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Millî  şahsiyeti koruyarak kesintisiz bir olgunlaşma, ilerleme ve yücelme ülküsü  içerisinde halkın menfaatlerini en geniş şekilde ve aynı yöntemle yönetim ve  denetim imkânları tanıyarak egemenliğin gerçek sahibi ve kaynağı olan Türk  halkının her iyi şeye lâyık olduğu inancı içinde gelişmecilik ve halkçılık  ilkesi geliştirilmiştir. Bu ilke; elde edilenle yetinmemek ve daima daha  ilerisini istemek ve bunu elde etmek için gayret göstermek şuurudur. Ancak bu  gayret ve çabalarda Türk milletinin tarihinden, millî benliğinden ve kökünden  kopmadan yükselmek ve ilerlemek esas gayedir. Yapılacak her işte halka doğru  halkla beraber olmayı ilerlemenin ve yükselmenin vazgeçilmez bir prensibi olarak  kabul eder.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong>9- Endüstricilik ve  Teknikçilik<o:p></o:p></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Ülkemizi en  kısa zamanda ve en kısa yoldan bir bilgi toplumu hâline getirerek en yeni  teknolojileri araştıran, bulan, elde eden bir toplum olarak dünyanın en gelişmiş  ülkelerinin yanında şerefli yerini almasını sağlayacak sanayileşmeyi, teknolojik  kalkınmayı başarmak ve hiçbir zaman lâyık bulmadığımız &#8220;gelişmekte olan ülkeler&#8221;  sınıfından kurtularak &#8220;gelişmiş, kalkınmış, endüstri ötesi toplum&#8221; gibi  sınıflara bir an önce erişmesini temin gayesiyle ifade olunur.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">MHP&#8217;ye göre  &#8220;Devlet bölünmez bir bütün olan milletin teşkilâtlanmış hâlidir&#8221; . Bu  teşkilâtlanmayı en iyi biçimde gerçekleştirecek olan da &#8220;millî devlet&#8221;tir. Millî  devlet ise şu şekilde ifade edilmektedir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Birinci  anlamda millî devlet, devletin tek ve aynı milletten kurulduğunu ifade eder.  Millî devlet fikri ile milliyetçilik hukukî bir anlam kazanır. TC millî bir  devlettir. Bir milletin kendi bağımsız devletini kurmasına, ona kendi adını,  ülküsünü ve özelliklerini vermesine millî devlet adı verilir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Millî  devlet emperyalizme karşı olup, devletlerin eşitliği ilkesine inanır. Millî  devletin görevi adını taşıdığı milletin varlığını devam ettirmek, onu korumak ve  yüceltmektir. Millî devlet, ülke ve milleti bölmek isteyen her davranışı yok  etmek zorundadır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span> </span>İkinci anlamda millî devlet; devletin  kendisini meydana getiren milletin bütün fertlerini ve sosyal dilimlerini  kucaklamak, onlara eşit bir şekilde hizmet etmektir. Bu anlamda millî devlet,  bir hizmet ve refah devletidir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Millî  devlette, devleti yöneten, iktidara sahip olan milletin bütünüdür. Milletin  üstünde hiçbir fert, zümre veya sınıf, devleti yönetemez.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">MHP&#8217;nin  1977 seçim beyannamesinde millî devletten şöyle söz edilmektedir. &#8220;Ancak güçlü,  dinamik, etkili bir devlettir ki, hızlı ve gerçekçi bir kalkınmayı  gerçekleştirebilir. Bizim anlayışımızda iktisadî ve manevî kalkınmanın öncüsü,  motoru ve mimarı, millî devlettir&#8221;.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Partinin  çeşitli yayınlarında sınıf sözcüğü kullanılmamaya özen gösterilerek toplumun  altı sosyal sınıfa ayrıldığı belirtilir. İşçi, köylü, esnaf, memur, işveren ve  serbest meslek sahiplerini kapsayan bu dilimlerden her birine devlet eşit bir  şekilde muamele etmelidir. Ayrıca Meclis de bu altı sosyal sınıfın  temsilcilerinden oluşacaktır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Irkçılığı  reddeden MHP &#8220;millî&#8221; ya da &#8220;siyasî demokrasi&#8221; diye tanımladığı bir sistemi  benimsemiştir. Siyasî demokrasi, siyasî hürriyetler rejimidir. Siyasî demokrasi  milletin bütün fertlerinin siyasî kararların alınmasına, siyasî organlara  (parlâmento, belediye, vs.) seçme ve seçilme şeklinde katılır. Parlâmento siyasî  temsil organı olduğundan, gerçek siyasî demokrasiden bahsedebilmemiz için  parlâmentoda milleti meydana getiren bütün sosyal dilimlerin temsil edilmesi  gerekir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><span style="text-transform: uppercase">12  Eylül Sonrasında Milliyetçi Hareket Partisi<o:p></o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Darbe ile  birlikte devlet yönetimine el konulmuş, yasama ve yürütme yetkilerinin MGK  tarafından kullanılacağı açıklanmış, kısa zamanda bakanlar kurulu kurularak  yürütme yetkisinin bu kurula bırakılacağı, her kademedeki siyasî faaliyet  durdurulmuş, parti başkanlarının can güvenliğini sağlamak amacı ile TSK&#8217;nin  koruma ve gözetiminde belirli yerlerde ikamete tabi tutulmuşlar, parlâmento ve  hükümet feshedilmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">13 Eylül  1980 tarihinde Bülent Ecevit ile Süleyman Demirel Gelibolu Hamzakoy&#8217;da,  Necmettin Erbakan ise İzmir Uzunada&#8217;da gözetime alındılar.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Bundan  sonra AP&#8217;den 7, CHP&#8217;den 25, MHP&#8217;den 11, MSP&#8217;den 5 kişi de gözetime alındılar.  MHP lideri Alparslan Türkeş ise müdahalenin üçüncü günü teslim olmuş ve  Uzunada&#8217;ya gönderilmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">27 Ekim  1980 tarih ve 2323 sayılı kanunla faaliyetleri durdurulan siyasî partiler, 16  Ekim 1981 tarih ve 2533 sayılı Siyasî Partilerin Feshine Dair Kanun ile tümden  feshedildi ve partilerin para dâhil taşınır veya taşınmaz bütün mal varlıkları  hazineye devredildi. Aynı yasa ile 13 Temmuz 1965 tarihli SPK&#8217;da yürürlükten  kaldırıldı.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">29 Nisan  1981 tarihinde ise MHP hakkında &#8220;Anayasal düzenin, cumhuriyetçilik ve demokrasi  ilkelerine aykırı olarak devletin tek bir kişi tarafından yönetilmesi amacına  yönelik değiştirilmesine zor yoluyla kalkışmak; Türkiye ahalisini birbiri  aleyhine silâhlandırarak toplu kıyıma yönlendirmek, toplu kıyıma neden olmak, bu  cürümlere katılmak; TCK&#8217;nin 149 ve 146. maddelerinde yazılı cürümleri, işlemek  için silâhlı cemiyet oluşturmak&#8221; vb. iddialarıyla askeri savcılıkça, kamu davası  açılmıştır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">MHP ve  Ülkücü Kuruluşlar Davası 5 yıl, 11 ay, 8 gün sürmüş, 333 duruşmaya sahne olmuş  ve 7 Nisan 1987&#8242;de neticelenmiştir. Ankara 1 Numaralı Askerî Mahkemesinde  görülen 392 sanıklı davada MHP lideri Alpaslan Türkeş&#8217;e 11 yıl, 1 ay, 10 gün  hapis cezası verilmiştir. Partinin genel idare kurulu üyelerinin tamamı beraat  ederken 5 sanık hakkında idam cezası verilmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span> </span>150 sanığın beraat ettiği davada 9 sanık  hakkında müebbet hapis, 219 sanık hakkında 6 yıl ilâ 36 yıl arasında değişen  hapis ve 6 sanık hakkında da görevsizlik kararı verilmiştir. 3 sanık hakkındaki  dava düşerken, 2 sanık da yargılama sırasında vefat etmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Yargılama  süresi içinde kalbinden rahatsızlanan Alparslan Türkeş 29 Mayıs 1983&#8242;te Askerî  Mevkii Hastanesine kaldırılmıştır. 4 yıl, 5 ay, 28 gün tutuklu kalan MHP lideri  tutuklu kaldığı süre göz önünde bulundurularak bir gün hapis cezasından sonra  tahliye edilmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Aslında  iddianamenin temel hareket noktası, MHP&#8217;de tecessüm eden Türk milliyetçiliği  fikriyatını, faşizmin ve nasyonal sosyalizmin bir türevi gibi değerlendirme  anlayışıydı. Bu hususa işaret eden Türkeş, &#8220;Devlet ve millet adına görev ifa  eden bir makamda bulunan kişilerin milliyetçilik fikrini suçlamaları millî  birliği sabote edilmek istenen bu ülkenin geleceğinde tahripkâr neticeler  doğuracaktır.&#8221; değerlendirmesini yapmıştır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Ayrıca  Alparslan Türkeş 12 Eylül&#8217;le ilgili şu değerlendirmeyi yapmaktadır; &#8220;12 Eylül  Hareketi&#8217;nin yapılmasına lüzum yoktu, ülkenin her yerinde sıkıyönetim ilân  edilmişti. Bu şartlar altında sıkıyönetim müesseseleri hakkıyla görevini  yapsaydı, terör kısa zamanda çözümlenirdi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">12 Eylül  Hareketi&#8217;nin vatana, devlete kazandırdığı hiçbir şey yoktur. Türk devletinin  temel felsefesi olan milliyetçiliği ezmiş, milliyetçileri lekeli ve suçlu  insanlar olarak göstermiş ve Türk milletini yaşatacak düşünce olan Türk  milliyetçiliğini korkulup, benimsenmemesi icap eden bir düşünce olarak  insanların zihinlerine yerleştirmeye çalışmıştır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Ülkücülere  duyulan garazkârlık dolayısıyla, onları karalamak için Atatürk milliyetçiliği  tabiri icat edilmiş ve ilme aykırı olan bu deyim Anayasa&#8217;ya geçirilmiştir. Oysa  Atatürk&#8217;ün kendisi bile konuşmalarında &#8220;müfrit milliyetperveriz&#8221; demekle hiçbir  zaman Atatürk milliyetçiliği diye bir tabir kullanmamıştır&#8221;.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Esasında 12  Eylül mahkemelerinde yapılmak istenen farklı bir milliyetçiliğin  kavramlaştırılması ile MHP&#8217;nin temsil ettiği milliyetçilik anlayışının meşruiyet  zeminini yok etmektir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span> </span><strong><span style="text-transform: uppercase"><span> </span>Yeniden Partileşme ve Muhafazakâr Parti<span>   </span><o:p></o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Yeni  partilerin kurulduğu 1983&#8242;te MHP kadrolarının önemli bir bölümü ANAP&#8217;ta, daha  küçük bir kısmı da DYP&#8217;de yer aldılar. MHP&#8217;yi müstakil olarak sürdürmek isteyen  kadrolar ise 7 Temmuz 1983&#8242;te Muhafazakâr Parti&#8217;yi kurdular. MP&#8217;nin kurucular  listesinde yer alan bazı isimler şunlardır; Mehmet Pamak, Ali Koç, Ahmet Karaca,  M. Kazım İlkhan, Ahmet Ersen, Kemalettin Toros, Kani Özden, Ahmet Özsoy ve  Sabahattin Çankaya.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">MHP&#8217;nin  lideri Alpaslan Türkeş&#8217;in manevî desteğini de alan MP, özellikle Türk  milliyetçilerini çatısı altında toplamak için büyük gayret sarf etmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Partinin  ilk genel başkanlığına Danışma Meclisindeki çalışmaları ile dikkat çeken Mehmet  Pamak seçilmiştir. Muhafazakâr Parti&#8217;nin kuruluş dilekçesi İçişleri Bakanlığı&#8217;na  verilirken adının başında bulunan &#8220;Cumhuriyetçi&#8221; kelimesi Cumhuriyet  Başsavcılığının itirazı üzerine kaldırılır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Muhafazakâr  Parti Programı &#8220;Hür Millet&#8221;, &#8220;Mili Devlet&#8221; ve &#8220;Güçlü İktidar&#8221; vaat eder. Program  dikkatle incelendiğinde MHP programı ile benzerlikler hemen göze çarpar.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">1985  yılında MP içinde yeni bir kadro değişikliği gerçekleşir. Ali Koç Genel Başkan,  M. Ali Erdoğan Genel Başkan Yardımcısı, İbrahim Dönmez de Genel Sekreter  olur.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">MP I. Büyük  Kongresi 30 Kasım 1985 günü Ankara&#8217;da yapıldı. Kongrede tek aday olarak  gösterilen Ali Koç Genel Başkan olurken, partinin adı &#8220;Milliyetçi Çalışma  Partisi&#8221; olarak değiştiriliyordu. Türkiye üzerinde yükselen bir çınar ağacından  oluşan eski parti amblemi yerine kırmızı zemin üzerinde beyaz bir hilâl ve  etrafından &#8220;9 Işık&#8221;ı temsilen 9 yıldızdan oluşan yeni amblem kabul ediliyordu.  1987 yılı içerisinde MÇP iki olağanüstü kongre yaşamıştır. Birincisi Genel  Başkan Ali Koç&#8217;un istifası üzerine 19 Nisan günü Ankara&#8217;da gerçekleştirilmiştir.  Abdülkerim Doğru&#8217;nun Genel Başkan seçilmesiyle sonuçlanan kongrede Devlet  Bahçeli Genel Sekreterliğe getirilmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span> </span>MÇP Genel Başkanlığa seçilen Abdülkerim  Doğru&#8217;nun eski MSP milletvekili olması birtakım tartışmalara sebebiyet  vermiştir. MHP&#8217;nin temelini oluşturan milliyetçilik fikri din ile bir çatışma  hâlinde kesinlikle olmamasına rağmen, &#8220;Din&#8221; karşısında &#8220;Milliyetçilik&#8221;in ikinci  plâna düştüğü yorumları yapılmıştır<span>  </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">6 Eylül  1987&#8242;de referandumla siyaset yasağı kalkan Türkeş, 20 Eylül 1987&#8242;de MÇP’ ye  kaydını yaptırmıştır. Bu gelişme sonrasında olağanüstü kongre kararı almış ve 4  Ekim 1987&#8242;de yapılan II. Olağanüstü Kongrede 210 delegenin oyunu alan Alparslan  Türkeş MÇP Genel Başkanlığına seçilmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">26 Kasım  1987 Genel Seçimleri MÇP için ilk ciddî sınav olmuş, ancak arzu edilen başarı  sağlanamamıştır. MÇP bu seçimlerde %2.91 oranında oy almıştır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">MÇP&#8217;nin II.  Olağan Kongresi 27 Kasım 1988 tarihinde gerçekleştirilmiş, Alparslan Türkeş  yeniden Genel Başkan seçilmiştir. Ayrıca bu kongrede parti programında  değişiklikler yapılmış ve 9 Işık doktrini temel prensip olarak programın  çatısını oluşturmuştur.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">MÇP, 26  Mart 1989&#8242;daki yerel seçimlerde Türkiye çapındaki oy oranını %4,1’e yükseltti.  20 Ekim 1991&#8242;de yapılan genel seçimlere ise MÇP, RP ve IDP ile seçim ittifakı  yaparak girmiştir. %16.9 oranında oy alan bu ittifak parlâmentoya girmeye hak  kazanmıştır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span> </span>Seçimden kısa süre sonra ittifaktan ayrılan  Alparslan Türkeş ve 18 arkadaşı &#8220;Demokratik Hareket Partisi(DHP)&#8221;ni kurdular. 29  Aralık 1991&#8242;de yapılan III. Olağan Kongre de bu 19 milletvekili MÇP&#8217;ye  katılmışlardır. Böylelikle DHP kendi kendini feshetmiş oluyordu. Bu kongrede  Alparslan Türkeş yeniden Genel Başkan seçilmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><span style="text-transform: uppercase"><span> </span>Yeniden MHP<span>   </span><o:p></o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Siyasî  partileri kapatan 12 Eylül yönetimince yasalaştırılan &#8220;Siyasî Partilerin Feshi  ve Kanun&#8221;un 19 Haziran 1982&#8242;de iptaliyle MHP&#8217;nin yeniden açılması gündeme  gelmiştir. Bazı yöneticiler MHP&#8217;nin maddî ve fikrî potansiyelini kucaklayamayan  MÇP&#8217;nin yeniden açılacak MHP&#8217;nin bir bileşeni olması gerektiğini  savunuyorlardı.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">MHP&#8217;nin  yeniden açılması tartışmaları devam ederken 27 Aralık 1992 günü toplanan MHP&#8217;nin  son kurultayında delegeler, partinin feshine, isminin ve ambleminin MÇP  tarafından kullanılabileceğine karar vermişlerdir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Bu gelişme  üzerine 24 Ocak 1993&#8242;te yapılan Olağanüstü Kongreyle MÇP, MHP adını almış ve üç  hilâlli amblemin tekrar kullanılmasına karar verilmiştir. Böylece MHP ikinci  defa doğmuş, &#8220;Milliyetçi Hareket&#8221; adıyla temsil edilen yaklaşık 30 yıllık  misyon, bütün olumsuzluklara rağmen ayakta kalmayı başarmıştır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Cumhuriyet  dönemi siyasî partileri içinde MHP, girdiği her seçimde oy oranını daima  yükseltebilen nadir siyasî partiler arasında gösterilmektedir. MHP,  milliyetçiliğin popülerleştiği bir siyasî atmosferde 27 Mart 1994 mahallî  seçimlere girerek %8.18 oranında oy ile tarihindeki en yüksek gücüne  ulaşmıştır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">MHP&#8217;nin bu  yükselişine şüphesiz &#8220;ılımlı, makul, uzlaşmacı, sorumlu, bilge devlet adamı&#8221;,  görüntüsü çizen Türkeş&#8217;in büyük payı olmuştur.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Netice  itibarıyla MHP&#8217;nin 1989 mahallî seçimlerinden sonra çizdiği yükselen grafik,  fikrî alt yapısını koruyarak daha geniş kitlelerin hissiyatına tercüman  olmasına, fikir partisi ile kitle partisi olmanın gereklerini bağdaştırabilen  bir yapıya kavuşmasına bağlayabiliriz .</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Ancak  Aralık 1995&#8242;te yapılan genel seçimlerde MHP %8.18 oy toplamasına rağmen %10  barajını aşamadığı için TBMM&#8217;ye milletvekili sokamamıştır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Alparslan  Türkeş&#8217;in 1964 yılında siyasete doğrudan girmesiyle başlayıp 1969 yılında  tamamlanan süreçte Türk milliyetçiliği davası, derlenip toparlanmaya, daha  doktriner bir hüviyet kazanmaya başlamış, kendi özgün ve dinamik siyasi  partisine kavuşmuştur. Bu süreç, dağınık, siyasi etkinliği çok zayıf ve özgüven  bunalımı yaşayan bir camianın varlığını çok iyi gözlemleyen, Türk milletinin  yeni bir dirlik, birlik ve kalkınma hamlesine ihtiyacı olduğunu hisseden siyasî  iradenin, inancın, kararlığın ürünüdür.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span> </span>Yani Merhum Liderimiz Alparslan Türkeş&#8217;in  önderliğindeki kadronun iradesinin ve çabalarının eseridir. Milliyetçi-ülkücü  hareket, büyük ve güçlü Türkiye&#8217;nin mimarı olarak doğmuş ve gelişmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Türk  milliyetçiliği hareketinin yeniden yapılandırılması aşamasını, bütün  milliyetçilerin, vatanseverlerin, bütün dağınık parçaların bir araya getirilmesi  ile fikri alt yapının geliştirilmesi ve projelerin ortaya konması aşaması  izlemiştir. Tabi bütün bu aşamalar, çok zorlu ve uzun soluklu bir mücadeleyi,  ilmik ilmik örülme anlamında zahmetli çabaları ifade etmektedir. Çünkü Türk  milliyetçileri, önlerine çıkartılan birçok engeli aşmak, yoğun karalama  kampanyalarını göğüslemek için olağan üstü çabalar sarf etmek zorunda  kalmışlardır. Türk milliyetçiliği davasının doğrudan siyasi alana taşındığı,  yani rahmetli Başbuğumuzun Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi&#8217;nin genel başkanı  seçildiği günden itibaren başta faşizm olmak üzere sürekli eleştiriler  yöneltilmesi, Türk gençliğinin çeşitli oyunların içine çekilmeye çalışılması  Milliyetçi Hareket&#8217;in gelişimini etkilemiştir. İşte milliyetçi-ülkücü hareket,  bir taraftan bu tür karalama kampanyalarıyla ve terör belasıyla uğraşmak, bir  tarafta da dünya ve ülke sorunlarıyla ilgilenmek, çözümler üretmek durumunda  kalmış, siya-si hayatın gereklerini yerine getirmeye çalışmıştır. Bu mücadelenin  bir de imkânsızlıklar içinde yürütüldüğü düşünüldüğünde, anlamı, önemi ve  büyüklüğü daha iyi anlaşılmaktadır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Milliyetçi  Hareket Partisi, böyle bir zorlu mücadele geleneğine ve olumsuzluklara rağmen,  iktidar ortağı olduğu zamanlarda ülkeye hizmet etmenin en iyi örneklerini  sergilemekten de geri kalmamıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisindeki MHP,  ciddiyet, çalışkanlık ve ülke çıkarıyla özdeşleştirilir olmuştur. Bu dönemde,  yine, gençliğin yıkıcı ve bölücü fikirlere kapılmamasında, kültürel yabancılaşma  hastalığına yakalanmamalarında kalkan işlevi görmüştür. Alparslan Türkeş&#8217;in  önderliğindeki Milliyetçi Hareket, bu tarihî görevini, genç nüfusun millî ve  manevî değerlerle donanmış idealist bir gençlik olarak yetişmesini sağlayarak  yerine getirmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Türk  milliyetçileri, 12 Eylül 1980 sonrasındaki üç yılı kapsayan askerî yönetim  döneminde de her türlü baskıyla karşı karşıya kalmış ve MHP kapatılmıştır. Aynı  şekilde 1983 sonrasındaki parçalama teşebbüslerine göğüs germe zorunda  kalınmıştır. Ancak, Milliyetçi Hareket kısa süre içinde Türkiye&#8217;nin ve Türk  dünyasının tekrar parlayan yıldızı olmayı başarmıştır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">İdeolojilerin, inançların veya  fikir akımlarının rollerinin değişmesi, popülaritesinin konjonktürel olarak  azalması veya çoğalması mümkündür. Ancak insanlık var olduğu müddetçe fikir ve  ideolojiler hiçbir zaman yok olmayacak, hayatiyetlerini devam ettireceklerdir.  MHP de, Alparslan Türkeş ile sistemleştirdiği ve hayat verdiği dünya görüşünü ve  ideolojisini, bundan sonra yeni lideri Devlet Bahçeli ile takip edeceği  siyasetine ve programına esas ittihaz edecektir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Alparslan  Türkeş&#8217;ten sonra onun arzusu ve isteği doğrultusunda Milliyetçi Hareket Partisi,  dimdik ve güçlü şekilde ayakta durmakta, Türk milletinin yegâne ümidi hâline  gelmiş bulunmaktadır. Bunun sebepleri arasında, Alparslan Türkeş gibi karizmatik  ve bilge bir lidere ve onun yetiştirdiği kadrolara sahip olması gösterilebilir.  Türk milliyetçileri, bu gerçeği hiçbir zaman unutmadan Başbuğlarının gösterdiği  büyük hedeflere doğru akıp giden kutsal yolculuklarına yılmadan ve yorulmadan  devam edeceklerdir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Türk  milletinin geçmişi ile bugünü arasında köprü vazifesini gören MHP, temel  referans noktalarını ve hedeflerini koruyarak kitlelerle kucaklaşan bir fikir ve  kadro partisi olarak yoluna devam edecektir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Türk  milliyetçilerinin, 21. yüzyılın ilk yarısındaki ana hedefleri olan Lider Türkiye  ülküsünü realize etmek ve Türk dünyasının birlikteliğini sağlamak için  ellerinden gelen bütün gayreti gösterip başarıya ulaşacaklarından hiç kimsenin  şüphesi olmamalıdır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong>Son Söz Yerine<span>     </span><o:p></o:p></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Ülkücü  Hareketin lideri, ilelebet devam edecek bir misyonun birinci derecede sorumlu  İLTEBER’i olmalıdır. Bununla birlikte, Türk milletinin var olduğu devirlerden  itibaren, daima devamlılık arz ettiğine inandığımız Türk milliyetçiliği  fikriyatını ve bu fikriyatın siyasî misyonu olan Milliyetçi Hareket Partisi&#8217;ni  bir lider ve kadro hareketi olarak birlikte mütalâa etmek gerekir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Dikkat  edilirse mefkûremiz, her zamanki gibi yine büyük manaları ve gayeleri ihtiva  etmektedir. İdeallerimizi gerçekleştirme vasıtası ise bizatihi Türk milletidir.  Milletinin sinesinden doğmuş ülkücüler ise bütün bu ideallerin &#8220;emniyet subabı&#8221;  dır. Bu sebeple ülke çıkarları adına hayatî öneme sahip olduğuna inandığımız  Ülkü Ocaklarının mevcudiyetine zarar verebilecek hiçbir teşebbüse imkân ve  fırsat verilmemelidir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span> </span>Çünkü yukarıdan itibaren izahına çalıştığımız  misyonun &#8220;iç dinamiği &#8221; Ülkü Ocakları&#8221;dır. Ülkü Ocaklarının eksikliklerini dile  getirmek suretiyle tenkidi mümkündür. Ancak bu müesseseyi tenkit sadece Ülkü  Ocaklılara ait bir iş olmalı ve tenkit edişteki gaye, &#8220;Terakkî&#8221; fikrine hizmet  etmelidir. Bunun aksi her türlü düşünce ve teşebbüs Türk milliyetçiliği fikrine  hizmet eden fevkalâde önemli teşekküllerden birisi olan Ülkü Ocaklarına zarar  verir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify">Ülkü  Ocakları yeni yetişen neslin, genç Türklerin kültür ocağıdır. Ülkü Ocakları  siyasetle uğraşmaz, ancak siyasî arenaya milliyetperver idealistler yetiştirir.  Ülkü Ocakları, kavgaya sebep olmaz, ancak hukukî ölçüler dâhilinde nefsi müdafaa  hakkı saklıdır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify">Ülkü  Ocaklarının var oluş sebebi merhum Alparslan Türkeş&#8217;tir. Mazide ona bir sembol  olarak Başbuğ sıfatını veren Ülkü Ocakları olmuştur. O hâlde gelenek devam  etmeli ve Ülkü Ocaklarının devamlılığı, ülkücülerin İlteber&#8217;i Devlet Bahçeli&#8217;nin  liderliğinde gerçekleştirilmelidir</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><span style="font-size: 13pt">Sonuç<o:p></o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Kısaca özetlenen Türk Milliyetçiliği tarihinde ismini  burada anamadığımız onlarca büyük şahsiyet, onlarca gizli kahraman vardır, Türk  Milliyetçiliği, tarihin her döneminde kahraman evlatları tarafından ülkü  edinilmiş ve büyük fedakârlıklarla savunulmuştur <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti başta olmak üzere tüm Türk  Dünyası büyük sorunlarla mücadele etmektedir. Verilen bu varoluş kavgasında,  Türk Milliyetçileri geçmişte olduğu gibi bugünde maneviyatlarını ve  ihtiraslarını yitirmeden mücadeleye kaldıkları yerden devam  edeceklerdir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><span style="font-size: 15pt"><o:p> </o:p></span></strong></p>

<p class="sayac_bilgi"></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukkuyuulkuocaklari.org/2008/01/her-ulkucunun-bilmesi-gerekenler/kibris-meselesi-her-ulkucunun-bilmesi-gerekenler-2/turk-milliyetciligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
