<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KÜÇÜKKUYU ÜLKÜ OCAKLARI &#187; KIBRIS MESELESİ</title>
	<atom:link href="http://www.kucukkuyuulkuocaklari.org/category/her-ulkucunun-bilmesi-gerekenler/kibris-meselesi-her-ulkucunun-bilmesi-gerekenler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kucukkuyuulkuocaklari.org</link>
	<description>YENİLECEĞİNDEN KORKAN, MUTLAKA YENİLİR... Yıldırım BEYAZID</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Nov 2009 00:22:11 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=abc</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>KIBRIS MESELESİ</title>
		<link>http://www.kucukkuyuulkuocaklari.org/2008/01/her-ulkucunun-bilmesi-gerekenler/kibris-meselesi-her-ulkucunun-bilmesi-gerekenler/kibris-meselesi.html</link>
		<comments>http://www.kucukkuyuulkuocaklari.org/2008/01/her-ulkucunun-bilmesi-gerekenler/kibris-meselesi-her-ulkucunun-bilmesi-gerekenler/kibris-meselesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Jan 2008 14:31:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KIBRIS MESELESİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukkuyuulkuocaklari.org/?p=32</guid>
		<description><![CDATA[&#160;
Kıbrıs adası Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarının  birleştiği önemli bir coğrafi konuma sahiptir.   Sahip olduğu bu önemli coğrafi konum ve ticaret yollarının üzerinde  olması itibariyle,  tarih boyunca çeşitli  uygarlıkların egemenliğinde kalmıştır. Adayı elinde bulunduran ülke, Anadolu  yarımadasını, İran’a kadar olan Ortadoğu bölgesini ve Akdeniz’i kontrol etme  imkânına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="Section1">&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Kıbrıs adası Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarının  birleştiği önemli bir coğrafi konuma sahiptir.<span>   </span>Sahip olduğu bu önemli coğrafi konum ve ticaret yollarının üzerinde  olması itibariyle,<span>  </span>tarih boyunca çeşitli  uygarlıkların egemenliğinde kalmıştır. Adayı elinde bulunduran ülke, Anadolu  yarımadasını, İran’a kadar olan Ortadoğu bölgesini ve Akdeniz’i kontrol etme  imkânına sahip olmuştur. Bilindiği gibi Kıbrıs adası, Sicilya ve Sardunya  adalarından sonra Akdeniz’in üçüncü büyük adasıdır. Adanın stratejik konumu,  ticaret yollarının üzerinde olması ve sahip olduğu etnik yapısı,<span>  </span>onu Akdeniz in en önemli adalarından birisi  haline getirmiştir.<span>   </span>Kıbrıs Adasının en  yakın komşusu Türkiye’dir. Adanın Türkiye ye olan mesafesi yaklaşık 70  kilometredir. Ada Suriye’ye 100, Mısır’a 400, Yunanistan’a ise 800 kilo metre  uzaklıktadır.<span>  </span>Stratejik önemi ve Ada da  yaşayan Türk halkı nedeniyle Türkiye için vazgeçilemez nitelikte bir öneme sahip  olan Kıbrıs, Bugün Türkiye’nin en önemli dış politika sorunlarından birisi  olmaya devam etmektedir.<o:p></o:p></span></p>
<p><span id="more-32"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span> </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Kıbrıs, coğrafi konumu nedeniyle tarih boyunca birçok  medeniyetin bir arada yaşadığı bir ada olmuştur. Kıbrıs hiçbir dönemde bir  ulusun veya bir devletin, sadece kendi dininden veya ırkından olanlara yaşama  hakkı tanıdığı bir ada olmamıştır. Bu tarihi gerçek göz önünde bulundurulduğunda  son zamanlarda Ada’ da tek bir millet ve tek bir devlet yaratma çabalarının  yersiz olduğu görülecektir.<span>     </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><span style="font-size: 13pt">Tarihsel Süreç:<o:p></o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Kıbrıs adasının sahip olduğu 10 bin yıllık tarihinin 7  bin yılı tarih öncesi devirlere aittir.<span>   </span>Ada bünyesinde barındırdığı tarihi kalıntılar itibariyle Akdeniz  kültürüyle yakından ilgilidir. XIX. Yy.ın ortalarına doğru Neolitik Çağın  Keşfedilmesi sonucunda, Kıbrıs’ın ilk çağlardaki tarihi ortaya çıkmaya  başlamıştır. Yapılan çalışmalarda Kıbrıs’ın Anadolu’yla olan ilişkisinin de  Neolitik devirlere rastladığı tespit edilmiştir. Örneğin; Kıbrıs’ta yaşayan  halk, Kıbrıs topraklarında bulunmayan Obsidiyen taşını Anadolu’da bulunan Toros  dağlarından getirerek çeşitli yapılar oluşturmuşlardır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Kalkolitik çağda Bakır madeninin kullanılmaya  başlanmasıyla beraber Kıbrıs’ ta da bakır madenleri işletilmiş ve bu sayede  Ada’nın kültürel gelişiminde önemli değişimler meydana gelmiştir. Bakır  madeninin işlenmesiyle beraber Kıbrıs, dış dünya ile bağlantı kurmuş, Anadolu ve  Doğu Akdeniz ülkeleriyle ticari faaliyetlere girişmiştir.<span>    </span>Böylece uzun yıllar diğer kültürlerden  kopuk kalan Kıbrıs kültürü, bakır ticareti sayesinde Anadolu’dan Mısır’a kadar  olan ülkelerle ilişkilerini geliştirmiştir. Kıbrıs’ın Ege deki şehir devletleri  ile ilişkileri ise zamanla gelişmiştir. Girit&#8217;le yapılan temaslar sonucu Adaya  Cypro-Minoic yazı sistemi geldi. Yunanlı tarihçiler Yorgos Tenekidis ve Yannos  Krannidiyodisin, Kıbrıs Halkının Problemleri ve Mücadeleleri adlı kitabında, bu  yazı sisteminin ve dilin, Girit&#8217;te Yunan dilinin olmadığı ve bilinmediği  zamanlarda bile var olduğu ifade edilmektedir. Aynı Yunanlı yazarlar, M.Ö.  l200–1100 arasındaki göçlerle, deniz kavimleri tarafından kovulan Suriye ve  Filistinli sığınmacıların Kıbrıs’a yerleştiğini yazmaktadırlar. Tenekidis ve  Krannidiyotise göre, bu göçler sonucunda Kıbrıs yeniden doğup canlanmış ve  yaratıcılık kazanmıştır. Keza, Yunanistanlılara demir kullanma sanatını  öğretenlerin de, Kıbrıslılar olduğu belirtilmektedir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Çoğu tarihçinin ve Yunanlı tarihçilerinde kabul ettiği  gibi Kıbrıs tarih boyunca Ortadoğulu kavimlere yakın ilişki içindeydi. Bunların  başında da Fenikeliler geliyordu. 9. Yy. da Akdeniz’ e açılan Fenikelilerin ilk  durakları Kıbrıs olmuştur. Yunanlı tarihçi Papariğopulos, kıta Yunanlılarının  alfabelerini Fenikelilerden aldıklarını ve Yunan sanatındaki doğu motiflerinin  de, büyük bir olasılıkla Fenikelilerden geldiğini yazmaktadır. Fenikeliler gibi,  eski Yunan şehir devletlerinin bazıları da, Kıbrıs kıyılarında ticaret  kolonileri kurdular. Ancak bunlar Kıbrıs’ta birbirlerinden bağımsız olarak  geliştiler.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Hititler, Kral Muvattalli (M.Ö. 1324–1294) döneminde  Kıbrıs üzerinde gerçek anlamda egemenlik kuran ilk devlettir. Ancak belgelerden  anlaşıldığına göre, çok daha önceleri Kıbrıs’la ilgilenmeye başlayan Hititler,  M.Ö. 1400lerde Adada kısa bir süre için de olsa, hâkim güç durumuna geldiler.  M.Ö. 1320lerden itibaren Kıbrıs, Hitit ekonomisinde önemli bir yer tutmaya  başladı. Çünkü Anadolu’nun bakır eşya gereksinmesinin büyük bir kısmı Kıbrıs’tan  sağlanıyordu. Hititlerin M.O.1320den 1200e kadar devam eden egemenlikleri  sırasında, Anadolu’daki mahkûmlar, Kıbrıs sürülmekteydi. Akaların, ticaret  kolonileri ile Kıbrıs gelmeleri, Hititlerin Kıbrıs’taki egemenliğini tehlikeye  düşürdü. Hitit Krallığı, Mısır kaynaklarında Deniz Kavimleri olarak adlandırılan  kavimlerinin akınları sonucu, M.Ö. 1200de çöktü. Bu Egeli kavimler arasında,  Akalar, Likyalılar, Sardunyalılar ve Etrüskler  bulunuyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Asurluların, Anadolu’yu ele geçirmelerinden sonra Kral  II. Sargon zamanında Kıbrıs, bu kez Asur egemenliği altına girdi (M.Ö. 709).  Ada, M.Ö. 548de Mısırlılar tarafından ele geçirildi. Mısır egemenliği, 23 yıl  sürdü. Persler, Lidya Kralı Krezüsü yenerek Anadoluyu ele geçirdikten sonra,  Mısıra da saldırdılar. Bu saldırı sırasında Kıbrıslılar da Perslerin yanında yer  aldı. Pers-Mısır savaşı sonunda Mısırlılar yenilince, Kıbrıs, Perslere bağlandı.  (M.Ö.525).<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Makedonyalı Büyük İskender, Granikos ve Issos zaferleri  sonunda Anadoluyu Makedonya İmparatorluğunun topraklarına kattıktan sonra,  Kıbrıs kralları da onun tarafına geçerek, 120 gemiden oluşan bir donanmayı  emrine verdiler. MÖ. 332den itibaren Kıbrıs, Büyük İskender’e bağlandı.  İskender’in ölümünden Sonra Adada, Ptolemelerin egemenliği başladı  (M.Ö.294).<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Kıbrıs, iki buçuk asır Ptolemelerin hâkimiyeti altında  kaldı. Romalılarla Kartacalılar arasında yer alan ve tarihe Pön Savaşları olarak  geçen savaşlardan galip çıkan Romalılar, egemenlik alanlarını Anadolu ve  Suriye’ye kadar genişlettikten Sonra, Ptolemelerin ortadan kaldırıp Kıbrıs’ı ele  geçirdiler (M.Ö. 58). İmparator Büyük Theodosiusun ölümünden sonra coğrafi  bakımdan merkezi İstanbul olan Doğu Roma İmparatorluğunun sınırları içinde kalan  Kıbrıs, 395 tarihinden başlayarak, Bizans egemenliği altına girdi. Kıbrıs, 1192  yılından sonra üç asır Guy de Lusigna’nın soyundan gelen Katolik krallar  tarafından yönetildi. Kıbrıs, 1489’da LusignanIar dan sonra Venediklilerin  yönetimine geçti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">l453te İstanbul’un Fatih Sultan Mehmet Han tarafından  fetih edilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu sona erdi ve bu durum, Doğu  Akdeniz’in kontrolü için Venedik ile Osmanlı imparatorluğu arasındaki rekabeti  artırdı. Venedikliler, Bizans İmparatorluğunun son yıllarında Bizans’ın iyice  güçsüz duruma düşmesinden yararlanarak. Doğu Akdeniz’de önemli imtiyazlar elde  etmişlerdi. Ancak Venedik, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinden sonra  birçok imtiyazlarını kaybetti. Venedik, kendi hayat damarı saydığı doğu ticaret  yollarını her ne pahasına olursa olsun elinde tutmakta kararlıydı. Bu açıdan  Kıbrıs’ın hâkimiyeti Venedikliler için çok önemliydi. Bununla beraber Fatih  Sultan Mehmet, Kıbrıs’a karşı ciddi bir harekâta girişmek konusunda  tereddütlüydü. Çünkü Kıbrıs, 1426dan beri Mısır Memluklarına vergi veriyordu.  <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">II. Bayezıt devrinde, 1485 yılında Türklerle, Memluklar  arasında savaş başlayınca durum değişti. Türkler, Kıbrıs’ı ele geçirmek için  planlar yapmaya başladılar Venedik’in Kıbrıs’ı ele geçirmesinden sonra, Adaya  düzenli Türk akınları başlamıştı. 1517de Yavuz Sultan Selimin Mısırı ele geçirip  Memluk devletini ortadan kaldırmasından sonra, Osmanlılar ile Venedikliler  arasında bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşmaya göre Venedikliler daha önce  Memluklara verdikleri 8.000 dukalık vergiyi artık Osmanlı İmparatorluğuna  ödeyeceklerdi. Böylece 1517 yılından itibaren Ada üzerinde Türk egemenliği  hukuken kurulmuş oluyordu. İlerleyen yıllarda Venediklilerin ticaret gemilerine  zarar vermeleri ve Akdeniz’de huzursuzluk yaratmaları sonucunda II. Sultan Selim  Han zamanında Şeyhülislam’ın Fetvası ile Kıbrıs Adasının Fethine karar  verildi.<span>  </span>Yapılan İnebahtı Savaşında  Osmanlı Donanması yakılmışsa da, Kıbrıs fetih edilerek Osmanlı idaresine  geçmiştir.<span>   </span>Kıbrıs Adası kesintisiz  olarak en uzun süre ( 307 yıl )<span>  </span>Osmanlı  İmparatorluğu’nun egemenliğinde kalmıştır. Ada da yaşayan değişik kökenli halka,  1517den sonra Anadolu’dan gelen binlerce Türk aile  katılmıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Ada daha sonra 1878 yılında İngilizlere kiraya  verilmiştir. 1914 yılına gelindiğinde İngiltere, Osmanlı imparatorluğu’nun  Birinci Dünya Savaşına katılmasını fırsat bilerek adayı ilhak etmiştir. II.  Dünya Savaşından sonra güç kaybeden ve Ada da ki kontrolü sağlamakta zorluk  çeken İngiltere, burada bir üs bulundurmak koşuluyla Ada’nın yönetimini Türkiye,  Yunanistan ve kendi garantörlüğünde kurulacak, iki halın ortak yönetimini ön  gören bir devlete bırakmıştır. Bu bağlamda, 11 Şubat 1959 Zürich ve 19 Şubat  1959 Londra anlaşmalarının imzalanması ile Kıbrıs&#8217;ta Türk ve Rum taraflarının  ortak olduğu bir Cumhuriyet kurulması hususunda önemli bir adım atılmış ve  Kıbrıs Cumhuriyeti, Kıbrıs Anayasası, Garanti ve İttifak Antlaşmaları  imzalanarak 15–16 Ağustos 1960 tarihinde ilan edilmiştir. Fakat bu devlet uzun  ömürlü ve Ada’daki sorunlara çözüm getiren bir devlet olmamıştır. Rum tarafı,  Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Anayasasında belirtilen hususları yerine getirmeyerek  Türk tarafının haklarını gasp etmiş ve Ada’nın tek hâkimi gibi davranmaya  çalışmıştır. Rum’ların bu haksız tutumları sonucunda iki taraf arasında bugüne  kadar bir anlaşma zemini oluşturulamamıştır. Anlaşma zeminine engel olan taraf  sürekli Rum tarafı olmuştur, çünkü Rumlar Ada da kendi hâkimiyetleri haricinde  bir statüyü kabul etmemektedirler. Rumların Ada da yaptıkları kanunsuz ve  insanlık dışı muameleler ancak Türkiye’nin Ada’ya yaptığı askeri müdahale  sonrasında önlenebilmiştir. 1974 yılında yapılan askeri müdahaleden günümüze  kadar olan süreçte, Kıbrıs’ta büyük çapta bir sorun yaşanmamış olması Ada’ da  bulunan Türk askerinin varlığının doğal bir sonucudur.<span>        </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><span style="font-size: 13pt">1517–1878 Osmanlı Dönemi: <o:p></o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span>             </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Osmanlı İmparatorluğu, Kıbrıs&#8217;ta üslenen korsanların  Akdeniz&#8217;den geçen gemilere saldırmalarını önlemek ve Katolik Venediklilerin  baskısı altında inleyen Ortodoks Rumlarına yardım etmek için 1571 yılında, 80  bin şehit vererek, Kıbrıs&#8217;ı fethetmiştir. Kıbrıs&#8217;taki Osmanlı yönetimi, fiilen  307, hukuken 352 yıl sürmüştür. Bu süre içinde Kıbrıs, özgürlük dolu bir dönem  geçirmiştir. Katoliklerin kapattığı Ortodoks kiliselerin yeniden açılarak  faaliyete geçmesi sağlanmıştır. Osmanlı, Rum Başpiskoposları, Rum halkın siyasi  temsilcisi olarak kabul etmiş, şikâyetlerini doğrudan Saray&#8217;a bildirme hakkını  tanımıştır. Böylece Başpiskoposlar, siyasi bir güç kazanmışlardır. Katolik  Venedik döneminde kapatılan ve harabeye dönüşen Kiliseler ve diğer ibadet  yerleri Osmanlı yönetimi tarafından tamir ettirilmiş ve bakımları  yaptırılmıştır. Osmanlılar dönemi, adada yaşayan Rumlar için ekonomik açıdan da  tam bir refah dönemi olmuştur. Kendilerine tanınan geniş hoşgörü ile adadaki  ticari hayatı ele geçirmişlerdir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bu özgürlükçü yönetim yapısı Osmanlı&#8217;nın gücünü  kaybettiği dönemde tehlikeli sonuçlar doğurmuştur. Kıbrıs Rumları da, Osmanlı  vatandaşı olan diğer pek çok azınlık gibi, devlete karşı bir tutum içine  girmişlerdir. 1821&#8242;de başlayan Yunan isyanını asker, silah ve para göndererek  destekleyen Kıbrıs Rumları, aynı yıl tüm ada Türklerini katletmeyi öngören bir  ayaklanmanın hazırlığına başlamışlardır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Osmanlıların hâkimiyetine girdikten sonra Kıbrıs&#8217;ın  idari yapısı &#8220;Kadı&#8221;lıklara göre düzenlenmiş ve ada 17 ilçeye ayrılmıştır. Ada  yönetimi için oluşturulan Divan&#8217;da Rumlarla birlikte adada yaşayan Maronit ve  Ermenilere de temsil hakkı tanınmıştır. Böylece Kıbrıs Rumları, ada tarihinde  ilk kez yönetiminde söz sahibi olabilmişlerdir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Rumlarının eğitimlerinin geliştirilmesi ve vergilerin  Kilise tarafından toplanmasını da kabul eden Osmanlı, ada Rumlarını iç işlerinde  oldukça serbest bırakmış ve kendi kendilerini yönetme hakkını  tanımıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Kıbrıs&#8217;ta pek çok su kemeri, han, kütüphane, cami ve  çeşmeler yaptıran Osmanlı, adayı her yönden imar etmiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em><span style="font-size: 13pt"><span>   </span><o:p></o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em><span style="font-size: 13pt"><span> </span>İsyan  Girişimleri: <o:p></o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"> Türk-Rum mücadelesi, Yunan isyanıyla aynı dönemde  başlamıştır. Bu dönemde Yunanlılar, adaya provokatörler göndermeye  başlamışlardır. Osmanlıların Rumlara Dini ve siyasi ayrıcalık tanımış olması Ada  da yaşayan iki halkın barış içinde yaşamasına imkân vermiştir. Yalnız dış  güçlerin kışkırtmaları sonucunda iki halk arasında sürtüşmeler başlamıştır.<span>  </span>Osmanlı’nın tanıdığı bu ayrıcalıklardan en  çok yararlanan kurum ise Rum Ortodoks Kilisesi olmuştur. Osmanlı döneminde  Kiliseye vergi toplama, Rum toplumunun siyasi temsilciliğini yapma, dilek ve  şikâyetleri doğrudan İstanbul&#8217;a (Padişaha) iletme gibi haklar verilmişti.  Örneğin 1754 yılında Padişahın yayınladığı bir fermanla, Başpiskopos, adanın  ikinci politik ve nüfuzlu şahsiyeti olma hakkını kazanmıştır. Bu tarihten  itibaren Başpiskopos&#8217;a ulusal lider anlamına gelen &#8220;Etnarh&#8221; unvanı verilmiştir.  Kilise, elde ettiği maddi ve manevi etkinliği, Megalo İdea ülküsünün nesilden  nesile aktarılması, genç kuşakların bu ülkü doğrultusunda eğitilmesi ve  ENOSİS&#8217;in gerçekleştirilmesi yönünde kullanmıştır. Bu süreçte tüm direktif,  İstanbul&#8217;daki Fener Rum Patrikhanesi&#8217;nden gelmiştir. Patrikhane&#8217;nin desteğiyle  Magosa, Akatu, Tremitusa, Limasol, Larnaka ve Lefkoşe&#8217;de dini eğitim yapan ve  ENOSİS propagandasını gizli gizli sürdüren okullar açılmıştır. Benzer okullar  İtalya, Fransa, Bulgaristan ve Romanya&#8217;da da açılmıştır. Tüm bu okullar Fener  Rum Patrikhanesi&#8217;ne bağlı olarak faaliyet göstermişlerdir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">1821 isyanından sonra Kilise&#8217;nin şemsiyesi altında  faaliyet sürdüren Filiki Eterya örgütü, Kıbrıs&#8217;ta da faaliyetlerini  yoğunlaştırmaya başladı. İsyanın Kıbrıs&#8217;ta yapılan geniş propagandası, Kıbrıs  Rumları arasında çok yaygın sempati ve heyecanın doğmasına neden oldu.  Başpiskopos&#8217;un girişimleri sonucu 132 Rum ile birlikte birçok silah ve çok  miktarda para Mora isyanına destek için gönderildi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">1821 yılında Kıbrıs&#8217;lı Arhimandrit Theofilos Theseus,  Yunanistan&#8217;dan bindiği bir ticaret gemisi ile gizlice Larnaka&#8217;ya çıkarak Rumları  isyana kışkırtmış ve bildiri dağıtmıştır. Daha sonra Dimitrios adlı bir Rum&#8217;un  yaptığı ihbar sonucu, Başpiskopos&#8217;un da bu kışkırtmaların içinde olduğu ve  Lefkoşe&#8217;de bir top atışı ile isyan başlatılıp Türkleri kesmeye girişecekleri  öğrenilmiştir. Bu doğrultuda Hacı Petris Voskos adlı isyancı tarafından  Başpiskopos&#8217;a ve Mihaili Klikya adındaki Rum&#8217;a yazılmış mektuplar ele  geçirilmiştir. Vali Küçük Mehmet bu isyan hazırlığını öğrenip 14 papazı  astırmıştır.<br />
19 Haziran 1821&#8242;de Filiki Eterya&#8217;nın liderlerinden Konstandin  Kanaris önce Aysergi yakınlarındaki küçük bir limana, daha sonra da Lapta  yakınlarındaki Aspovrisi limanına uğrayarak hem Yunan isyanının propagandasını  yapmış, hem de Yunanistan&#8217;daki asilere götürülmek üzere yiyecek ve para  toplanmıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span> </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">İhbar sonucunda gerçekleşen baskının ardından, isyanın  elebaşları yakalanarak hapsedilmişlerdir. Bir kısmı ise sürgüne gönderilmiştir..  Sürgüne gönderilenlerden bazıları Roma’da toplanarak 6 Aralık 1821&#8242;te ilk ENOSİS  Bildirisi&#8217;ni yayınlamışlardır. Bu bildiride tüm Hıristiyan dünyasına çağrıda  bulunularak, birlik içinde Kıbrıs&#8217;ı kurtarmaları ve Yunanistan&#8217;a bağlamaları  istenmiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Kıbrıs&#8217;taki ENOSİS hareketleri, Filiki Eterya&#8217;nın  kuruluşundan itibaren Osmanlı döneminde başlamıştır. Yunan milliyetçiliği ve  Yunan isyanı ile gelişen bu hareketin etkisi, Yunan yardımı ve etkisi altında  bugünlere kadar gelmiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em><span style="font-size: 13pt">İsyanların Öncüsü: Filiki  Eterya<o:p></o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">1814 yılında Rus Çarı 1. Aleksandır&#8217;ın yaveri olan  Aleksandır İpsilantis tarafından kurulan Filiki Eterya adlı örgütün programında  şu hedeflerin elde edilmesi öngörülmektedir:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 18pt; text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt; font-family: Symbol"><span>·<span style="font-family: 'Times New Roman'; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal">         </span></span></span><span style="font-size: 13pt">Yunan Ulusuna bağımsız bir  ülke sağlamak<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 18pt; text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt; font-family: Symbol"><span>·<span style="font-family: 'Times New Roman'; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal">         </span></span></span><span style="font-size: 13pt">Batı ve Doğu Trakya ile  Selanik&#8217;in Yunanistan&#8217;a İlhakı <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 18pt; text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt; font-family: Symbol"><span>·<span style="font-family: 'Times New Roman'; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal">         </span></span></span><span style="font-size: 13pt">Ege adalarının İlhakı  <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 18pt; text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt; font-family: Symbol"><span>·<span style="font-family: 'Times New Roman'; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal">         </span></span></span><span style="font-size: 13pt">Girit ve Rodos Adasının  İlhakı<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 18pt; text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt; font-family: Symbol"><span>·<span style="font-family: 'Times New Roman'; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal">         </span></span></span><span style="font-size: 13pt">Kuzey Epir&#8217;in İlhakı (Güney  Arnavutluk)<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 18pt; text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt; font-family: Symbol"><span>·<span style="font-family: 'Times New Roman'; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal">         </span></span></span><span style="font-size: 13pt">Batı Anadolu&#8217;nun  İlhakı<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 18pt; text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt; font-family: Symbol"><span>·<span style="font-family: 'Times New Roman'; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal">         </span></span></span><span style="font-size: 13pt">Kıbrıs&#8217;ın  İlhakı<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 18pt; text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt; font-family: Symbol"><span>·<span style="font-family: 'Times New Roman'; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal">         </span></span></span><span style="font-size: 13pt">Pontus Rum devletinin  kurulması (Karadeniz Bölgesinde)<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 18pt; text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt; font-family: Symbol"><span>·<span style="font-family: 'Times New Roman'; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal">         </span></span></span><span style="font-size: 13pt">İstanbul&#8217;un ele geçirilmesi  ve Grek-Bizans İmparatorluğunun kurulması<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Megali İdea çerçevesinde hazırlanan bu program  doğrultusunda 25 Mart 1821 Yunan İsyanı başlatılmış ve Yunanistan, 1830 yılında  bağımsız bir devlet haline gelmiştir. Yunanistan&#8217;ın, daha sonra yukarıda  belirtilen bölgelerin &#8220;ilhakı&#8221; için uyguladığı Strateji &#8220;ENOSİS&#8221; sloganı  çerçevesinde sürdürülmüştür. Yunan isyanını hazırlayan Filiki Eterya 6 yıl  içinde, yani 1820&#8242;ye gelindiğinde, 17 bini İstanbul&#8217;da olmak üzere Balkanlar,  Avrupa, Türkiye, Suriye, Mısır ve Kıbrıs&#8217;ta 400 bine yakın üye yazmıştı. Yunan  bağımsızlığının kazanıldığı 1830&#8242;da 1 milyondan az nüfusu ve 50 bin km kara  civarında toprağı olan Yunanistan, Megalo İdea çerçevesindeki yayılmacı  politikası sayesinde yüz yıldan az zamanda bugünkü toprakları işgal ederek kat  kat büyümüştür. Yunan Başbakanı Kolettis, 15 Ocak 1840&#8242;da Meclis&#8217;te yaptığı  konuşmada &#8220;Hedefimiz, Türkleri Avrupa&#8217;dan söküp atmaktır&#8221; diyerek bu amacı  ortaya koymuştur. Bugün Yunanistan, Kıbrıs&#8217;ta, &#8220;Kuzey Epir&#8221; diye adlandırdıkları  Güney Arnavutluk&#8217;ta, Makedonya&#8217;da, hatta Doğu Bulgaristan&#8217;da yayılmacı  faaliyetlerini sürdürmeye devam etmektedir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><span style="font-size: 13pt">1878 – 1959 İngiliz Dönemi<o:p></o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em><span style="font-size: 13pt">Ada’nın İngiltere ye  Kiralanması<o:p></o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Osmanlı Devleti, 1853–1856 tarihleri arasında üç yıl  devam eden Kırım Savaşı&#8217;nda İngiltere, Fransa ve Piyemonte (İtalya) ile  işbirliği yaparak Rusya&#8217;ya karşı galip gelmişti. Savaş sonunda 1856 yılında  yapılan Paris Anlaşması&#8217;yla Osmanlı Devleti, Avrupa Devletler Hukuku kapsamına  alınarak bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü garanti altına alındı. Böylelikle  Osmanlı Devleti, 18. yüzyıldan beri gittikçe artan Rus baskısından kısa bir süre  için de olsa kurtulmuş oldu. 19. yüzyılın sonlarında dönemin iki sömürge  imparatorluğu olan İngiltere ile Rusya, Ortadoğu&#8217;daki menfaatleri bakımından  birbirleriyle büyük bir çatışmanın içine girmişlerdi. Rusya nihaî hedefi olan  İstanbul&#8217;a girmek ve Boğazları almak düşüncesinin yanı sıra, Kafkasya üzerinden  İskenderun ve Basra Körfezleri&#8217;ne inmeyi de tasarlamaktaydı. Rusya&#8217;nın bu  politikası, Osmanlı Devleti&#8217;nin güneyini hayatî bölge olarak gören İngiltere&#8217;nin  menfaatlerine uygun düşmemekteydi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">1875&#8242;de başlayan Hersek İsyanı&#8217;nın sonunda Osmanlı  Ordusu başarı kazanmasına rağmen Rusya&#8217;nın 31 Ekim 1876&#8242;da verdiği ültimatom ile  mütareke imzalamak zorunda bırakıldı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan meselelerinde  Rusya, İngiltere, Fransa, Avusturya-Macaristan, Almanya ve İtalya tarafından  akdedilen Londra Protokolü&#8217;nün (31 Mart 1876) Osmanlı Devleti tarafından  reddedilmesi sonucu zaten içte ve dışta büyük sıkıntılar içinde olan Osmanlı  Devleti, 1877 yılı başında Avrupa devletlerinin desteğini de tamamen kaybetmiş  oldu. Bunun üzerine Rusya, Osmanlı Devleti&#8217;ne 24 Nisan 1877&#8242;de savaş ilan etti.  1877–78 Osmanlı-Rus Savaşı&#8217;nda yenilgiye uğrayan Osmanlı Devleti, büyük toprak  kayıplarına sebep olan Ayastefanos Anlaşması&#8217;nı imzalamak zorunda kaldı. 3 Mart  1878 tarihinde imzalanan bu anlaşma ile Rusya&#8217;nın Slavcılık politikası büyük bir  zafer kazanmış, Osmanlı Devleti&#8217;nden önemli bir toprak kütlesi kopararak  Balkanlar&#8217;da nüfuzunu arttırmıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Ayastefanos Anlaşması ile Rusya&#8217;nın elde ettiği askeri  ve politik güç, İngiltere&#8217;nin Ortadoğu&#8217;daki emellerini tehdit etmekte idi. 19.  yüzyılın başlarından itibaren Mısır ve Doğu Akdeniz&#8217;le yakından ilgilenmeye  başlayan ve Kıbrıs üzerinde de hesapları olan İngiltere, harekete geçmek  ihtiyacı duydu ve bu günlerde mevcut statükoda Kıbrıs&#8217;ın yeri ve adanın kıyı ile  bağlantısını sağlayacak İskenderun&#8217;un alınması fikri İngiliz kabinesinde  tartışıldı. Tartışmada muhalif görüşe sahip olup istifa etmek zorunda bırakılan  Hariciye Nazırı Lord Derby&#8217;nin yerine Kıbrıs&#8217;ın işgalinden yana görüş belirten  Lord Salisbury getirildi. Yeni Hariciye Nazırı, Ortadoğu&#8217;da artan Rus baskısı  üzerine pasif kalma yerine, aktif olarak karşı çıkma  eğilimindeydi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span>             </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Hariciye Nazırı Salisbury 16 Mayıs 1878&#8242;de İngiltere&#8217;nin  Kıbrıs&#8217;a yerleşmesini sağlayacak şartları araştırmak üzere İstanbul Elçisi Henry  Layard&#8217;a bir talimat gönderdi ve bu tarihten sonra Londra ile İstanbul arasında  gizli bir haberleşme trafiği başladı. 25 Mayıs 1878 yılında Layard, Osmanlı  İmparatorluğuna ittifak öneren bir mektup sundu.<span>  </span>Daha sonra sunulan ikinci mektupta  İngiltere’nin Osmanlı Devleti&#8217;ni destekleyebilmesi için Anadolu&#8217;ya Malta  adasından daha yakın bir üs talep edildi.<span>   </span>Daha sonra yollanan üçüncü mektupta bu üssün Kıbrıs Adası olabileceği  belirtildi.<span>  </span>Bu mektupların ardından  Henry Layard, II. Abdülhamit ile gizli bir görüşme yaptı ve gelirinin Osmanlı  hazinesine verilmesi şartıyla Kıbrıs adasının geçici olarak İngiltere&#8217;ye terk  edilmesi konusunda padişahı ikna etmeyi başardı.<span>  </span>İmparatorluğun o gün içinde bulunduğu  şartları göz önünde bulunduran II. Abdülhamit, Sadrazam Sadık Paşa ile Hariciye  Nazırı Saffet Paşa&#8217;yı İngiliz Elçisi Layard&#8217;la Kıbrıs konusunda görüşmek üzere  görevlendirdi. Yapılan görüşmelerde taraflar anlaşarak 4 Haziran 1878’de iki  maddelik bir anlaşma imzaladılar. Bu anlaşma ile Kıbrıs’ın idaresi İngiltere’ye  bırakılmakla birlikte, Osmanlı Devleti’nin Ada üzerindeki mülkiyet hakkı ortadan  kalkmıyordu. Bu anlaşmaya 1 Temmuz 1878 yılında ek yapılarak:<span>  </span>Rusya&#8217;nın Kars ve Doğu Anadolu&#8217;yu terk etmesi  durumunda İngiltere&#8217;nin Kıbrıs&#8217;ı tahliye edeceği teyit  edildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span>             </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Sultan II. Abdülhamid anlaşmayı &#8220;Hukuk-ı şahaneme halel  gelmemek şartıyla muahedeyi tasdik ederim&#8221; diye tasdik ettiğini belirtti. Sultan  II. Abdülhamid anlaşmanın yürürlüğe konulması hususunu 13 Temmuz 1878 tarihinde  başlayan Berlin Konferansı sonrasına bırakmayı düşünüyor idiyse de,  Salisbury&#8217;nin tehditleri üzerine imzalamak zorunda kaldı. Bahr-i Sefîd Valisi  Sadık Paşa ile Kıbrıs Mutasarrıfı Ahmed Paşa&#8217;ya durumu bildirir fermanları  götürmekle görevli Sami Paşa, Kıbrıs&#8217;a İngiliz donanmasına ait bir filonun 4  Temmuz&#8217;da Larnaka Limanı&#8217;na varışından sonra ancak 10 Temmuz&#8217;da ulaşabildi ve  söz konusu ferman 12 Temmuz 1878 tarihinde İngiliz amiralin huzurunda okunarak  307 yıllık Osmanlı idaresi sona ermiş oldu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em><span style="font-size: 13pt">İngiliz Yönetimindeki  Kıbrıs<o:p></o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span>             </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Osmanlı Devleti&#8217;nin Kıbrıs&#8217;ı İngiltere&#8217;ye devretmesinden  sonra Kıbrıs Türk ve Rum halklarının ilişkilerini belirleyen en önemli etken  Kıbrıs Rumları&#8217;nın &#8220;enosis&#8221; mücadelesi olmuştur. Adanın İngilizler&#8217;e  kiralanmasının, &#8220;enosis&#8221; yolunda önemli bir aşama olduğunu düşünen Rumlar,  Yunanistan&#8217;ın da yoğun tahrikleriyle ilhak faaliyetlerini hızlandırmaya  başlamışlardır. Nitekim İngiliz yüksek komiseri daha adaya adımını atar atmaz,  kendisini karşılayan başpiskopos başkanlığındaki Rumlar, yönetim değişikliğini  sevinçle karşıladıklarını, çünkü İngiltere&#8217;nin Ege adaları gibi Kıbrıs&#8217;ı da  Yunanistan&#8217;a vereceğine inandıklarını belirtmişlerdir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">İstanbul&#8217;daki İngiliz Büyükelçisi Layard, 1 Ağustos 1878  tarihinde Dışişleri Bakanı Lord Salisbury&#8217;e gönderdiği bir raporda: &#8220;Rumlar  Türkleri her şeyden yoksun bırakmak ve adadan kovmak gayesiyle büyük çaba  harcayacaklardır. Bütün Kıbrıs topraklarını elde etmek için her türlü  sahtekârlığı yapacaklar ve böylece Kıbrıs&#8217;ı Yunanistan&#8217;a bağlamak  isteyeceklerdir&#8221; şeklinde görüşlerini bildirmiştir. Şüphesiz Büyükelçi Layard  yapmış olduğu bu değerlendirmede yanılmamış ve İngiliz yönetimi ile birlikte  adanın Yunanistan&#8217;a ilhakı çalışmaları artmıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">İngiliz kraliçesi tarafından adanın idaresine memur  edilen Sir Garnet Wolseley, kendisine bağlı kuvvetlerle 22 Temmuz 1878 tarihinde  Larnaka&#8217;dan karaya çıkarak görevine fiilen başladı. Adadaki Türk valisinden  görevi devraldıktan sonra altı idarî bölgedeki Türk kaymakamların yerine İngiliz  memurlar tayin ederek mahkemelerde ve idarî işlerde İngilizce&#8217;nin yanı sıra  Türkçe ve Rumca&#8217;yı da resmî dil olarak kabul etti. İngiltere&#8217;de Kraliyet  kolonileri için çıkarılan &#8220;Konsey Emirnamesi”ne göre yüksek komiser, adada  kraliyet hükümeti tarafından tayin edilecek &#8220;Kavanîn Meclisi&#8221;nin onayıyla kanun  yapabilecekti. Başlangıçta, Osmanlılardaki &#8220;Divan”a benzeyen Kavanîn Meclisi;  dört İngiliz memur ve üç halk temsilcisinden oluşuyorken, daha sonraları bu  meclisin yerini 9 Rum, 3 Türk ve 6 İngiliz&#8217;den oluşan &#8220;Teşriî Meclisi&#8221;  aldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span>             </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Türkler adanın Yunanistan&#8217;a verileceği endişesi ile  İngiliz idaresine destek oldukları halde, İngilizler re-organizasyon ve tensikat  maskesi altında iş başındaki Türkleri emekliye sevk edip yerlerine Rum memurları  tayin ettiler. Bunun neticesi olarak ekonomik sıkıntıya giren Kıbrıs Türk  halkının bir kısmının adadan ayrılarak Anadolu&#8217;ya göç etmesi adadaki nüfus  dengesinin Türkler aleyhine bozulmasına neden oldu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span>             </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">İngilizlerin adaya gelmesinden üç yıl sonra 1881&#8242;de  yapılan bir sayımda, Türkler Rumların üçte biri oranında görünmekte, adada  45.458 Türk&#8217;e karşılık, 137.631 Rum bulunmaktadır. Buna karşılık Türk  yönetiminden bir yıl sonra, 1879&#8242;da hazırlanan bir raporda ise, adada bulunan  140 okuldan 76&#8217;sı&#8217;Rum, 64&#8242;ünün de Türk okulu olduğu belirlenmiştir. 1881&#8242;de Rum  okulları 94&#8242;e, 1901&#8242;de ise 238&#8242;e yükselmiştir. Bu okullarda Rum gençleri eğiten  öğretmenler Yunanistan&#8217;dan geliyor, ENOSİS ve Megalo İdea fikrini öğrencilerin  beyinlerine şırınga ediyorlardı. Yunanlı öğretmenler ENOSİS&#8217;çi bir kuşak  yetişmenin yanında Rum halkı için de ENOSİS amaçlı provokasyonlar  tezgâhlıyorlardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Kıbrıs Türkleri ile Rumlar arasında ENOSİS yüzünden  çıkan ilk kitlesel kavgalar, 19 Nisan 1895 tarihli Alithia gazetesinin, Rum  halkını tahrik edici yayınıyla başlamıştır. Rumlar, doğrudan ENOSİS hedefini ön  planda tutan bu tahriklerin yanı sıra, adi olay niteliğindeki tahriklerde de  bulunmuşlardır. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri; 1894&#8242;te Baf&#8217;ta meydana  gelen ve 400–500 civarındaki Rum&#8217;un Baf Camii önünde yaptıkları aşağılayıcı  tahrikler sonunda başlayan büyük kavgadır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Rumların kışkırtmalarına karşı sessiz kalmayan Türk  halkı, gönderdikleri telgraflarla İstanbul ve Londra hükümetlerine endişelerini  bildirmişlerdir. Derhal harekete geçen Türk hükümeti, Londra Büyükelçisi&#8217;ni  protesto için görevlendirmiştir. İstanbul&#8217;daki İngiliz Büyükelçisi Sir Philip  Currie de uyarılmış, Kıbrıs&#8217;taki gelişmelerden İngilizlerin sorumluğu olduğu  belirtilerek &#8220;Yunan ajanları tarafından yöneltilen kışkırtmaların derhal  durdurulması&#8221; istenmiştir. Türklerin Rum kışkırtmalarına karşı tepkileri  aralıksız sürmüştür. Müftü Ali Rıfkı, 29 Nisan 1895 tarihinde İngiliz Yüksek  Komiseri&#8217;ne bir yazı göndererek, &#8220;Rumların mitinglerde yaptıkları konuşmaların  ve ENOSİS taleplerinin Türk halkının ulusal haklarına saldırı niteliğinde  olduğunu&#8221; bildirmiştir. Müftü Ali Rıfkı, bundan hareketle, &#8220;Türk halkının kendi  haklarını korumak için önlemler alacağını, bu amaçla Yüksek Komiserin, Rumların  yaptığı konuşmalarla sundukları muhtıraların birer kopyasını kendisine  göndermesini&#8221; istemiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">1900&#8242;lü yılların başında Megalo İdea&#8217;cılar, İngiliz  Parlamentosu&#8217;nda sağladıkları yandaşlarla, ENOSİS kampanyasına hız vermeye  başlamışlardır. Etniki Eterya&#8217;nın 1896 yılı Nisan ayı içinde &#8220;Bütün Yunanlıları  Kurtarma&#8221; sloganı ile Atina gazetelerinde yayınlanan bildirisi, Kıbrıs&#8217;ta da  yeni bir ENOSİS dalgasının doğmasına neden olmuştur. Bildiride, &#8220;Yunan ulusunun  büyük bir kısmının Türk boyunduruğu altında kaldığı, onları kurtarmanın tüm  Yunanlıların görevi olduğu&#8221; iddia edilmiş ve Osmanlı topraklarındaki Rumlar  Türklere karşı savaşa çağrılmıştır. Bu gibi tahrikler sonucu 1897 Nisan&#8217;ında  Türk-Yunan savaşı başlayınca, Yunanistan&#8217;ın Kıbrıs Konsolosu Filemon, Yurnan  ordusu için Kıbrıs Rumlarından gönüllü yazmaya başlamıştır. Daha önce yine  Filemon&#8217;un benzer eylemleri sonucu alınan ve Kıbrıs&#8217;tan gönüllü toplanmasını  yasaklayan 1881 Emirnamesi, Yunan hayranı Yüksek Komiser Sendall tarafından  uygulanmamıştır. Bunun üzerine Filemon, hukuken Osmanlı toprağı olan Kıbrıs&#8217;taki  Osmanlı vatandaşı olan Rumlar arasından gönüllü toplayıp Türklere karşı savaşa  göndermiştir. Türk ordusu kısa sürede Atina kapılarına dayanınca, Yunanistan&#8217;ın  imdadına İngiltere, Rusya ve Fransa başta olmak üzere büyük devletler  yetişmiştir. Ancak, yapılan görüşmeler sonucu Batılı devletlerin büyük  baskılarına boyun eğmek zorunda kalan Osmanlı İmparatorluğu, savaşı kazanmasına  karşın, Girit&#8217;in yönetiminden vazgeçmek zorunda kalmıştır. Adanın yönetimi  Padişah adına Hıristiyan bir Prense verilmiştir. Bu prensin, &#8220;Yüksek Komiser&#8221;  unvanı ile 4 yıl boyunca Batılı devletler tarafından atanması  kararlaştırılmıştır. Batılı devletler, Yunanistan&#8217;la işbirliği halinde bir  Yunanlı Prensi Girit Yüksek Komiseri olarak atayarak adanın hukuken olmasa da  fiilen Yunan yönetimine girmesini sağlamışlardı. Savaş meydanından zaferle çıkan  Osmanlı, masa başında mağlup olmuştur. Girit&#8217;in kazanılması ENOSİS’ çileri  heyecanlandırmıştır. Atina&#8217;da &#8220;Vatanseverler Derneği&#8221; adı altında bir dernek  kurulmuştur. 1899 yılı Kasım ayında kurulan ve amacı Girit&#8217;teki değişikliğin  Kıbrıs&#8217;ta da uygulanması olan derneğin bir şubesi de Limasol&#8217;da açılmıştır.  Patris gazetesinde çıkan yazılarda, tıpkı Girit gibi Kıbrıs&#8217;ın da Yunan  Prensi&#8217;nin yönetimine verilmesi istenmiştir. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bu gelişmeler karşısında Türkler, Enosise karşı kesin  bir tavır koymuşlar ve 1902 yılında yoğun telgraf kampanyası başlatarak  tepkilerini İngiliz hükümetine bildirmişlerdir.<span>   </span>Baf ve Magosa&#8217;da yaşan Türklerin ileri  gelenleri ve Kavanin (Yasama) Meclisi üyesi Ahmet Raşit&#8217;in gönderdiği  telgraflarda; ENOSİS hareketleri protesto edilerek o yıllardaki Türk politikası  dile getiriliyor, ENOSİS&#8217;e karşı çıkılıyor ve adanın asıl sahibi Osmanlı  Devletine geri verilmesi isteniyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><em><span style="font-size: 13pt">İngilizler’in Ada’yı  İlhakı<o:p></o:p></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span>             </span>  <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Osmanlı devletinin 1. Dünya Savaşı&#8217;na Almanya safında  girmesinden sonra İngiltere, 5 Kasım 1914&#8242;te yayınladığı bir &#8220;Krallık Konseyi  emri&#8221; ile Kıbrıs&#8217;ı ilhak ettiğini ve Osmanlı devleti ile yapmış olduğu 1878  anlaşmasını feshettiğini duyurdu. . Osmanlı Devleti ise bu ilhakı sadece  protesto etmekle yetindi. Bu durum karşısında İngiliz tâbiiyetine girmek  istemeyen 8.000 kadar Türk ailesi Anadolu&#8217;ya göç etti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span>             </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Yeni duruma sevinen Yunanlılar, İyonya adaları ile  Girit&#8217;i kendilerine veren İngiltere&#8217;nin eninde sonunda Kıbrıs&#8217;ı da Yunanistan&#8217;a  vereceğine inanıyorlardı. İlhak kararından 3 gün sonra, 8 Kasım 1914&#8242;te Yüksek  Komisere bir mektup gönderen Başpiskopos, İngiliz yönetimini kararından dolayı  kutlayarak, &#8220;alınan kararı, ENOSİS&#8217;e ulaşmada bir adım olarak gördüklerini&#8221; ve  İngiltere&#8217;nin kararını olumlu bulduklarını ifade etti. İlhak kararını kutlamak  için törenler düzenleyen Rumlar, Kıbrıs Türklerini taciz etmeye yeniden  başlamışlardı. Törenleri fırsat bilen Rumlar, bir kez daha adanın Yunanistan&#8217;a  verilmesini, İngiltere&#8217;nin de Türk halkının güvenliğinin garantörü olmasını  önerdiler. İlhak kararı, Rum basınında &#8220;ENOSİS&#8217;e giden yolda önemli bir adım&#8221;  olarak değerlendirildi. İlhakla ilgili görüşlerini Eleftheria gazetesine  açıklayan Venizelos, şunları söylüyordu: &#8220;Kıbrıs&#8217;ın ilhakı, bu Yunan adasının  anavatana katılması için son aşama olarak nitelendirilebilir. Hükümetimizin  istihbaratına göre, Kıbrıs&#8217;ın anavatanla birleşmesi, çok yakın gelecekte  gerçekleşecektir.&#8221; İngiltere&#8217;nin Atina Büyükelçisi ile görüşen Yunan Dışişleri  Bakanı da, ENOSİS&#8217;i engelleyen 1878 antlaşmasının artık yürürlükten kalktığını,  dolayısıyla ilhakın, ENOSİS&#8217;e giden yolda bir adım olarak görüldüğünü ima  etmiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span>             </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Rumlar ile Yunanistan&#8217;ın ENOSİS konusundaki paralel  yorumları ve Kıbrıslı Rumların sevinç gösterileri ada Türklerini  endişelendiriyordu. Bu endişelerin bir ifadesi olarak; Kadı Efendi, Müftü, Evkaf  Murahhası İrfan Bey, Kavanin Meclisi üyesi ve Vatan gazetesi sahibi Mehmet  Şevket Bey, Türk halkı adına imzaladıkları bir mektupla İngiliz Yüksek  Komiserine başvurarak ENOSİS&#8217;e karşı garanti istediler. Mektupta, Kıbrıs&#8217;ın  Yunanistan&#8217;a bağlanmasının, ada halkı için tam bir felaket olacağına dikkat  çekiliyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">İlhaktan bir yıl sonra Rumların istediği oldu ve  Yunanistan&#8217;ı kendi safında savaşa sokmak isteyen İngiltere, buna karşılık  Kıbrıs&#8217;ın bu ülkeye verilmesini önerdi. İngiliz Dışişleri Bakanı Grey, 16 Ekim  1915&#8242;te İngiltere&#8217;nin Atina Büyükelçisi Elliot aracılığıyla yaptığı öneride,  Yunanistan&#8217;ın Sırbistan&#8217;a yardım etmesi halinde, Kıbrıs&#8217;ın Yunanistan&#8217;a  verileceğini duyurdu. İngiltere&#8217;nin önerisi, Yunanistan Başbakanı Zaimis  tarafından reddedildi. Savaşa girmek istemeyen Yunanistan üzerinde baskı kurmak  isteyen İngiltere, Kıbrıs&#8217;taki ENOSİS akımını körükleyerek, adadaki  ENOSİS&#8217;çileri Yunanistan&#8217;a baskı yapmaları için kışkırtmaya başladı. İngiliz  Sömürgeler Bakanı Bonar Law, 16 Ekim 1915&#8242;te Kıbrıs Yüksek Komiseri Clauson&#8217;a  gönderdiği mesajda konuyla ilgili olarak şu istekte bulundu: &#8220;Kıbrıs&#8217;ın  Yunanistan&#8217;a önerildiğini Başpiskopos&#8217;a ve öteki önde gelen kimselere bildiriniz  ve kendilerine yinelenmesi uzak bir olasılık olan böyle bir avantajdan  yararlanarak, Kıbrıs&#8217;ın Yunanistan&#8217;a bağlanmasını sağlayabilmek için derhal  Atina&#8217;ya giderek istekleri doğrultusunda Kral ve parlamento üzerinde baskı  oluşturmalarını öneriniz. Bu amaç doğrultusunda kendilerine elinizdeki bütün  olanaklarla destek olmanız için tam yetkilisiniz.&#8221;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span>             </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">İngiltere, çıkarları gerektiğinde Kıbrıs&#8217;ta yaşayan 60  bin Türkün can güvenliğini ve siyasi geleceğini hiç tereddüt etmeden Kıbrıs  Rumları ve Yunanistan&#8217;ın insafına terk ediyordu. İngiliz Yüksek Komiseri  Clauson, iyi ilişkiler içinde bulunduğu Kıbrıs Türk halkı karşısında zor bir  duruma düşmüştü. Bu zor durumu nedeniyle 17 Ekim 1915&#8242;te Sömürgeler Bakanlığı&#8217;na  bir telgraf gönderen Clauson, Türk halkına, ENOSİS karşısında İngiliz  garantörlüğü veya İngiliz bayrağı altında bir Ege adasına göç etmek önerisinde  bulunma izni istedi. İngiltere&#8217;den gelen yanıtta Clauson&#8217;a, &#8220;ENOSİS karşılığında  Türklerin maddi-manevi çıkarlarının korunacağına dair söz verme&#8221; yetkisi  verildi. İngiltere&#8217;nin adayı Yunanistan&#8217;a önermesi, Türkler arasında bu ülkeye  karşı derin bir güvensizlik yaratırken, Yüksek Komisere başvuran Türkler, kararı  protesto ettiler. Adanın Yunanistan&#8217;a ilhakının Türkler için felaket olacağını  ifade ettiler. Evkaf Murahhası Musa İrfan Bey de Türk halkı adına İngiliz  hükümetine bir mektup göndererek, karardan dolayı protesto etti. İngiliz  idaresinin Rum yanlısı tutumunun tahrik ettiği, Rumların &#8220;enosis&#8221; emellerini  gerçekleştirme çalışmalarını önlemek için teşkilatlanma ihtiyacı duyan Kıbrıs  Türkleri 10 Aralık 1918&#8242;de Kıbrıs Müftüsü Hacı Hafız Ziyâî Efendi başkanlığında  &#8220;Meclis-i Millî&#8221; adını verdikleri bir meclis toplayarak &#8220;Adanın yeniden Osmanlı  Devleti&#8217;ne verilmesi gerektiği&#8221;ni açıkladılar. Bu toplantıda &#8220;Türk haklarının  korunması&#8221; için, Paris&#8217;te yapılacak olan Barış Konferansı&#8217;na gönderilmesi  kararlaştırılan Hacı Hafız Ziyâî Efendi&#8217;nin Kıbrıs&#8217;tan ayrılmasına İngiliz  idaresi izin vermedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">15 Mayıs 1919 tarihinde Yunanistan&#8217;ın İzmir&#8217;e saldırarak  Bizans&#8217;ı yeniden canlandırmak istemesi &#8220;enosis&#8221; duyguları güçlenen Kıbrıs  Ruamları’na bir heyecan getirmişti. Yunanlıların İzmir&#8217;de hezimete uğraması  üzerine, kin duyguları daha da körüklendi. 25 Mart 1921 tarihinde Omorfa&#8217;nın  Filya köyünde Kıbrıs&#8217;ın Yunanistan&#8217;a ilhakını istedikleri ilk plebisit ve daha  sonra yaptıkları müracaatlar İngilizlerce reddedildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">İstiklâl Savaşı kazanıldıktan sonra 23 Temmuz 1923&#8242;te  imzalanan Lozan Anlaşması ile İtilaf Devletleri tarafından resmen tanınan  Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs&#8217;ın İngiliz mülkü olduğunu kabul etti. Bu anlaşmanın  16, 20 ve 21. maddeleri Kıbrıs ile ilgilidir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">&#8220;Madde 16: Türkiye işbu muahedede açıklıkla belirtilen  hususlar dışında bilcümle arazi üzerinde ve bu araziye bağlı kezalik işbu  muahede ile üzerlerinde kendi hâkimiyet hakkı tanınmış olan adalardan gayri  cezireler üzerinde (-ki bu arazi ve cezirelerin mukadderatı ilgililer tarafından  tayin edilmiş veya edilecektir-) her ne mahiyette olursa olsun haiz olduğu bütün  hukuk ve müstenidatından feragat ettiğini beyan eyler.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">&#8220;Madde 20: Türkiye Hükûmeti Kıbrıs&#8217;ın Britanya Hükûmeti  tarafından 5 Kasım 1914&#8242;te ilan olunan ilhakını tanıdığını beyan  eyler.&#8221;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">&#8220;Madde 21: 5 Kasım 1924 tarihinde Kıbrıs adasında oturan  Türk tebaası mahallî kanunun tayin ettiği şartlar dairesinde İngiliz tâbiiyetine  sahip ve bu yüzden Türk tâbiiyetini kaybetmiş olacaklardır. Bununla beraber işbu  muahede namenin meriyyet mevkiine girdiği günden itibaren iki yıllık bir müddet  zarfında Türk tâbiiyetinde kalmakta serbest olacaklardır. Bu takdirde bu  haklarını kullandıkları tarihi takip eden 12 ay zarfında Kıbrıs adasını terk  etmeye mecbur olacaklardır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Kıbrıs&#8217;ın İngiltere&#8217;ye ilhakını da içeren Lozan  Anlaşması İngilizler tarafından 6 Ağustos 1924 tarihinde tasdik edildi. 10 Mart  1925 tarihinde de Yüksek Komiserlik makamı kaldırılarak yerine valilik makamı  ihdas edildi. Lozan Anlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçmek  isteyen Kıbrıslı Türklere iki yıllık bir süre tanınması üzerine, İngiliz  idaresinden memnun olmayan çok sayıda Türk anavatan Türkiye&#8217;ye göç  etti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">1925&#8242;ten 1959&#8242;a kadar süren dönem içinde Rumlar adanın  statüsünü değiştirmek için teşebbüslerde bulundular. İngiliz Hükûmeti Ortadoğu  politikasında yaptığı değişiklik sonucu Rumlardan yüz çevirince vergi kanununu  bahane ederek 21 Ekim 1931 tarihinde ilk isyanlarını yaparak vali konağını ateşe  verdiler. İsyan Mısır&#8217;dan getirilen takviye kuvvetlerle bastırılabildi.  <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">II. Dünya Savaşı&#8217;nda İngiltere&#8217;nin Yunanistan&#8217;a, kendi  taraflarında savaşa katılmaları halinde Kıbrıs&#8217;ı Yunanlılara verebileceklerine  dair teklifi Yunanlılarca reddedildi. Buna rağmen Rumlar İngilizlerle birlikte  savaşmış gibi Kıbrıs&#8217;ın Yunanistan&#8217;a ilhakını talep ettiler. İngilizler bu  talebi reddederek anayasa hazırlanmasını önerdiler. Rum tarafı &#8220;enosis&#8221;i  önermeyen hiç bir teklifi kabul etmedi. İngiliz Hükûmeti, adada muhtar bir idare  kurmak üzere 1947 yılında Lord Winster&#8217;i vali olarak tayin etti. Ancak  Winster&#8217;in muhtariyet teşebbüsü, hazırlanan anayasanın Türkler ve Rumlar  tarafından benimsenmemesi üzerine başarısızlığa uğradı. Vali Winster de seçtiği  bir &#8220;İstişare Meclisi&#8221; ile adayı yönetmeye devam etti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Daha sonra, 15–20 Ocak 1950 tarihinde Kıbrıs Rum  Ortodoks Kilisesi önderliğinde yapılan &#8220;plebisit&#8221; ile Kıbrıs&#8217;ın Yunanistan&#8217;a  ilhakı tekrar istendi. Bu plebisiti tanımayarak adaya muhtariyet verilmesi  konusunda yeni adımlar atan İngiltere&#8217;nin 1954 anayasa teklifi de sonuçsuz  kaldı. Barışçı yollardan &#8220;enosis&#8221;i gerçekleştiremeyeceklerini anlayan Rumlar  1953 yılında kurdukları &#8220;EOKA&#8221; terör örgütünü 1 Nisan 1955&#8242;te harekete  geçirdiler. Grivas&#8217;ın komutasındaki &#8220;EOKA&#8221; yayınladığı bildiriyle İngilizleri ve  Türkleri düşman ilan edip onları imha edeceklerini açıkladılar. &#8220;Enosis&#8221; uğruna  birçok İngiliz ve Kıbrıslı Türk &#8220;EOKA&#8221;nın kurbanı oldu. İngiltere &#8220;EOKA&#8221;nın  üzerine fazla gitmedi. Şiddet eylemleri karşısında kendini koruma ihtiyacı  hisseden Kıbrıs Türk Halkı 1 Ağustos 1956 tarihinde &#8220;Kıbrıs Türk Mukavemet  Teşkilatı&#8221;nı (TMT) kurdu. TMT Kıbrıs&#8217;ın Yunanistan&#8217;a ilhakı teşebbüslerine karşı  başarılı mücadeleler yaptı. Rumların &#8220;enosis&#8221; çabaları karşısında Kıbrıs  Türkleri TMT&#8217;nın dışında da faaliyetlerini gerçekleştirdikleri; Millî Cephe  Partisi, Kıbrıs Adası Türk Azınlığı Kurumu, Kıbrıs Millî Türk Halk Partisi,  Kıbrıs Türk Kurumları Birliği, Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve Kıbrıs Millî  Türk Birliği gibi cemiyetler kurdular.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 35.4pt; text-indent: 0.05pt"><strong><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 35.4pt; text-indent: 0.05pt"><strong><span style="font-size: 13pt">Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kurulması ve Sonu  <o:p></o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">İngiltere&#8217;de 1955&#8242;te hükümet değişmiş ve Muhafazakâr  Parti iktidara gelmişti. Yeni hükümet, kangren haline gelen Kıbrıs sorununa  çözüm bulabilmek için Yunanistan ile Türkiye&#8217;yi 30 Haziran 1955&#8242;te Londra&#8217;da bir  konferansa davet etti. 29 Ağustos&#8217;ta başlayan Londra Konferansı&#8217;nda Yunanistan  &#8220;ENOSİS&#8221;, Türkiye ise &#8220;Statükonun devamı veya Kıbrıs&#8217;ın Türkiye&#8217;ye ilhak  edilmesi&#8221; tezini savunurlarken; İngiltere &#8220;Self-government(muhtar bir yönetim  tarzı)&#8221; öne sürdü. Taraflar arasında herhangi bir yakınlaşma sağlanamadan  konferans 7 Eylül 1955 tarihinde dağıldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span>             </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Londra Konferansı&#8217;nın Türkler açısından en önemli  sonucu, Kıbrıs sorununda Türkiye&#8217;nin de taraf olduğu gerçeğinin dünya kamuoyunun  gözleri önüne serilmesi oldu. Yunanistan bunun üzerine 23 Eylül 1955 tarihinde  konuyu tekrar Birleşmiş Milletler&#8217;e götürdü. Ancak BM&#8217;den herhangi bir karar  alınamadı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">İngiltere&#8217;nin Kıbrıs Valisi Mareşal Harding terör  eylemlerinin artması üzerine başta Makarios olmak üzere Rum liderleri ile  &#8220;sef-governement&#8221; üzerinde anlaşmaya çalıştı. Kıbrıs Rum liderlerinin &#8220;ENOSİS&#8221;  dışında herhangi bir görüşqmeye yanaşmamaları üzerine İngiliz yönetimi  Başpiskopos Makarios, Girne Metropoliti Kipriyanu ve diğer Rum liderlerini  Atina&#8217;Ya gitmek üzereyken tutuklatarak (9 Mart 1956), Hint Okyanusu&#8217;ndaki  Sychelle Adaları&#8217;na sürdü. Ancak Rum terörü gittikçe yoğunlaştı. Bu arada  İngiltere Başbakanı Mc Millan, 12 Temmuz 1956&#8242;da, Kıbrıs&#8217;a içişlerinde bağımsız  bir yönetim biçimi teklifinde bulundu. Lord Radcliffe ise yeni Kıbrıs  anayasasını hazırlamakla görevlendirildi. Radcliffe’nin hazırladığı anayasa 19  Aralık 1956 tarihinde açıklandı. Kıbrıs Türkleri için &#8220;taksim&#8221; tezine de açık  olduğu gerekçesiyle Yunanistan, &#8220;Radcliffe Anayasası&#8221;nı  reddetti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Rum terörü Ada da şiddetini her geçen gün daha da  artırıyordu. . Bunun üzerine İngilizler harekete geçmek zorunda kaldılar. 1957  yılı başından itibaren EOKA&#8217;ya yönelik İngiliz baskısı kısa zamanda sonuç  vermekte gecikmedi. Masum ve silahsız insanlara karış terör estiren çetelerin  büyük kısmı ya yakalandı ya da öldürüldü. Bunun üzerine EOKA 14 Mart 1957&#8242;de  Makarios&#8217;un serbest bırakılması karşılığında terör eylemlerine son vereceğini  açıklamak zorunda kaldı. Birbirlerine suçlayan İngiltere ve Yunanistan, 18 Şubat  1957&#8242;de konuyu ayrı ayrı BM&#8217;ye götürdüler. Bu arada 20 Mart 1957&#8242;te NATO Genel  Sekreteri Lord Ismay, Kıbrıs konusunda arabuluculuk yapmak üzere taraflara  başvurdu. Türkiye&#8217;nin olumlu yaklaşımına karşılık Yunanistan NATO Genel  Sekreterinin teklifini reddetti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">İngiltere, Yunanistan&#8217;ın bu olumsuz yaklaşımı karşısında  1 Ekim 1958&#8242;de McMillan planını resmen yürürlüğe koydu. Plan gereğince bir Türk  temsilci fiilen göreve başladı. Kıbrıs mücadelesinde önemli bir süreç  başlamıştı. Çünkü Türkiye fiilen Kıbrıs yönetiminde söz sahibi olmuştur.  Yunanistan bu yeni gelişme karşısında, NATO Genel Sekreteri Spaak&#8217;ın önerileri  ile fiili durumu kabul etmediğini ilan ederek konuyu tekrar BM&#8217;ye götürdü. 25  Kasım &#8211; 5 Aralık 1958 tarihleri arasındaki görüşmelerde, demokratik ve adil bir  çözüm bulunması için tarafların gayret göstermesi gerektiği şeklinde bir karar  sureti kabul edildi. Bu karar sureti, Yunanistan&#8217;ı görüşme masasına oturmak  zorunda bıraktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Yapılan görüşmeler sonucunda, 11 Şubat 1959 Zürih ve 19  Şubat 1959 Londra anlaşmalarının imzalanması ile Kıbrıs&#8217;ta Türk ve Rum  taraflarının ortak olduğu bir Cumhuriyet kurulması hususunda önemli bir adım  atılmış ve Kıbrıs Cumhuriyeti, Kıbrıs Anayasası, Garanti ve İttifak Antlaşmaları  imzalanarak 15–16 Ağustos 1960 tarihinde ilan edilmiştir. İttifak ve Garanti  anlaşmaları ile 6 Nisan 1960&#8242;da törenle imzalanan Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası  incelendiğinde Türk ve Rum taraflar açısından şu özelliklerin önemli olduğu  görülecektir: “Adada kendilerine has özelliklerini devam ettirebilecek iki  cemaat, yani Türk ve Rum cemaatleri vardır. Bunları temsil eden iki cemaat  meclisi, bütün işlerde ortak hareket edilmesini sağlayacaktı. Cumhuriyetin  yönetimiyle ilgili olarak bir Yasama Meclisi kurulacak, bu meclisin % 70 üyesi  Rum, % 30 üyesi Türk tarafından olacaktı. Cumhuriyet idaresi &#8220;Başkanlık&#8221; sistemi  olup, Cumhurbaşkanı Rum, yardımcısı ise Türk tarafından seçilecekti. Yürütme  yetkisi Cumhurbaşkanı ve Yardımcısında toplanmış olup, 7&#8217;si Rum, 3&#8242;ü Türk olmak  üzere kurulan bir hükümete sahip olacaklardı. Bakanlar Kurulunda bütün kararlar  mutlak çoğunlukta alınması gerekmekte idi. Cumhurbaşkanı ve Yardımcısı veto  hakları vardı. İdare ve belediyelerde %70-%30 oranı muhafaza olunacak, yüzde  yüze yakın Türk ve Rum cemaatlerin oluşturduğu mahallerin idaresi o cemaatin  memurlarına bırakılacaktı. Ayrıca beş büyük şehirde müstakil beş Türk belediyesi  kurulacaktı. Rumların ve Türklerin ayrı mahkemeleri olacak ve bunların da  üzerinde bir Türk ve iki Rum&#8217;dan müteşekkil bir Yüksek Adalet Divanı olacaktı.  Başkanlığını ise tarafsız bir hukukçu yapacaktı”. Cumhuriyet&#8217;in ordusu, polis ve  jandarma teşkilatındaki oran % 60 Rum, % 40 Türk şeklinde olacaktı.  Cumhuriyet&#8217;in resmi dili Türkçe ve Rumca olarak kabul edildiği gibi Türkiye ve  Yunanistan&#8217;ın milli ve mahalli bayramlarının da adada cemaatlerce kutlanabilmesi  de kabul edilmiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti, İngiliz parlamentosunda  görüşülerek 21 Temmuz&#8217;da kabul edildi. 29 Temmuz&#8217;da Kralaiçe tarafından  onaylandı. 15 Ağustos günü İngiltere&#8217;nin son Kıbrıs Valisi Sir Hugh Foot,  Kraliçe&#8217;nin bağımsızlık beyannamesini okuyarak Kıbrıs Cumhuriyeti&#8217;ni ilan  etti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Adanın korunması için Türkiye ve Yunanistan Adaya 650  kişilik Türk, 950 kişilik Yunanlı olmak üzere birer alay gönderecekler, ayrıca  adanın emniyeti, tamamiyet-i mülkiyesi ile cumhuriyet tehlikeye girdiğinde üç  devlet ortaklaşa veya münferiden adadaki duruma müdahale edebileceklerdi.  <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Görüldüğü gibi Kıbrıs’ta mevcut yapı dikkate alınarak,  kendine münhasır özelliklerde bir cumhuriyet idaresi kurulmuştur. Bu yönetim  şekli, ancak taraflar birbirlerine iyi niyetle yaklaştıklarında geçerlik  kazanabilecek ve sorunlar açılabilecekti. Gönülsüz bir şekilde masaya oturan ve  enosis fikrini hiç aklından çıkartmayan Rum tarafı bu sistemin ilerlemesine  engel olmak ve kendi arzuları doğrultusunda hareket etmek için fazla  beklemeyeceklerdir. Bu şartlarda kurulan devlet ancak üç yıl  yaşayabilmiştir.<span>  </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">13 Mart 1963 tarihinde Başkan Makarios, &#8220;Kbırıs  Cumhuriyetinin kurulmasını temin eden Zürih ve Londra Antlaşmaları o zamanda  hüküm süren şartların bir sonucudur. Kıbrıs Mücadelesinin gayesi bir cumhuriyet  kurmak değildi. Antlaşmalar sadece temeli kurdular&#8221; şeklindeki demece ile Kıbrıs  Cumhuriyetine temel teşkil eden antlaşmaları ve cumhuriyet anayasasını hedef  almıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduğunda devlet dairelerinde Türk  işçilerinin Rum işçilerine oranı ise % 10 idi. Ancak Anayasayı uygulamakta  kararıl olan Rumlar Anayasa&#8217;nın Türklere tanıdığı % 70 Rum&#8217;a karşılık % 30 Türk  oranıyla ilgili hakkını diğer haklar gibi tatbik ettirmediler. Memuriyet için  dilekçe veren Türklerin hakları tanınamadı ve açık bulunan memurluklara Rum  adaylar tayin edildi. Bunun üzerine Türkler, Anayasa Mahkemesine başvurmak  zorunda kaldılar. Fakat anayasa mahkemesinin kararları Makarios tarafından kabul  edilmedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">İhtilaf konularından birisi müstakbel Türk belediyeleri  meselesidir. Aslında EOKA terör harekâtının sonucu olarak büyük şehirlerde Türk  ve Rum kesimleri kesin olarak ayrılmış ve Türk belediyeleri fiilen çalışmaya  başlamıştı. Anayasaya konulmuş bulunan bu madde, mevcut fiili durumu hukuki bir  esasa bağlamaktan ibaretti. Ancak Makarios, Türk belediyelerinin hukuken  tanınmasını Kıbrıs&#8217;ın taksimine doğru bir adım olduğu iddiası ile bağımsız Türk  belediyelerinin kurulması için çıkarılması gereken kanunu engelledi. Türk Cemaat  Meclisi tarafından 31 Aralık 1962&#8242;de çıkarılan Türk Belediyeler Kanunu ile  fiilen mevcut Türk belediyelerinin hukuken de teşekkülünü temine çalıştılar ve  bu konunu Türk Resmi Gazetesinde 31 Aralık 1962&#8242;de ilan ederek yürürlüğe  koydular. Diğer taraftan Makarios ve Rum milletvekilleri kararlarında ısrar  ettiler. Böylece mesele Yüksek Anayasa Mahkemesine intikal ettirildi. Rumlar da  Türklerin bağımsız Türk belediyeler kurmalarına karşı anayasa mahkemesine  müracaat ettiler.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Rumlar bir taraftan Anayasa Mahkemesine giderlerken  diğer taraftan Türk belediyelerini baltalamak için faaliyete geçtiler. Bu  cümleden olarak 25 Ocak 1963 günü Türk belediyelerinin elektriği kesildi ve Türk  belediyelerinin inşaat ruhsatı vermek yetkisi bulunmadığı ilan edildi. 31 Ocak  1963 tarihinde ise eski belediyelere ait taşınır mal ve taşınmaz malların Saha  İnkişaf Komisyonlarına devrini öngören kanun teklifi Türk bakanların aleyhte oy  kullanmasına rağmen, Rum çoğunluğun oyuyla kabul edildi.19 Şubat 1963 günü  Belediyeler konusu üzerinde Türk cemaat Meclisi Başkanı Rauf Denkteş,  Temsilciler Meclisi Reisi Klerides ile uzun bir görüşme yaptılar. Ancak  Makarios&#8217;un Yüksek Anayasa Mahkemesinin kararını tanımayacağını ilan etmesi  büyük bir tepki yaratmıştı. Tarafsız Alman Prof. Dr. E. Forshoff&#8217;un  başkanlığında bir Türk ve bir Rum üyeden kurulu olan yüksek anayasa mahkemesi,  31 Aralık 1962 tarihinde Temsilciler Meclisinde verilen kararın Anayasaya aykırı  olduğuna ve ilgili kanunun çıkarılması gerektiğine karar verdi(24 Nisan 1963).  Bu karar anayasayı tatbik etmekle görevle ve bundan sorumlu bulunan  Cumhurbaşkanı Makarios başta olmak üzere bütün EOKA&#8217;cılara bir darbe oldu. Ancak  hak ve hukuk hiçe sayan Kıbrıslı Rumlar, Yüksek Anayasa Mahkemesi Başkanının  sekreteri Dr. Chistian Heinze&#8217;yi tehdit ederek Kıbrıs&#8217;tan uzaklaştırdılar ve  istifaya zorladılar. Yüksek Anayasa Mahkemesinin tarafsız başkanının bu şekilde  görevinden ayrılması kadar, Yüksek Anayasa Mahkemesinin vereceği kararı  tanımayacağını önceden ilan eden demeci, Makarios ve Rum yönetiminin gayrı meşru  durumunu açıkça ortaya koymuştur. Bu arada Türkiye, Cumhurbaşkanı Başpiskopos  Makarios&#8217;un Anayasa dışı davranış ve tutumlarını dikkatle takip etmiş, Ankara&#8217;yı  ziyareti sırasında kendisine kesin ikazlar yapılmıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span>             </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">İlerleyen zamanda Kıbrıs Cumhuriyetinin anayasasını  uygulamak istemeyen Makarios, Anayasada Türklere tanınan hakların  kalfırılmasını, garanti ve ittifak antlaşmalarının fes edilmesini istedi. Bu  isteğini, Türkiye’ de hükmet krizinin yaşandığı ve Yunanistan’da da Londra ve  Zürih Antlaşmalarını kabul etmeyen Papandreu’nun iktidara geldiği bir zamanda  dile getirdi.<span>  </span>Başpiskopos Makarios&#8217;un 30  Kasım 1963&#8242;te Türkiye&#8217;ye sunduğu 13 maddelik &#8220;düzeltme&#8221; teklifini, Kıbrıs  Türkleri tarafından derhal, Türkiye tarafından da 6 Aralık 1963&#8242;te reddedildi.  Başpiskoposu destekleyen İngiltere ve Yunanistan, bir reaksiyon göstermediler.  Düzeltme tekliflerinin hazırlanmasında, Kıbrıs&#8217;taki İngiliz Yüksek Komiseri,  Makarios&#8217;a yardım etmişti. Makarios<span>   </span>“Akritas Planı” olarak bilinen anayasa değişiklikleri Türklerin ada daki  varlığını ortadan kaldırıyordu. Türkiye’nin bu değişiklik önerilerini kabul  etmeyeceğinin bilincinde olan Makarios, Türkleri yok etmek arzusuyla  hazırlattığı planı yürürlüğe koydu. Bu planı gerçekleştirmek maksadıyla kurduğu  20 bin kişilik EOKA örgütünü en modern silahlarla donattı ve harekete hazır hale  getirdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span>             </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Olayların Kıbrıslı Türkler tarafından başlatıldığı  imajını vermek isteyen Rumlar, 4 Aralık 1963 günü Lefkoşe&#8217;de Baf kapısı  civarında dikilmiş bulunan EOKA&#8217;cı Markos Drakos&#8217;un heykeline bomba attırdılar.  Bu olayın hemen ardından da EOKA&#8217;nın bildirisi geldi. Bildiride, bombanın  Türkler tarafından atıldığı iddia ediliyordu. Artık &#8220;Türk&#8217;ü imha planı&#8221;  uygulamaya konmuştu. Kıbrıs Cumhuriyeti yıkılmış, Makairos-EOKA diktatörlüğü  Kıbrıs&#8217;ın yönetimini eline geçirmişti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span>             </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Makarios’un diktatörlüğünde  Kıbrıslı Türklere yönelik  Rum saldırılarının giderek artması üzerine 24 Aralık 1963&#8242;te toplanan Türkiye  hükümeti, ateşkes anlaşmasına uyulmaması durumunda garantörlük hakkını  kullanarak müdahale edeceğini açıkladı. Bu açıklamaya rağmen Rum saldırılarının  durmaması, hatta Yunan alayının da saldırılara katılması ve Lefkoşe&#8217;ye yönelik  saldırıların yoğunlaşması üzerine Türk savaş uçakları Lefkoşe üzerinde alçak  uçuşlar yaptılar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span>             </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bir müdahaleden çekinen Rumlar, İngiltere&#8217;nin  arabuluculuğuyla ateşkesi kabul ettiler. 27 Aralık günü bir İngiliz generalin  komutasında üç garantör ülkenin askerleri &#8220;Barışı Koruma Kuvveti&#8221; adı altında  göreve başladı. 30 Aralık günü de, İngiliz generali &#8220;Yeşil Hat&#8221;ı çizdi. Bu hat,  Lefkoşe&#8217;nin Türk ve Rum kesimini ayıran ve Rum saldırılarının durdurulduğu  hattı. Yeşil bir kalemle çizildiği için adına &#8220;Yeşil Hat&#8221;  denilmiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span>             </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">24 Aralık&#8217;tan 30 Aralık&#8217;a kadar geçen süreç içerisinde  Rum saldırıları durmamıştı. Denya, Ayvasıl, Şillura köyleri Rumlar tarafından  işgal edilmişti. Ayvasıl köylüleri katliamdan geçirilmiş ve toplu mezarlara  gömülmüşlerdi. Başpiskopos Makarios, 1 Ocak 1964&#8242;te 1960 anlaşmalarını tek  taraflı olarak feshettiğini açıkladı. Şubat ayı içinde de Arpalık, Limasol, Baf,  Magosa ve Poli Türkleri saldırıya uğradı. Bunun üzerine Türkiye, 13 Şubat  1964&#8242;te BM Güvenlik Konseyi&#8217;ne başvurdu. Güvenlik Konseyi 4 Mart 1964 tarihinde  bir karar aldı. Kararda; Kıbrıs&#8217;ta durumu kötüleştirecek davranışlardan  kaçınılması, bu amaçla bir BM Barış Gücü kurulması ve bir arabulucunun tayini  istenirken Kıbrıs Hükümeti&#8217;nden şiddet ve kan dökülmesini önleyecek her türlü  önlemi alması isteniyordu. Karardaki &#8220;Kıbrıs Hükümeti&#8221; ifadesi, yasadışı Rum  yönetiminin yasal Kıbrıs Hükümeti olarak tanınmasını sağlamıştı. Bu karara  dayanarak bütün dünya, yasal hükümet olarak devleti ele geçiren Makarios-EOKA  diktatörlüğünü tanıdı. Türkiye de, gerek Kıbrıs&#8217;ta Türk kanı akıtılmasını  önlemek, gerekse Güvenlik Konseyi üyelerinin kendisine Rumları yasal hükümet  olarak tanımayacakları güvencesine dayanarak bu karara olumlu oy vermişti. Ancak  Güvenlik Konseyi üyeleri verdikleri sözü tutmayarak, Rum idaresini tüm Kıbrıs&#8217;ın  meşru hükümeti olarak tanımıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span>             </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Huzursuzluk ortamının sağlanamaması üzerine İngilterenin  talebiyle 13 Ocak 1964&#8242;te Londra&#8217;da üçlü konferans toplandı. Türkiye, Yunanistan  ve İngiltere&#8217;nin katılmasıyla düzenlenen konferansa 15 Ocak tarihinden itibaren  beşli konferans şeklinde devam edildi. Beşli konferansta Kıbrıs&#8217;taki Türk ve Rum  toplumlarının temsilcileri de hazır bulundular. Görüşmeler sırasında Türk  tarafı, mevcut antlaşmaların Kıbrıs Türkleri&#8217;nin can ve mal emniyetini korumada  yeterli olmadığını belirterek ek güvenceler verilmesini isterken, Rum tarafı  mevcut antlaşmaların bu olaylara sebep olduğunu öne sürerek &#8220;Garanti ve İttifak  Antlaşmaları&#8217;nın feshedilmesini, Türk ve Yunan alaylarının Kıbrıs&#8217;tan geri  çekilmesini, Anayasa&#8217;da Türklere tanınan hakların kaldırılmasını&#8221; istedi.  Kıbrıs&#8217;ta barışın sağlanması için 10.000 kişilik NATO kuvvetinin gönderilmesi  teklifi, Makarios tarafından reddedildi. Böylece Londra Konferansı, hiçbir sonuç  alınamadan 21 Ocak&#8217;ta kesildi(1). İki gün sonra da, 23 Ocak 1964&#8242;de,  Lefkoşe&#8217;deki Bayraktar Camii bombalandı. Türk bölgelerine yönelik Rum saldırılar  da tekrar başladı. Limasol, Baf, Magosa, Poli&#8217;de yüzlerce Türk öldü, binlercesi  yaralandı veya köylerini terk etmek zorunda kaldı. Bunun üzerine Türkiye 13  Şubat 1964&#8242;de Güvenlik Konseyi&#8217;ne başvurdu. Birleşmiş Milletler Güvenlik  Konseyi&#8217;nde 26 Şubat&#8217;ta başlayan görüşmeler, 4 Mart 1964&#8242;te, sonuçlandı.  Hazırlanan tasarı, Türkiye tarafından olumlu karşılandı. Makarios ve Rum tarafı  da memnundu. Çünkü Londra ve Zürih antlaşmaları ile kurulan Kıbrıs  Cumhuriyeti&#8217;nin iki ortağı vardı: Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumları. Çoğunluğu  teşkil eden Kıbrıs Rumları, diğer ortak Kıbrıs Türkleri&#8217;nin 21 Aralık 1963&#8242;te  silah zoru ile haklarını gasp etmiş ve iki ortaklı Kıbrıs Cumhuriyeti fiilen  sona ermişti. Türkiye&#8217;nin tamamen barışçı amaçlarla müspet karşıladığı tasarı  ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi&#8217;nin 4 Mart 1964 tarihli kararı Rum  yönetimini &#8220;Kıbrıs Hükümeti&#8221; olarak tanınıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi&#8217;nin Kıbrıs  Türkleri&#8217;nin haklarını hiçe sayan bu kararından cesaret alan Rumlar Türklere  saldırılarını tekrar başlattılar. Diğer yandan, 21 Aralık 1963 saldırılarından  sonra düzenlenen Londra Konferansı&#8217;na katılmak üzere Ada&#8217;dan ayrılan Denktaş,  buradan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi toplantılarına katılmak üzere New  York&#8217;a geçmişti. Güvenlik Konseyi toplantılarında, Türklere yapılan saldırıları  anlatan Denktaş, toplantıların tamamlanmasından sonra Ankara&#8217;ya gitmişti. Bundan  sonra da Denktaş’ın Ada&#8217;ya girişi Makarios tarafından  yasaklandı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Grivas’ın emri ile Rum birliklerinin Tillirga bölgesine  saldırmasıyla 6 Ağustos 1964&#8242;de Türk-Rum çatışması başladı. Bu saldırı esnasında  Eran köyde bulunan az sayıda Türk zor durumda kaldı. Bu bölgede Rumlara karşı  direnen mücahitler arasında adaya gizlice sızan Rauf Denktaş da buluyordu. Durum  telsizle Ankara’ya bildirilerek yardım istendi. Kısa bir süre sonra Türk savaş  uçakları bölge üzerinde ihtar uçuşlarına başladılar. İhtar uçuşlarına rağmen Rum  saldırılarının devam etmesi üzerine Türk uçakları Rum askeri birliklerine karşı  harekât başlatmış ve Rum kuvvetlerini bozguna uğratmıştır.  <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Türk uçalşarının saldırıları karşısında hemen Bakanlar  Kurulunu toplayan Makarios yenilginin sorumlusu olarak Yunanistan’a haber  vermeden sadırıya geçen Grivas olduğunu açıkladı ve Sovyetlerden yardım istedi.  Bunun üzerine Kruşçev, İnönüye bir medaj göndererek Türkiye’nin Kıbrıs’a  saldırıda bulunmasıyla üzerien sorumluluk aldığını belirtti. İnönü verdiği  cevapta Kıbrıs rum tarafının yaptığı gayri insani hareketlere dikkat çekerek  bunların önlenmesi için Sovyetler Birliği’nin bu türlü hareketlerin önl  enmesinde yardımcı olmasını istedi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Harekâtın tamamlanmasından sonra Erenköy sahillerine  yanaşan bir Türk gemisi, bölgedeki yaralılarla birlikte, 1 Ağustos 1964&#8242;de,  Erenköy&#8217;e gizlice çıkan Denktaş&#8217;ı Türkiye&#8217;ye getirdi. Harekât sırasında uçağı  düşen Pilot Yüzbaşı Cengiz Topel şehit oldu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Kıbrıs’a yapılan müdahelenin ardından Türk Hükümeti  meclisten Kıbrıs’a müdahelede bulunma yetkisi aldı. Türkiye&#8217;nin bu kararından  sonra 17 Mart 1964&#8242;te Barış Gücü kuruldu. Birleşmiş Milletler adına arabuluculuk  yapacak Finlandiyalı diplomat Sakari Tuomioja 24 Mart 1964&#8242;de, BM Barış gücü de  27 Mart&#8217;ta görevine başladı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">BM Barışgücü&#8217;nün Ada&#8217;da göreve başlamasından bir süre  sonra, 4 Nisan 1964&#8242;de bir açıklama yapan Makarios, Zürich ve Londra  antlaşmalarının bir parçası olan ittifak antlaşmasını feshettiğini ilan etti.  Türkiye, tek taraflı bu feshi tanımadığını açıklarken; Yunan Başbakanı Yorgo  Papandreu, Makarios&#8217;a destek verdi. Diğer yandan Kıbrıs&#8217;taki BM Barış Gücü&#8217;nün  görev yapmasını çeşitli vesilelerle engelleyen Rum Temsilciler Meclisi, Mayıs  ayındaki son birleşiminde &#8220;Milli Muhafız Alayı&#8221; kurulmasına karar verdi. Kıbrıs  Rum Temsilciler Meclisi&#8217;nin bu kararından sonra; Türkiye, Kıbrıs&#8217;a müdahaleye  karar verdi. Zamanın Dış İşleri Bakanı Feridun Cemal Erkin yaptığı açıklamada  Rumlara gözdağı vererek Türkiye’nin müdahele yönündeki kesin tavrını tüm dünyaya  duyurdu. Bu açıklamadan bir gün sonra ABD Başkanı Johnson İnönü’ye tarihi  mektubu gönderdi.<span>  </span>Türkiye’nin Ada’ya  müdahale kararını diplomatik girişimler so nucunda önleyemeyen ABD, ağır  ifadeler ve tehdit dolu söylemler içeren bu mektubunda Türkiye’ ye Kıbrıs’a  müdahalede bulunmamasını, müdahale şartlarının henüz oluşmadığını söylemiştir.  İnönü cevaben yazdığı mektubunda ABD Başkanın ifadelerinin hayal kırıcı olduğunu  belirtmiş ve Kıbrıs ta çözüm istemiştir. Daha sonra İnönü Johnson’un yaptığı  teklifi kabul ederek ABD’ye gitmiştir. Johnson mektubun kötü izlerini silmek  için İnönü’ye kendi özel uçağını tahsis etmiştir. Yapılan görüşmeler sonucunda  Türkiye’nin Kıbrıs müdahalesi ertelenmiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">15 Temmuz 1 964&#8242;de ABD, Acheson aracılığı ile bir plan  sundu. Plana göre; Karpas&#8217;da ada yüzölçümünün %5&#8242;ini oluşturan bir bölge üs  olarak Türkiye&#8217;ye verilecek; Türkiye de buna karşılık ENOSİS&#8217;i kabul edecekti.  Kıbrıs 6 yerel yönetime ayrılacak, bunlardan 2&#8217;si Türk denetiminde  bırakılacaktı. ENOSİS&#8217;e karşılık Meis adası Türkiye&#8217;ye verilecekti. Kıbrıslı  Türklere azınlık hakları tanınacaktı. Bu plan da, &#8220;ENOSİS&#8217;i şartsız olarak  öngörmediği için&#8221; Makarios tarafından reddedildi. Yunanistan’ın sunduğu karşı  tekliflerde ise; El-Greco burnunda <st1:metricconverter style="background-position: left bottom; background-image: url('res://ietag.dll/#34/#1001'); background-repeat: repeat-x" tabindex="0" w:st="on" productid="32 km">32 km</st1:metricconverter>. karelik bir  alan üs olarak 25–30 yıllık bir süre için Türkiye&#8217;ye veriliyor, Türklere azınlık  hakları öneriliyordu. Türkiye de Yunanistan&#8217;ın bu önerisini reddetti. Bunun  üzerine Ağustos ayı içinde Acheson, hazırladığı ikinci planı taraflara sundu.  İkinci Acheson Planı&#8217;na göre; Komikebir&#8217;in <st1:metricconverter style="background-position: left bottom; background-image: url('res://ietag.dll/#34/#1001'); background-repeat: repeat-x" tabindex="0" w:st="on" productid="2 mil">2 mil</st1:metricconverter> batısından  geçen bir Kuzey-Güney çizgisinin doğusu, yaklaşık <st1:metricconverter style="background-position: left bottom; background-image: url('res://ietag.dll/#34/#1001'); background-repeat: repeat-x" tabindex="0" w:st="on" productid="200 mil">200 mil</st1:metricconverter> kare, 50  yıl için Türkiye&#8217;ye kiralanacaktı. Ada Türklerine azınlık hakları verilecek ve  Lefkoşe&#8217;de Türk işlerine bakan bir yüksek memur bulunacaktı. Ada Yunanistan&#8217;a  bağlanacaktı. Türk hakları, ABD garantisi altında olacaktı. Türkiye’nin  prensipte reddettiği bu plan, Makarios tarafından da &#8220;kayıtsız ve şansız ENOSİS  öngörmediği için&#8221; kabul edilmedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">26 Mart 1965&#8242;te BM Güvenlik Konseyi tarafından yeni bir  rapor yayınlandı fakat Türkiye tarafından bu plan reddedildi. Çünkü raporda,  Kıbrıs Türkleri&#8217;nin Rum hâkimiyetini kabul etmesi, Türklerin Ada&#8217;dan göçünün  kolaylaştırılması, Rumca&#8217;nın Kıbrıs&#8217;ın resmi dili haline getirilmesi gibi Rum  yanlısı teklifler yer almıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Kıbrıs sorununun çözümü için 1965 yılı Mayıs ayında  Türkiye ile Yunanistan arasında başlayan görüşmeler, Kıbrıs&#8217;taki Rum-Yunan  kuvvetlerinin 15 Kasım 1967&#8242;de Boğaziçi ve Geçitkale köylerine saldırmasına  kadar aralıklarla devam etti. 1965 Temmuzunda Yorgo Papandreu, kral tarafından  başbakanlıktan azledildi. Ancak Papandreu&#8217;nun çeşitli tertipler içine girmesi,  Yunan ordusunun 21 Nisan 1967&#8242;de Albay Papadopulos liderliğinde bir hükümet  darbesi yapmasına neden oldu. Yunanistan&#8217;ın yönetimini eline alan Albaylar  Cuntası, Kıbrıs sorununu Türkiye ile Yunanistan arasındaki diğer  anlaşmazlıklarla birlikte değerlendirmeye başladı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Albaylar Cuntası ile arası iyi olmayan Makarios, 26  Haziran 1967 günü Rum Temsilciler Meclisini toplayarak &#8220;ENOSİS&#8221; kararı almaya  kalkışmıştı. Bununla da yetinmeyen Kıbrıs Rum yönetimi, adada görev yapan 10 bin  civarındaki Yunan askerinin, Rum Milli Muhafız Ordusu&#8217;na katılmasına ilişkin  başka bir karar daha aldı. Rum yönetiminin bu kararları Dr. Fazıl Küçük  tarafından Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri U&#8217;Thant nezdinde protesto  edildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Politikasında çok büyük değişiklikler yapan Makarios,  ENOSİS&#8217;in tek başına Rumlar veya Yunanlılar tarafından  gerçekleştirilemeyeceğini, Türkiye&#8217;nin bu konuda en büyük engeli oluşturduğunu  görmüştü. O&#8217;na göre konu uluslar arası platformda destek sağlamakla  halledilebilirdi. Diğer yandan Kıbrıs Rumları&#8217;nın seçimle işbaşına getirdikleri  bir Cumhurbaşkanı idi. ENOSİS&#8217;le Yunanistan&#8217;ın Kıbrıs&#8217;ta bir valisi durumuna  düşmek istemiyordu. İleryen yıllar içinde tekrar ada ya dönen Grivas, EOKA terör  örgütünü yeni baştan organize etmeye başladı. Böylece yeni teşkilat EOKA-B  adıyla sahneye çıktı(2). O zamanlara kadar Makarios yanlısı bir tutum izleyen  Nikos Sampson da, Grivas&#8217;ın örgütünü desteklemeye başladı.  <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">26 Temmuz 1973 gecesi harekete geçen Grivas&#8217;a bağlı  EOKA-B militanları, Limasol polis merkezini yakıp, Makarios yanlısı polisleri de  kaçırdılar(5). 27 Temmuz gecesi de Rum Ticaret Bakanı Kolokasidis&#8217;in evi ile  Lefkoşe&#8217;de bir fabrika bombalandı. Bununla da yetinmeyen EOKA-B militanları, Rum  Adalet Bakanı Vakis&#8217;i de kaçırdılar. Bunun üzerine harekete geçen Makarios  taraftarları, EOKA&#8217;cı olarak bilinen kişileri evlerinden toplanmaya, sorgusuz  sualsiz hapse atmaya başladılar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Makarios ile Yunan Cuntası arasındaki karşılıklı  suçlamalar yıllarca sürdü. Sonunda Makarios, 2 Temmuz 1974&#8242;te Yunanistan  Cumhurbaşkanı Fedon Kizikis&#8217;e yazdığı mektupta, Atina&#8217;nın Kıbrıs&#8217;taki ENOSİS  faaliyetlerini protesto etti ve tayin edilmiş bir vali değil, seçilmiş bir lider  olduğu bildirerek, kendisine buna göre muamele edilmesini istedi. Atina&#8217;nın bu  mektuba cevabı sert oldu. 15 Temmuz 1974 günü, eski EOKA teröristlerinden ve  cinayetleriyle meşhur Nikos Sampson, Rum Milli Muhafız Ordusu&#8217;nu da yanına  alarak, yaptığı bir darbe ile Makarios&#8217;u düşürdü ve Kıbrıs Elen Cumhuriyeti&#8217;ni  ilan etti. Makarios kaçmayı başardı. Sampson darbesi, ENOSİS&#8217;ten başka bir şey  değildi. Olay aynı zamanda Yunanistan&#8217;ın Kıbrıs&#8217;a açık bir müdahalesi idi.<span>  </span>Bu müdahale ile Kıbrıs buhranı da başlamış  oldu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><span style="font-size: 13pt">Türkiye’nin Ada’ya Müdahalesi<o:p></o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span>             </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span> </span>Makarios&#8217;a karşı  düzenlenen darbeye Türkiye Hükûmeti&#8217;nin tepkisi sert oldu. Kıbrıs Türk halkının  imha tehlikesi ile karşı karşıya olduğunun Makarios gibi yetkili bir ağızdan BM  Güvenlik Konseyi&#8217;nde açıklanmış olması, garantör devletlerden biri olan  Türkiye&#8217;yi harekete geçirdi. 15 Temmuz 1974&#8242;te toplanan Bakanlar Kurulu ülkenin  menfaatleri ve güvenliği ile her türlü tedbiri almak üzere Başbakan Bülent  Ecevit&#8217;e tam yetki verdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bu arada Kıbrıs&#8217;ta da çatışmalar devam ediyordu. Bütün  Kıbrıs&#8217;ta sıkıyönetim ilan eden darbeciler kısa zamanda Lefkoşe ve Girne&#8217;ye  hâkim oldular. Nikos Sampson Kıbrıs&#8217;ta bir &#8220;Helen Cumhuriyeti&#8221; kurulduğunu  açıklayarak &#8220;enosis&#8221;e giden yolda önemli bir adım atmıştı. İngilizler tarafından  bir helikopterle adadan kaçırılan Makarios ise Kıbrıs&#8217;ın Yunanistan işgalinde  olduğunu açıklamıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span>             </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Gelişmeleri endişeyle takip eden Türkiye; İngiltere, ABD  ve SSCB ile temasa geçerek tepkilerini iletti. Diğer yandan Cumhurbaşkanı Fahri  Korutürk&#8217;ün davetiyle TBMM 17 Temmuz 1974&#8242;te olağanüstü toplandı. Aynı gün  Londra&#8217;ya giden Başbakan Bülent Ecevit, İngiliz Hükûmeti&#8217;ni müşterek müdahaleye  ikna etmeye çalıştıysa da başarılı olamadı. BM&#8217;de ise SSCB&#8217;nin, Yunanistan&#8217;ın  kınanması isteği ile verdiği önerge ABD tarafından veto edildi. Bununla birlikte  ABD anlaşmazlığın barışçı yollarla çözülmesi için Londra, Ankara ve Atina&#8217;da  görüşmelerde bulunmak üzere Dışişleri Bakan Yardımcısı Joseph Sisco&#8217;yu  görevlendirdi. 18 Temmuz&#8217;da Sisco ile görüşen Başbakan Ecevit onun vasıtasıyla  Yunanistan&#8217;a, Türkiye&#8217;nin isteklerini içeren bir kesin uyarı gönderdi. Bu  ültimatomla Nikos Sampson&#8217;un Kıbrıs Devlet Başkanlığı&#8217;nı bırakması, Kıbrıs Millî  Muhafız Teşkilâtı&#8217;ndaki 650 Yunan subayının geri çekilmesi ve adanın  bağımsızlığı için sağlam garanti verilmesi isteniyordu. Yunanistan&#8217;daki cunta  Türklerin, ABD&#8217;nin baskısıyla kuvvet kullanamayacaklarına kanaat getirdiği için  bu istekleri reddetti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bütün bu çalışmaların olumsuz sonuç vermesi üzerine  Türkiye, Garanti Anlaşması&#8217;nın IV. maddesine istinaden 20 Temmuz 1974 günü tek  taraflı olarak Kıbrıs Barış Harekâtı&#8217;nı başlattı. Girne kıyılarından başlayan  Türk çıkarmasında hava kuvvetlerinin de desteğiyle Girne-Lefkoşe arasında küçük  bir köprübaşı tutuldu. Türk askerleriyle mücadele edemeyen Millî Muhafız Ordusu  ve EOKA-B, Türk yerleşim birimlerine saldırarak büyük bir katliama girişti.  Yüzlerce Kıbrıslı Türk katledildi. Kadınların ırzına geçildi, çocuklar sokak  ortalarında öldürüldü, köyler yakılıp yıkıldı. Türk kuvvetleri 22 Temmuz&#8217;da  Girne&#8217;yi ele geçirdi. 22 Temmuz akşamı Türkiye, BM Güvenlik Konseyi&#8217;nin ateşkes  kararını kabul etti. Türk müdahalesi sonucu Yunanistan&#8217;daki cunta idaresi ve  onun Kıbrıs&#8217;taki kuklası Nikos Sampson Hükûmeti de yıkıldı. Ateşkes kararından  sonra 25 Temmuz 1974&#8242;te Türkiye, Yunanistan ve İngiltere dışişleri bakanları I.  Cenevre Konferansı çalışmalarına başladı. 30 Temmuz&#8217;da sona eren konferansta  Türk tarafının istekleri doğrultusunda: &#8220;Ada&#8217;da bir güvenlik bölgesinin  kurulması, Rum ve Yunan işgalindeki Türk bölgelerin derhal boşaltılması, esir  durumda olan asker ve sivillerin mübadele edilmeleri veya serbest bırakılmaları,  barışın sağlanması ile birlikte anayasaya uygun bir hükûmetin yeniden  kurulmasının temini, Kıbrıs Cumhuriyeti&#8217;nde Kıbrıs Türk Toplumu ile Kıbrıs Rum  Toplumu olmak üzere iki otonom idarenin mevcudiyeti&#8221; kabul ve ilan edildi. Bu  anlaşmanın, Millî Muhafız ve EOKA-B elemanlarının Kıbrıs Türk Toplumu&#8217;na  yapacağı saldırıları da sona erdireceği umuluyordu. Ancak 8 Ağustos&#8217;ta II.  Cenevre Konferansı&#8217;nın yapılmakta olduğu zamanda Millî Muhafız ve EOKA-B işgal  ettikleri yerleri tahliye etmedikleri gibi ellerindeki esirleri de serbest  bırakmadılar. İkinci konferans esnasında Türklerin &#8220;iyi niyet jesti&#8221; olarak  Limasol ve Larnaka civarında bir miktar köyü boşaltmış olmalarına rağmen,  Rum-Yunan kuvvetleri Türk köylerine saldırılarını  sürdürdüler.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bu arada Cenevre&#8217;de devam eden II. Konferans&#8217;ta Rum ve  Yunan delegeler I. Konferans&#8217;ta Yunan dışişleri bakanının kabul ettiği konuları  inkâr yoluna saptılar. Rum-Yunan ikilisi meseleyi sürüncemede bırakmak  taktiğiyle görüşmelerde olmadık tekliflerde bulunuyorlar ve ilgili-ilgisiz bazı  devletleri meselenin içine çekerek bir takım masabaşı oyunlarıyla oyalama  taktiği yürütüyorlar ve bu zaman zarfında Yunanistan&#8217;ın gerekli askerî  hazırlıklarını tamamlayarak adaya kuvvet göndereceğini hesaplıyorlardı. Türkiye,  Rum-Yunan ikilisiyle anlaşmanın mümkün olmadığını görerek 22 Temmuz&#8217;da başlayan  fakat ateşkes sonucu tamamlanamayan harekâtın tamamlanmasına karar verdi. 14  Ağustos&#8217;ta başlayıp 16 Ağustos&#8217;ta sona eren üç günlük harekât neticesinde bir  taraftan Magosa&#8217;ya diğer taraftan Lefke&#8217;ye varılarak Türk tarafının sınırları  çizildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span>             </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Kıbrıs Türk Barış Harekâtı’nı incelemek üzre, İngiltere  Parlamentosu tarafından kurulan özel komite 1976 yılında verdiği raporda; &#8220;Türk  kuvvetlerinin I. Barış Harekâtı&#8217;nda ulaşmış olduğu yerler askerî bakımdan  savunmak için yeterli olmadığından dolayı II. Barış Harekâtı&#8217;nın yapılması  kaçınılmazdı&#8221; denilmektedir. Ayrıca Lord Neval da &#8220;1974 yılında Türk askerî  müdahalesi olmasaydı, adada Türk kalmayacaktı&#8221; demiştir. Barış harekâtı  sonrasında ortaya çıkan Muratağa, Atlılar, Sandallar vb. katliamları harekâtın  ne derece yerinde bir karar olduğunun göstergesidir. Kıbrıs Barış Harekâtı&#8217;yla  adada yıllardır devam eden Rum işkencesi sona erdirilmiş, Türklerin insanca  yaşayabilecekleri bir ortam sağlanmış ve hürriyet özlemi Türkiye&#8217;nin yerinde  müdahalesiyle sona ermiştir. Rum-Yunan ikilisi tarafından Kıbrıs&#8217;ın Türkiye  tarafından işgal edildiği dünya kamuoyuna propaganda edilmesine rağmen, Atina  Yüksek Mahkemesi 21 Mart 1979 tarihinde aldığı kararla Türkiye&#8217;nin  müdahalesinin, Garanti Anlaşması&#8217;nın IV. maddesine göre yasal olduğunu  onaylamıştır. Avrupa Konseyi de 29 Temmuz 1974 tarihinde almış olduğu 873 sayılı  karar ile Türk müdahalesinin yerinde olduğunu kabul etmiştir. Türkiye Kıbrıs ta  Türk halkının güveniliğini tam anlamıyla sağlamak için ilk harekâttan 21 gün  sonra Ada ya ikinci bir harekât düzenleyerek kontrolü eline aldı. Türkiye’nin  yapmış olduğu bu müdahaleye karşı Uluslar arası alandan tepkiler geldi. ABD bu  tepkisini Türkiye ye Silah ambargosu uygulamak şeklinde gösterdi. Gerçi bu  ambargonun altında yatan sebepler başka gelişmeler o larak değerlendiriliyordu  ancak görünen yüzü bu şekildeydi. Ambargo kararı ile Türk-Amerikan ilişkileri  Kıbrıs sorununa bağlanmış oluyordu. Kıbrıs sorunu bu ilişkilerin ağırlık merkezi  yapılıyordu. Bu, Amerika için garip bir tutumdu. Öte yandan, bir müttefik öbür  müttefikini cezalandırmış oluyordu. Bu da garip bir ittifak ilişkisi idi.  Sonunda, Türkiye&#8217;yi ve Türk kamuoyunu en çok üzen de, Amerika&#8217;nın, yıllardan  beri Rumların yaptıklarını ve Yunanistan&#8217;ın kışkırtmalarını bir kenara atıp,  Kıbrıs&#8217;taki Türk varlığını kurtarmak için harekete geçen Türkiye&#8217;yi suçlu gibi  görmesiydi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span>             </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Harekâtın en önemli sonucu, Türk Halkının can, mal ve  namus güvencesinin sağlanmış olmasıdır. Bununla beraber 20 Temmuz müdahalesi ile  Yunanistan&#8217;daki askeri Cunta istifa etmiş ve sivil bir hükümet kurulması  gerçekleşmiştir. Eski Yunan politikacılarından Konstantin Karamanlis, sürgünde  Olduğu Fransa&#8217;dan gelerek Yunanistan&#8217;ın başına geçmiş ve 20 Temmuz Yunanistan&#8217;da  Demokrasinin yeniden doğmasına neden olmuştur. Aynı şekilde Kıbrıs&#8217;ta 15 Temmuz  darbesinin sonucu olarak başa geçen Nikos Sampson çekilerek, yerine Klerides  geçmiş ve darbecilerin Rum toplumu içinde egemenliklerini sürdürmeleri  engellenmiştir. 20 Temmuz darbesiyle Rum toplumu içinde siyasi görüş  farklılıklarından dolayı darbecilerin sürdürdüğü katliamları durdurulmuş, daha  binlerce insanın katledilmesini önlemiştir. Bu hareketın en önemli sonuçlarından  biriside bir asırdır devam eden ENOSİS faaliyetlerinin önüne set çekilmiş  olmasıdır.<span>  </span>Türkiye açısından önemli bir  sonucuda Türkiye’nin dış politikasında yaşanmıştır. Türkiye bu olay sonucunda  dostunu ve düşmanını iyi ayırt etme imkânına sahip olmuştur. Bundan sonraki  süreçte Türkiye İslam ü lkeleriyle olan ilişkilerini gözden geçirmiş ve  diyaloğunu artırmıştır. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><span style="font-size: 13pt">Kıbrıs Türk Federe Devleti’nden Kuzey Kıbrıs Türk  Cumhuriyetine: <o:p></o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span> </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">İkinci Barış Harekâtı’nın hemen ardından 25–26 Ağustos  1974 tarihinde BM Genel Sekreteri Kıbrıs&#8217;a gelmiş ve toplumlar arasında ikili  görüşmelerin başlatılmasını istemişti. 28 Aralık 1967 tarihinde Kıbrıs Geçici  Türk Yönetimi&#8217;nin ilanından sonra ikince aşama 13 Şubat 1975 günü Kıbrıs Türk  Federe Devleti&#8217;nin ilanı ile gerçekleşti. 13 Şubat 1975&#8242;de ilan edilen Kıbrıs  Türk Federe Devleti&#8217;nin kuruluş bildirisi, Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi  Meclisi&#8217;nde Yönetim Başkanı Rauf Denktaş tarafından  okunmuştur.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">KTFD&#8217;nin kurulmasından Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti&#8217;nin  ilanına kadar geçen süre, isim &#8220;federe&#8221; de olsa, devletin kökleşmesi, halkın  kısa ve uzun vadeli sorunlarının çözümü ve demokratik hayatın yerleşmesi için  zorlu bir mücadele dönemini oluşturmuştur.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bu süre içinde KTFD Anayasası tamamlanmış ve halk  oylaması ile yüzde yüze yakın onay görerek, yürürlüğe girmiş, biri 1976&#8242;da, biri  de 1981&#8242;de olmak üzere iki genel seçim, iki de yerel seçim yapılmış, demokratik  mekanizma çalışarak her devletin karşılaştığı sorunlar, demokratik parlamenter  sistem içinde çözümlenmeye çalışılmıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">3 Ağustos 1977 tarihinde Makarios ölmüş; Kıbrıs&#8217;ın Rum  tarafı Makarios&#8217;un yerine Demokratik Parti lideri Spiros Kyprianou&#8217;yu Kıbrıs  Cumhurbaşkanlığı&#8217;na seçmiştir. Ancak haklı olarak Türkiye ve Kıbrıs Türk Federe  Devleti, Kyprianou&#8217;nun yalnızca Güney Kıbrıs&#8217;taki Rum yönetimini temsil  edebileceğini ileri sürerek Kyprianou&#8217;nun Kıbrıs Cumhurbaşkanlığı&#8217;nı  tanımamıştır. Yine de Kıbrıs sorununa çözüm bulunması amacıyla 1979&#8242;da Kyprianou  ile Denktaş arasında bir zirve toplantısı gerçekleşmiştir. Fakat bu görüşmelerde  taraflar bir anlaşmaya varamamışlardır. Kıbrıs Rumları “Kıbrıs Hükümeti” olarak  tüm dünyada tanınmış olmanın vermiş olduğu rahatlığı içerisinde hiçbir anlaşmaya  yanaşmıyorlardı. Böyle bir ortamda BM’nin 13 Mayıs 1983<span>  </span>tarihli kararından sonra Self-determinasyon  hakkını kullanan Kıbrıs Türk Halkı 15 Kasım 1983 yılında<span>  </span>Federe Meclis’in oybirliği ile aldığı kararla  Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanı tüm dünyaya duyuruldu.<span>  </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">40 Milletvekili ve Meclis dışından atanan bir Bakanın  önerisiyle alınan Meclis kararında şu ifadeler yer  alıyordu:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Kıbrıs Türk halkının özgür iradesini temsil eden,  doğuştan hür ve eşit olan bütün insanların hür ve eşit yaşamalarına inanan, bu  inanç içinde, Kıbrıs Türk Halkının kendi kaderini tayin etme hakkını 17 Haziran  1983 tarihli kararıyla dünyaya ilan etmiş olan, ırk, milli menşe, dil ve din  gibi farklara dayalı olarak insanlar arasında ayırım gözetilmesini, her türlü  sömürgeciliği, ırkçılığı, baskı ve tahakkümü reddeden, Kıbrıs&#8217;ta, Doğu  Akdeniz&#8217;de, Orta-Doğu&#8217;da ve dünyada tam bir barış ve istikrarın, huzur ve güven  içinde yaşama ve kendi kendilerini yönetmeye hakları olduğuna inanan, aynı adada  yan yana yaşamaya mecbur bulunan bu iki halkın aralarındaki bütün sorunları,  eşit düzeyde müzakerelerle, barışçı, adil ve kalıcı bir çözüme ulaştırmanın  mümkün ve zorunlu olduğu görüşüne sımsıkı bağlı bulunan, Kuzey Kıbrıs Türk  Cumhuriyeti&#8217;nin ilanının iki eşit halk arasında ortaklığının bir federasyon  çatısı altında yeniden kurulmasını ve sorunların çözümlenmesini engellemeyip,  kolaylaştırabileceğine kani olan, iki halk arasındaki bütün sorunların barışçı  ve uzlaşmacı bir politika ile çözümlenebileceğine inanan ve bu amaçla  müzakereler yürütülmesini yürekten dileyen ve önerilmiş bulunan zirve  toplantısının bu açıdan yarar sağlayacağına inanan Meclisimiz, Kıbrıs Türk Halkı  adına, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti&#8217;nin kuruluşunu ve &#8216;bağımsızlık bildirisini&#8217;  onaylar&#8221;.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"> <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">BM&#8217;nin 13 Mayıs 1983 tarihli kararından sonra; Kıbrıs  Rumlarının, &#8220;Kıbrıs Hükümeti&#8221; olarak tüm dünyada tanınmalarının rahatlığı içinde  hiçbir anlaşmaya yanaşmıyorlardı. Bu durumda self-determinasyon hakkını kullanan  Kıbrıs Türk halkı, 15 Kasım 1983&#8242;de Federe Meclis&#8217;in oybirliği ile aldığı bir  kararla, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti&#8217;ni ilan ettiğini dünyaya  duyurdu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">40 Milletvekili ve Meclis dışından atanan bir Bakanın  önerisiyle alınan Meclis kararında şu ifadeler yer  alıyordu:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">&#8220;Kıbrıs Türk halkının özgür iradesini temsil eden,  doğuştan hür ve eşit olan bütün insanların hür ve eşit yaşamalarına inanan, bu  inanç içinde, Kıbrıs Türk Halkının kendi kaderini tayin etme hakkını 17 Haziran  1983 tarihli kararıyla dünyaya ilan etmiş olan, ırk, milli menşe, dil ve din  gibi farklara dayalı olarak insanlar arasında ayırım gözetilmesini, her türlü  sömürgeciliği, ırkçılığı, baskı ve tahakkümü reddeden, Kıbrıs&#8217;ta, Doğu  Akdeniz&#8217;de, Orta-Doğu&#8217;da ve dünyada tam bir barış ve istikrarın, huzur ve güven  içinde yaşama ve kendi kendilerini yönetmeye hakları olduğuna inanan, aynı adada  yan yana yaşamaya mecbur bulunan bu iki halkın aralarındaki bütün sorunları,  eşit düzeyde müzakerelerle, barışçı, adil ve kalıcı bir çözüme ulaştırmanın  mümkün ve zorunlu olduğu görüşüne sımsıkı bağlı bulunan, Kuzey Kıbrıs Türk  Cumhuriyeti&#8217;nin ilanının iki eşit halk arasında ortaklığının bir federasyon  çatısı altında yeniden kurulmasını ve sorunların çözümlenmesini engellemeyip,  kolaylaştırabileceğine kani olan, iki halk arasındaki bütün sorunların barışçı  ve uzlaşmacı bir politika ile çözümlenebileceğine inanan ve bu amaçla  müzakereler yürütülmesini yürekten dileyen ve önerilmiş bulunan zirve  toplantısının bu açıdan yarar sağlayacağına inanan Meclisimiz, Kıbrıs Türk Halkı  adına, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti&#8217;nin kuruluşunu ve &#8216;bağımsızlık bildirisini&#8217;  onaylar&#8221;.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Kıbrıs Türk halkını, bağımsızlık mücadelesi sırasında  yalnız bırakmayan Türkiye Cumhuriyeti, KKTC&#8217;yi ilk tanıyan ülke  oldu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra  Rumlar, Yunanlılar ve diğer batılı devletlerin yanı sıra BM Güvenlik Konseyi bu  duruma tepki göstermişlerdir.<span>  </span>BM  Güvenlik Konseyi KKTC’nin ilanından 3 gün sonra almış olduğu bir kararla  bağımsızlığı kınamıştır.<span>  </span>Türkiye ye  yakın bazı ülkelerin KKTC yi tanıma eğilimleri ise başta ABD ve İngiltere olmak  üzere diğer batılı devletleri baskılarıyla geri çevrilmiştir.<span>  </span>13 Mayıs 1984 yılında BM Güvenlik Konseyi  almış olduğu 550 sayılı karar ile KKTC’nin ilanını ayrılıkçı bir hareket olarak  değerlendirmiştir. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">KKTC’nin kurulmasından sonra da toplumlar arası  görüşmeler devam etmiştir.<span>  </span>Bu görüşmeler  sürecinde 1985 ve 1986 yıllarında BM Genel Sekreteri’nin New York’ta hazırlamış  olduğu<span>  </span>“Kıbrıs Üzerine Anlaşma Taslağı”  Kıbrıslı Türkler tarafından kabul edilirken Rumlar tarafından  reddedilmiştir.<span>  </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Uluslar arası çözüm arayışları devam ederken, Kıbrıs Rum  Kesimi 1987 yılında AB ile Gümrük Birliği Protokolünü başlatmıştır.<span>  </span>Bu görüşmelerde Rumlar Ada’nın bütününü  temsil etmişlerdir. 1990 yılının Temmuz ayında da Rumlar, Adanın tamamı adına  AB’ye üyelik müracaatında bulunmuşlardır.<span>    </span>Uluslar arası antlaşmalara aykırı olmasına rağmen Avrupa Birliği  başvuruyu kabul ederek normal süreç içerisinde değerlendirmiştir.<span>  </span>1993 yılında da AB Kıbrıs’ın tam üyelik için  gerekli koşuları taşıdığını belirtmiştir.<span>   </span>Aynı yıl Yunanistan ve Rum Kesimi arasında “Ortak Savunma Doktrini”  imzalanmıştır.<span>   </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">1990 yılına gelindiğinde BM Güvenlik konseyi 649 sayılı  kararı alarak tarafları,<span>  </span>kabul  edilebilir bir uzlaşma zemini yaramaya çaba göstermeye davet etmiştir.<span>  </span>Aynı kararda çözümün iki toplumlu, iki  kesimli bir zeminde gerçekleşmesi belirtilmiştir. 1991 yılında Türkiye BM ye,  Kıbrıs sorumunu “Dörtlü konferans” şeklinde çözülmesini önermiştir. Ve bu öneri  BM tarafından kabul edilmiştir. 1992 yılında BM Genel Sekreteri Butros Gali  tarafından hazırlanan toplam 100 paragraflık<span>    </span>“BM Fikirler Dizisi” tarafların onaylarına sunulmuştur. Türk tarafı bu  anlaşmanın 100 paragrafının 91’ini kabul etmiştir. Rum tarafında ise o dönem  iktidarda olan Vasiliu bu paketi onaylamıştır. Ancak kısa bir süre sonra  iktidara gelen Klerides bu anlaşma paketini geri çevirmiştir.<span>  </span>1994 yılında Gali’nin hazırladığı “ Güven  Artırıcı Önlemler”<span>  </span>paketi ABD’nin  desteğine rağmen Rum tarafınca kabul görülmeyerek reddedilmiştir.  <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Birçok başarısız girişimin ardından zaten gerilmekte  olan ilişkiler, 1997 yılının ocak ayında hat safhaya çıkmıştır. Rumlar Rusya ile  yerden <st1:metricconverter style="background-position: left bottom; background-image: url('res://ietag.dll/#34/#1001'); background-repeat: repeat-x" tabindex="0" w:st="on" productid="150 km">150 km</st1:metricconverter> menzilli  S–300 füzeleri almak için anlaşmaya varmıştır.<span>   </span>Bunun üzerine Türkiye Kıbrıslı Türklerin güvenliklerini tehdit edecek  girişimlerin karşılıksız kalmayacağını açıklamıştır. Rumların bu anlaşmasına  İngiltere ve BM de sert tepki göstermiştir. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">1997 yılında AB Kıbrıs adasıyla olan görüşünde bir  değişikliğe gitmiştir.<span>  </span>Kıbrıs’ın AB ye  tam üye olabilmesi için Ada da önce kalıcı siyasi bir çözüm gerektiğini  vurgulamıştır.<span>  </span>AB’nin bu açıklamasıyla  Kıbrıslı Türklerin varlığı göz önüne almasının ardından Yunanistan Dış işleri  Bakanı “ AB’nin doğuya genişlemesini reddederiz” açıklamasında bulunmuştur.<span>  </span>AB’nin 1999 10–11 Aralık tarihinde yapmış  olduğu Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’nin Ab üyeliği için yaptığı müracaat resmi  olarak kabul edilmiştir. Yalnız bu zirvenin sonu. Belgesinde Türkiye’nin  konumuyla ve Kıbrıs’ın durumuyla ilgili olarak özel maddeler yer almıştır. Bu  belgede Kıbrıs ta politik bir çözümün gerekliliği ortaya konmuştur.<span>  </span>Zirveden sonraki yıl Türkiye’nin AB üyeliği  sürecindeki “yol haritası” olan Katılım Ortaklığı Belgesi yayınlanmıştır. Bu  belge de yer alan Kıbrıs ile ilgili ifadeler Türkiye ve AB arasında büyük bir  krize neden olmuştur.<span>  </span>Bu ifadelere tepki  olarak New York’ ta devam eden görüşmelerden Rauf Denktaş çekilmiştir.<span>  </span>2001 yılına gelindiğinde AB Kıbrıs sorunu  çözülmeden de Kıbrıs’ın üyeliğini görüşebileceklerini söylemiştir.<span>   </span>Bu gelişmeler üzerine Türkiye Kıbrıs için  bedel ödemeye hazır olduğunu açıklayarak kararlığını ortaya koymuştur.<span>  </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bu süreçlerde Rum kesiminde yapılan seçimlerde  Papadapulos iktidara gelmiş ve Rumlar ada da ne istediklerini ortaya  koymuşladır. Daha sonra KKTC de yapılan seçimlerde CTP<span>  </span>%44 oy almış ve Serdar Denktaş’ın partisi DP  ile koalisyon hükümeti kurulmuştur.<span>   </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Taraflarla yapılan görüşmelerin ışığında hazırlanan  3.Annan Planında KKTC tarafından olmazsa olmaz şartlar olarak sunulan  “Egemenlik, eşitlik, iki kesimlilik ve Türkiye’nin etkin ve fiili garantisi”  olarak anılan şartlarla ilgili hiçbir yeni teklif getirmediği ve planda bütün  bunların göz ardı edildiği görüldü. Kamuoyunda da bahsedildiği gibi Rumların  topraklarına ve haklarına hiçbir suretle dokunulmazken, Türk tarafın sahip  olduğu topraklar ve haklar tartışılmak istenmektedir.<span>     </span>BM Genel Sekreteri’nin adı ile  anılan,<span>  </span>Kıbrıs’a çözüm getireceği ileri  sürülen Anan Planı’nı bugüne kadar Türkçe çevrilmiş değildir. 9000 sayfadan  ibaret olan bu planın karar vericiler tarafından okunmadığı da aşikârdır. Yani  yapılan halk oylamasında Türk milleti tam olarak içeriğini bilmediği,<span>  </span>ileride sorun çıkarabilecek püf noktalarını  tespit edemediği bir belgeye, yapılan sistemli çalışmalarla “ evet” demek  zorunda bırakılmıştır. Plan kamuoyunda son şans olarak takdim edilmiş ve  Kıbrıslı Türkleri izolasyondan kurtaracak, refah getirecek bir belge olarak  sunulmuştur. Rum kesiminin hayır, Türk kesiminin evet demesi, Türkiye yi haklı  olduğu bir davada dezavantajlı bir konuma sürüklemiştir. Genel hatlarıyla  incelendiğinde, bu plana itiraz edilebilecek, Türk tarafı açısından sakıncalar  doğurabilecek hususlar şunlardır:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 18pt; text-indent: -18pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt; font-family: Symbol"><span>·<span style="font-family: 'Times New Roman'; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal">         </span></span></span><span style="font-size: 13pt">Bu planda iddia edilen  çözüm,<span>  </span>iki eşit ve egemen devlet  arasında ve onların birbirlerini tanımasıyla, ortak rızayla oluşturulacak bir  çözüm değildir. KKTC egemen bir devlet olarak tanınmamaktadır.<span>  </span>Örneğin KKTC’nin şimdiye kadar dağıtmış  olduğu tapular geçersiz olacaktır. Bulunan çözüm, şimdiye kadar AB nezdinde  muhatap alınan Rum Kesiminin Kuzeydeki Türkleri de içine alması şeklindedir.  <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 18pt; text-indent: -18pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt; font-family: Symbol"><span>·<span style="font-family: 'Times New Roman'; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal">         </span></span></span><span style="font-size: 13pt">Planın son halinde sunulan  harita, önceki Planda sunulan haritalardan bir tanesinin Karpaz’sız olanının  aynıdır.<span>   </span>KKTC’nin Ada’daki toprağı %36  dan %28 lere inmekte, tüm verimli araziler Rumlara bırakılmakta ve binlerce Türk  yerleşimci göçe zorlanmaktadır.<span>   </span>Aşamaları olarak 60 bin kişinin göç edeceği bir plan adaya ne kadar çözüm  getirebilecektir?<span>  </span>Bu göç edecek  insanların yeniden yerleştirilmeleri için gereken tahmini 4 milyar dolar nereden  ve nasıl finanse edilecektir? <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 18pt; text-indent: -18pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt; font-family: Symbol"><span>·<span style="font-family: 'Times New Roman'; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal">         </span></span></span><span style="font-size: 13pt">Kalan topraklardaki Türk  askeri varlığı şuandaki mevcudu olan 35 binden tedricen önce 6 sonra 3 bine  sonrada 650 kişiye indirilecektir. Kalan askerler BM gözetiminde tutulacak ve 3  yılda bir gözden geçirilecektir. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 18pt; text-indent: -18pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt; font-family: Symbol"><span>·<span style="font-family: 'Times New Roman'; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal">         </span></span></span><span style="font-size: 13pt"><span> </span>Aşamalı olarak Türk tarafına yerleşecek  nüfusun oranı Türk nüfusunun %33 olacaktır.<span>   </span>Yerleşen Rumlar,<span>  </span>yerel seçimlerde  oy kullanabilecektir. Federal seçimlerde ise kendi toplumlarındaki temsilcilere  oy vereceklerdir. Yani Türkleri Huzursuz edebilecek bir Rum nüfusu Türklerin  arasına sokulmak istenmekte iki kesimlilik delinmek istenmektedir.  <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 18pt; text-indent: -18pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt; font-family: Symbol"><span>·<span style="font-family: 'Times New Roman'; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal">         </span></span></span><span style="font-size: 13pt">Mal-mülk konusunda Türk  tarafının savunduğu toplu çözüm ve tazminat ilkesi kabul edilmemekte,<span>  </span>genel olarak herkes kendi sahip olduğu  mülkünü üçte birine yeniden sahip olabilecek kalan kısımda bono ve senetle  karşılanacaktır.<span>  </span>Bunlar Kıbrıslı olmayan  bir kişinin yürüttüğü Mal mülk komisyonunca halledilecektir. Oluşturucu  devletlerin vatandaşları yeni ortaklığında vatandaşı sayılacak ve ancak şimdiye  kadar adaya yerleşmiş olan Türkiye’den gelen Türklerin yalnızca 45 bininin  vatandaşlığı geçerli sayılacaktır. Bunun üstündekiler Türkiye ye göç  edecektir.<span>  </span>Göç edecek kişilerin listesi,  halk oylamasından 45 gün önce istenmiştir. Burada amaç Planın oylanmasında oy  kullanmalarının önlenmesidir. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bu itiraz noktalarının işaret ettiği gibi Anan planı bir  zafer değildir, hatta Türkleri refaha kavuşturacak, izolasyondan kurtaracak bir  belge hiç değildir.<span>  </span>Bu belge en iyi  ihtimalle 15 yıllık bir süreçte adadaki Türkleri eritecek ve anavatanla  bağlarını koparacak, adayı Rumlaştıracak bir plandır. Metnin içeriğini bilmeyen  bir halka bunu onaya sunmakta tarihte görülmemiş bir olaydır.<span>  </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Referandum AB’nin genişleyeceği 1 Mayıs 2004 tarihinden  önceye sıkıştırılmak istenmiş ve Türk kesimine planı inceleme olanağı  tanınmamıştır. Bu süre zarfında kamuoyuna yönelik medyatik baskılarda hat  safhaya ulaşmış, plana evet diyenler Avrupa’dan ve Amerika’dan finanse  edilmişlerdir. Türk kesiminde yapılan bu çalışmalar sonucunu vermiş ve KKTC  halkı referandumda bu plana “evet” demiştir. Rum kesimi ise yapılan evet  baskılarına boyun eğmeyerek<span>  </span>“hayır”  demiş ve Türklerle eşik ve ortak bir yaşam istemediğini ortaya koymuştur.  Rumların bu uzlaşmaz tavrına rağmen ödüllendirilenler yine onlar olmuşlardır. 1  Mayıs 2004 Avrupa birliği Rum Kesimini Kıbrıs’ın tek temsilcisi olarak üyeliğe  kabul etmiştir. Bu kararla kurucu antlaşmalarda yer alan,<span>  </span>Kıbrıs’ın garantör ülkeler olan Türkiye ve  Yunanistan’ın üye olmadığı bir kuruluşa üye olamayacağı ilkesi çiğnenmiştir.  <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Rumların Kıbrıs’ın tek temsilcisi olarak Avrupa  birliğine alınması, Türkiye ’nin Avrupa Birliği sürecini de sekteye uğratmıştır.  Artık Türkiye Yunanistan’ın veto tehdidinin yanında bir de Rumların veto tehdidi  ile karşı karşıya kalmıştır.<span>    </span>Türkiye  Avrupa birliği ülkeleriyle imzalamış olduğu Gümrük birliği protokolünü, AB ye  üye olan 10 devleti içi alacak şekilde genişleyen bir ek protokol imzalaması  gerekiyordu. Burada Türkiye’nin önüne çıkan en büyük sorun Rum kesimini  tanımayan ülke konumunda olmasıydı.<span>  </span>29  Temmuz 2005 tarihinde Türkiye kamuoyu dikkatlerini üzerine çekmeden Gümrük  birliğini AB’ye üye 10 yeni ülkeye genişleten ek protokolü Başbakanın  talimatıyla imzalamıştır.<span>  </span>Bununla  beraber Türk hükümeti yayınlamış olduğu ikinci bir deklarasyonla Güney Kıbrıs  Rum Yönetimini, Kıbrıs cumhuriyeti olarak tanımadığını deklare etmiştir.<span>  </span>Bu deklarasyonun açıklanmasından hemen sonra  Avrupa Birliğinden karşı açıklamalar ardı ardına gelmiştir.<span>  </span>AB dönem başkanlığını yürüten İngiltere “  AB’nin 25 ülkeden oluştuğunu ve bu ülkelerden birisinin de Kıbrıs Cumhuriyeti  olduğunu vurgulamıştır”.<span>  </span>Ülke kamuoyunda  da Türkiye’nin ticaret yaptığı, limanlarını kullandırttığı bir ülkeyi  tanımadığını söylemiş olması tartışılmıştır. Görüldüğü gibi bu bildirge  (bildirge) Avrupa da kabul görmemiş ve tek taraflı kalmıştır.  <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span> </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Bu süreçte Kıbrıs cumhuriyetinin şikâyetlerinin muhatabı  AB olacaktır. Böylece fiilen ve hukuken bağısız olan KKTC’nin tasfiye sürecide  başlatılmış olacaktır.<span>  </span>Bunun devamında  askerlerimizin adadan çıkarılması ve Kıbrıs’ın Girit’leştirilmesi gelecektir.  Sonuçta güç kullanarak “Enosis” emellerini gerçekleştiremeyen Rum-Yunan ikilisi  AB üyeliği sürecinde dolaylı olarak bu hayallerini gerçekleştirmiş  olacaklardır.<span>         </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span>          </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span>                                     </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify"><strong><span style="font-size: 13pt">Kaynakça<span>  </span><o:p></o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><u><span style="font-size: 13pt">Internet  Adresleri:<o:p></o:p></span></u></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><u><span style="font-size: 13pt"><o:p><span style="text-decoration: none"> </span></o:p></span></u></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><a href="http://www.xn--kbrs-lzac.gen.tr/"><span style="color: windowtext">www.kıbrıs.gen.tr</span></a><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><a href="http://www.haberanaliz.com/"><span style="color: windowtext">www.haberanaliz.com</span></a><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><a href="http://www.ktto.net/"><span style="color: windowtext">www.ktto.net</span></a><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><a href="http://www.haber.net.kk.tc/"><span style="color: windowtext">www.haber.net.kk.tc</span></a><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><strong><u><span style="font-size: 13pt">Kitap:<o:p></o:p></span></u></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">İsmail, Sabahattin, Kıbrıs Sorununun Kökleri (İngiliz  Yönetiminde Türk-Rum İlişkileri ve<span>               </span>İlk Türk-Rum Kavgaları), Akdeniz Haber Ajansı Yayınları, İstanbul  2000<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Çay, Abdulhaluk Mehmet, Kıbrıs&#8217;ta Kanlı Noel–1963, Türk  Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara 1989.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Artuç, İbrahim, Kıbrıs&#8217;ta Savaş ve Barış, Kastas  Yayınları, İstanbul 1989<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Özersay, Kudret, Kıbrıs Sorunu Hukuksal Bir İnceleme,  Asam Yayınları, Ankara 2002<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Öztürk, Metin Osman, Stratejik Açıdan Doğu Akdeniz ve  Kıbrıs, Altın Küre Yayınları, Ankara 2003<span>    </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt">Efegil, Ertan-İrfan, Kaya, Ülger (Ed), AB ve Kıbrıs  Bugünü ve Geleceği, Gündoğan Yayınları, İstanbul 2002<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><span>                </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="font-size: 13pt"><o:p> </o:p></span></p>

<p class="sayac_bilgi"></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukkuyuulkuocaklari.org/2008/01/her-ulkucunun-bilmesi-gerekenler/kibris-meselesi-her-ulkucunun-bilmesi-gerekenler/kibris-meselesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Küçükkuyu&#8217;da Sehitler Için Mevlit</title>
		<link>http://www.kucukkuyuulkuocaklari.org/2007/02/duyurular-ve-basin-aciklamalari/kucukkuyuda-sehitler-icin-mevlit.html</link>
		<comments>http://www.kucukkuyuulkuocaklari.org/2007/02/duyurular-ve-basin-aciklamalari/kucukkuyuda-sehitler-icin-mevlit.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Feb 2007 20:49:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DUYURULAR VE BASIN AÇIKLAMALARI]]></category>
		<category><![CDATA[HER ÜLKÜCÜ'NÜN BİLMESİ GEREKENLER]]></category>
		<category><![CDATA[KIBRIS MESELESİ]]></category>
		<category><![CDATA[SANAT VE EDEBİYAT]]></category>
		<category><![CDATA[TARİH]]></category>
		<category><![CDATA[ÇAĞDAŞ SİYASİ AKIMLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukkuyuulkuocaklari.org/?p=45</guid>
		<description><![CDATA[Ayvacik Ilçesi&#8217;ne bagli Küçükkuyu Beldesi&#8217;nde Ülkü Ocaklari ve MHP Belde teskilati tarafindan sehitler için Mevlit-i serif düzenlendi.
Sehitler için belde binasi önünde düzenlenen Mevlit-i serif de vatandaslara seslenen Küçükkuyu Ülkü Ocaklari Baskani Çetin Yildiz, Türk Milletinin vatan sevgisini imandan aldigi gerçegine inanmis ve bu ugurda ya sehit yada gazi olmayi sereflerin en büyügü saymis bir millet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ayvacik Ilçesi&#8217;ne bagli Küçükkuyu Beldesi&#8217;nde Ülkü Ocaklari ve MHP Belde teskilati tarafindan sehitler için Mevlit-i serif düzenlendi.</strong><br />
Sehitler için belde binasi önünde düzenlenen Mevlit-i serif de vatandaslara seslenen Küçükkuyu Ülkü Ocaklari Baskani Çetin Yildiz, Türk Milletinin vatan sevgisini imandan aldigi gerçegine inanmis ve bu ugurda ya sehit yada gazi olmayi sereflerin en büyügü saymis bir millet oldugunu belirterek, “Her karis topragi sehit kanlariyla sulanmis bu kutsal vatan su ana kadar hiçbir milletin esareti altina girmemis ve bundan sonrada girmeyecektir. Bizlere bu memleketi vatan olarak birakan aziz sehitlerimizi gazilerimizi, Baskomutan Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaslarini bir defa daha minnet ve sükranla aniyoruz. Türk Milleti ve bizler Ülkü Ocaklari olarak gerektiginde dün oldugu gibi bugünde, yarinda yurdumuzun neresinde olursa olsun yasadigimiz bu küçücük beldemizde dahi vatanimiza, bayragimiza, milli degerlerimize göz diken hainlere hak ettikleri dersi verecegimizden kimsenin kuskusu olmasin” dedi. Mevlit-i Serife partililerin yaninda Çanakkale Ülkü Ocaklari Baskani Gökhan Keskin ve Edremit Ülkü Ocaklari Baskani Cem Sahin ile birlikte Ayvacik, Ezine, Çan,Yenice, Gelibolu ve Gökçeada Ülkü ocaklari baskanlarinin katildi. Mevlitten sonra katilanlara tavuklu pilav ve ayran ikram edildi.</p>

<p class="sayac_bilgi"></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukkuyuulkuocaklari.org/2007/02/duyurular-ve-basin-aciklamalari/kucukkuyuda-sehitler-icin-mevlit.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
